Beklemek.
Bebekken beklemeye başlar, ölünceye değin hep bir şeyler bekleriz.
- Bebek; ihtiyaçlarının karşılanmasını,
- Çocuk; büyümeyi,
- Genç; yetişkin olmayı,
- Yetişkin; sağlıklı yaşlanmayı,
- Yaşlı; ömrünü sorunsuz tamamlamayı
bekler.
Bunlar, yaşamın çeşitli dönemlerinde beklediğimiz hemen her şeyin “genel toplamlarıdır”. Bütün beklentilerimiz bu toplamların içindedir.
Sanki dünyaya “beklemek” için gelmişizdir ve dünyadaki varlığımız “bekledikçe” sürer. Hiçbir beklentimiz olmadığında, yaşamımız da biter.
Oysa yaşamda SONRA diye bir şey yoktur. GELECEK, YARIN gibi şeyler de yoktur; geldikleri anda geçmişte kalırlar. Üstelik, geleceklerinin garantisi de yoktur. Yaşam her an sonlanabilir. Bunlar insanların uydurduğu “ZAMAN” kavramına dayalı varsayımlardır. Geçen zaman değil, bizleriz.
Ne varsa şu anda vardır ya da şu anda gerçekleşmektedir. Her şey, ister bir an ister binlerce yıl önce gerçekleşmiş olsun geçmiştir. Öyleyse önemli olan şu anda ne yaptığımız, nasıl yaşadığımızdır.
***
Kendimizden, başkalarından, yaşamdan, doğadan hep bir şeyler bekleriz.
- Kimileri, beklentilerinin gerçekleşmesi için altyapıyı hazırlar, sonucunu bekler. Başarıncaya değin yeniden, yeniden dener.
- Kimileri, kendisi gibi olanların çabalarının sonuçlarını bekler; onlardan kendi payına düşeceklerden yararlanmayı umar.
- Kimileri de her şeyi, inandıkları Tanrı’dan bekler.
“Beklemek”, hayal kurmak değildir; gerçekleşebilir arzulara dayanır. Ancak, insan, kendi iradesi dışında, başkaları öyle istediği ya da dayattığı için de bekler.
On binlerce yıl önce, doğanın bir parçası ve onunla bütünleşmiş olarak yaşayan yetişkin insanın bütün beklentileri doğa ile ilişkileri içinde karşılanıyordu. Kimsenin kimseden beklentisi yoktu. İnsanlar, hak, hukuk, adalet, mahkeme, mülkiyet, din, inanç, yönetim, savaş, barış gibi kavramlardan habersizdi.
İnsanlığın gelişim sürecinde oluşturulan ve doğadaki evrim süreciyle uyumsuz toplumsal yaşam düzeni, insanları yönetilen alttakiler / yöneten üsttekiler olarak ayrıştırırken birbirlerinden çok şeyi bekler duruma da getirdi. İnsanın doğadan beklentilerine bir de bunlar eklendi.
Üretim araçlarının, üretim biçiminin, bilimin, teknolojinin bütün gelişmelerine karşın değişmeyen bu durum, insanların çok uzak geçmişten günümüze değin yaşadığı tüm sorunların temel nedeni olmayı sürdürüyor.
Demek ki, nasıl olsa hep geliyor diye geleceğinden emin olduğumuz gelecek için her yılbaşında dillendirdiğimiz ama bir türlü olmayan isteklerimizin gerçekleşmesini, iyi dileklerde değil sorunlarımızın temel nedeni olan bu düzenin yerini alacak, doğayla barışık yeni bir toplum düzeninde aramak gerekiyor.
YAŞAMDA,
ALTTAKİLER VE ÜSTTEKİLER AYRIŞMASININ OLMADIĞI BİR TOPLUM DÜZENİNE KAVUŞMAYI BEKLEYEREK DEĞİL,
BUNUN İÇİN ÇABA HARCAYARAK VAR OLAN HERKESİN YENİ YILI KUTLU OLSUN.