Meslekte altıncı ayımdayım.
Ve bu altı ay bana şunu öğretti: Basın gerçekten milletin müşterek sesi ama o ses her zaman duyulmak istenmiyor.
Gazetecilik; sadece haber yazmak değil.
Bazen görmezden gelinen bir çığlığı cümleye dökmek,
bazen susturulmak istenen bir gerçeği başlık yapmak,
bazen de “bunu yazma” denilen yerde kalemi biraz daha sıkı tutmak.
Altı ayda öğrendiğim en net şey şu oldu:
Bu meslek alkış için yapılmıyor.
Aksine çoğu zaman bedeli olan bir doğruluk hali.
Bir haberi yazarken önce vicdanını koyuyorsun masaya.
Sonra kelimeleri.
Ve en sona kendini.
Baskı var.
Sansür var.
Tehdit var.
Ama bir de susmamak var.
Genç bir gazeteci olarak şunu söyleyebilirim:
Bu mesleğin zorluğu, insanı ya eğiyor ya da dikleştiriyor.
Ben şimdilik ayakta kalmayı seçiyorum.
Bugün Çalışan Gazeteciler Günü.
Altıncı ayımdan sesleniyorum:
Basın hâlâ milletin müşterek sesi olmaya çalışıyor.
Kısık da çıksa, yorulsa da, yalnız bırakılsa da…
Ve biz, o sesi tamamen susturmamak için yazmaya devam ediyoruz.