Baykal’ın Mirasından Yalım’ın Havlusuna: CHP’nin Ahlakla Bitmeyen İmtihanı

Türkiye’de siyasetin hafızası, çoğu zaman bir sonraki skandalla silinen uçucu bir mürekkebe benzer. Ancak bazı isimler ve olaylar vardır ki, onlar partilerin üzerine birer ahlaki gölge gibi çöker ve ne kadar "değişim" derseniz deyin, o gölge sizi takip eder. Bugün Uşak’ta bir belediye başkanının belindeki havluyla operasyonun ortasında kalmasını veya Keçiören’deki küfürlü WhatsApp yazışmalarını konuşuyorsak; bu çürümenin tohumlarının nerede atıldığına, hangi ilkesizliğin bugünlere miras kaldığına bakmak zorundayız.

Yıl 2010. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, bir milletvekiliyle yatak odası görüntülerinin internete düşmesiyle sarsılan o günleri hatırlayalım. O dönem bu olay bir "kaset kumpası" olarak nitelendirildi, komplolardan bahsedildi. Elbette özel hayata sızmak bir suçtu, bir kumpastı; ancak asıl mesele sonrasında yaşandı. Baykal, istifasının ardından hiçbir şey olmamış gibi tekrar tekrar milletvekili seçildi, meclise girdi. Sanki CHP’nin bu ahlaki savrulmaya bir vefa borcu varmış gibi, toplumun gözünün içine baka baka o koltuklarda oturtuldu. Kimse "bu tablo, bu partinin hangi ilkesiyle bağdaşıyor?" diye sormadı; soranların sesi ise "komplo" gürültüsüyle bastırıldı.

İşte bugün Uşak’ta yaşananlar, o gün kurulan o tekinsiz sessizliğin sonucudur. Eğer dün Baykal’ın özel hayatı üzerinden partiyi rehin alan o ahlaki eşiği aşmasına göz yumduysanız, bugün Özkan Yalım’ın 21 yaşındaki üniversite öğrencisini belediye kadrosuna alıp şahsi harcamalarını halka ödetmesine şaşırmaya hakkınız yok. Eğer dün bir milletvekiliyle yaşanan o tabloyu "vefa" ile ödüllendirdiyseniz, bugün Keçiören Belediye Başkanı’nın genel başkana küfürler yağdırarak istifa ettiği o bataklığı kendiniz inşa ettiniz demektir.

Siyaset bir ahlak zemininde yükselmiyorsa, geriye kalan tek şey ihale paylaşımları, otel odası baskınları ve ekranlara sığmayan utanç vesikalarıdır. CHP, hangi ilkeyi savunuyor? Halkçılık mı, devletçilik mi, yoksa "bizimkiler yapınca kumpas, başkaları yapınca yolsuzluk" diyen o ikiyüzlü pragmatizm mi? 2010’dan 2026’ya uzanan bu hatta, partinin ahlaki süzgeci o kadar delindi ki, artık içinden rüşvetten küfre, şahsi menfaatten ahlaki çöküşe kadar her şey sızabiliyor.

Bu durumun bedelini sadece partililer değil, değişim umuduyla sandığa giden koca bir toplum ödüyor. Ahlakın siyasete kurban edildiği her gün, bir sonraki skandalın kapısını biraz daha aralıyor. Deniz Baykal’ın kasetinden Özkan Yalım’ın havlusuna uzanan bu yol, aslında bir partinin değil, bir siyasal ahlakın cenaze törenidir. Şimdi söyleyin; o çok övündüğünüz ilkeler, bu kirli mirasın tam olarak neresinde duruyor?