Başarısızlık Korkusunun Kökleri

Birçok öğrenci sınava yalnızca bildikleriyle değil, kalbinin en derininde taşıdığı bir korkuyla girer: “başarısız olma korkusu”.
Bu korku, çoğu zaman sınavın kendisinden değil; öğrenci için başarısızlığın ne anlama geldiğinden doğar. Çünkü bazı çocuklar için kötü bir not, yalnızca ders çıkarılması gereken bir sonuç değil, “yetersizim”, “değersizim” ya da “ailemi/öğretmenlerimi/sebdiklerimi hayal kırıklığına uğrattım” anlamlarına gelebilir.


Oysa bir sınav sonucu, bir insanın değerini belirleyen bir ölçü değildir. Eğitim, yalnızca doğru cevapları bulmayı değil; hatalardan öğrenmeyi, sabretmeyi, yeniden denemeyi ve tüm bunlar olurken insanın kendini geliştirmesini içeren bir süreçtir. Ancak kimi zaman öğrenciler, başarıyı ya da başarısızlığı bir sayıya veya bir nota indirgeyen bir sistemin içine hapsolmuş bir durumda kendi kendilerini bulabiliyorlar... Bu durum da sınavların bilgi ölçme aracından çok, bir korku ve baskı kaynağına dönüşmesine neden olmakta…


Bu nedenle öğrencinin başarısızlık korkusunu ve sınav kaygısını anlamak için yalnızca öğrencinin çalışma alışkanlıklarına değil, onun kendisini nasıl gördüğüne ve çevresinden aldığı mesajlara da bakmak gerekir. Çünkü bir çocuk, başarısız olduğunda destek göreceğini hissediyorsa sınavdan korkmaz; aksine sınavları gelişmek için bir fırsat olarak görür. Dikkat edilmesi gereken bazı kısımlara beraber bakalım:


Başarı Eşittir Değer Yanılgısı


Çocukluk döneminden itibaren birçok öğrenci, etrafından farkında olmadan şu mesajı duyar: “Başarılıysan değerlisin.”
Evde alınan yüksek notlar alkışlanır, düşük notlar ise sessizlikle ya da eleştiriyle karşılanır. Okulda madalya alanlar kürsüye çıkartılır,... Bu tutumlar çocuğun zihninde şu inancı pekiştirir: “Sevilmek için başarılı olmalıyım.”
Oysa not, yalnızca bir ölçüm aracıdır çocuğun kim olduğunu, çabasını ya da potansiyelini bütünüyle yansıtmaz. Fakat notlara anlam yüklenip değere dönüştüğünde, kaygı artık öğrenmeyi destekleyen bir ihtiyaç olmaktan öte korkunun ürünü haline gelir ve öğrencinin elini kolunu bağlar...


Rekabet Kültürü ve Görünmeyen Baskı


Ülkemizde eğitim sistemi çoğu zaman bir yarış gibi işlemekte…
Sınav sonuçları, sıralamalar, başarı listeleri; hepsi çocuklara sürekli bir mesaj veriyor:
“Diğerlerinden daha iyi olmalısın.”
Bu da çocuğu öğrenmeye değil, kıyaslamaya yöneltiyor.
Rekabet odaklı ortamda çocuk, kendi gelişimine değil, başkalarının hızına ve kendinin geride kalmışlığına odaklanır. Ve o noktada sınav artık bilgi sınavı olmaktan çıkar; özdeğer sınavına dönüşür. Araştırmalar gösteriyor ki, yüksek rekabet ortamlarında yetişen öğrencilerde başarısızlık korkusu, düşük benlik saygısı ve depresif duygu durumları daha yaygın görülüyor (Putwain & Daly, 2014).


Korkunun Görünmeyen Sonuçları


Başarısızlık korkusu taşıyan öğrenciler -paradoksal biçimde- genellikle çok çalışır ama performanslarını tam gösteremez.
- Sınavda bildiğini unutabilir,
- Risk almaktan kaçınır,
- Yeni şeyler denemekten korkar,
- Hata yapmamak için çaba harcarken öğrenme sürecini sekteye uğratır.
Yani korku, başarıyı garanti etmez; tam tersine başarının önündeki en görünmez engellerden biridir.


Veli ve Öğretmene Düşen Görev


- Süreci övün, sonucu değil: “Ne kadar çalıştığınla gurur duyuyorum” demek, “Kaç aldın?” demekten çok daha destekleyicidir.
- Kıyaslamadan kaçının: Çocuğu başkalarıyla değil kıyaslamayın. Çocuğun hayalleri için eyleme geçmesini vurgulayın ve destekleyin.
- Hatanın normal olduğunu gösterin: “Yanlış yapmak öğrenmenin parçası” mesajı, korkunun kökünü zayıflatır.
Son Söz
Başarısızlık korkusu, sevgiyle koşullandırılmış başarı anlayışının gölgesinde büyür. Çocuklara en büyük hediyeniz, başarısız olsalar da sevildiklerini -yani koşulsuz sevgiyi- hissettirmek olmalıdır. Çünkü korkudan özgürleşen çocuk, sadece sınavda değil, hayatta da daha güçlü durur.