Bahşiş Değil, Hakkın Teslimi

Bayram yaklaştıkça Türkiye’de değişmeyen bir gündem maddesi daha raftan indiriliyor: Emeklinin bayram ikramiyesi. İki emekli bir araya geldiğinde hal hatırdan sonra konuşulan ilk konu artık torunlar değil, “Bu bayram kaç lira verecekler?” sorusu oluyor.
İlk verildiği yıllarda gerçekten “ikramiye gibi ikramiye” olan ödeme, bugün ne yazık ki adının ağırlığını taşımıyor. İkramiye insanı sevindirmeli, nefes aldırmalı, bayramı bayram gibi yaşatmalı. Oysa bugün verilen tutar, birkaç faturayı kapatmaya bile zor yetiyor. İkramiye olmaktan çıktı, adeta sembolik bir “bahşişe” dönüştü.


Türk Dil Kurumu’na göre ikramiye; çalışanlara kazançtan pay olarak verilen aylık dışı paradır. Emekliye verilen bayram ikramiyesinin amacı da yıllar içinde oluşan gelir kayıplarını bir nebze telafi etmekti. Gelinen noktada ise bu ödeme, enflasyon karşısında hızla eriyerek anlamını büyük ölçüde yitirdi.
Bu tablo yalnızca sokaktaki emeklinin şikâyeti değil. Aşkın Genç, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada bayram ikramiyesinin artık emekliler için bir destek olmaktan çıktığını vurguladı. Bütçe verileriyle ikramiye tutarını yan yana koyarak çarpıcı bir karşılaştırma yaptı. Genç, görüşlerini yaptığı hesaplamayla şöyle değerlendirdi:
“Şimdi bazı rakamları yan yana koyalım ki milletin yaşadığıyla, devletin rakamları arasındaki uçurum görünsün. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre 2026 Ocak ayında merkezi yönetim bütçe açığı 214,5 milyar lira. Bu ne demek biliyor musunuz? Ocak ayındaki açık, günde yaklaşık 6,9 milyar lira, saatte 288 milyon lira, dakikada 4,8 milyon lira, saniyede yaklaşık 80 bin lira demek. Saniyede 80 bin lira… Yani devletin bütçe açığı her saniyede yaklaşık 20 emeklinin bayram ikramiyesi kadar büyüyor. Emekliye ‘4 bin lirayla idare et’ diyen anlayış, saniyeler içinde 20 emeklinin ikramiyesini yutan bir bütçe gerçeğiyle yüzleşmek zorundadır.”


Merkezi yönetim bütçe açığının saniyede on binlerce lira arttığı bir tabloda, emekliye “4 bin lirayla idare et” demenin vicdani bir karşılığı olabilir mi?
Rakamlar soğuktur ama hayat sıcaktır. Bütçe açığını saniyeye böldüğünüzde ortaya çıkan tablo ile mutfakta kaynayan tencere arasında derin bir uçurum var. Devletin gelir-gider dengesi ayrı bir tartışma konusu olabilir; ancak emeklinin geçim dengesi artık sürdürülebilir olmaktan çıkmış durumda.
Enflasyon gerçeği ise hâlâ hayatımızın en yakıcı başlığı. Yıllardır “kararlılıkla mücadele” cümleleri duyuyoruz. Fakat çarşıda, pazarda, kirada ve faturada hissedilen tablo farklı. Beklentiler daha yılın başında yukarı revize ediliyorsa, vatandaşın geleceğe güvenle bakması nasıl mümkün olacak?


Toplumun tasarruf eğilimleri de bu güvensizliğin aynası. “Elime para geçse ne yaparım?” sorusuna verilen cevaplarda altın ve gayrimenkul açık ara önde. Kimse üretime, uzun vadeli yatırımlara ya da finansal araçlara güvenle yönelmiyor. Çünkü herkes parasını enflasyona karşı koruma derdinde. Bu tablo bile başlı başına bir ekonomik alarmdır.
Bugün açlık sınırının on binlerce lirayı aştığı, yoksulluk sınırının üç haneli rakamlara dayandığı bir ülkede emekliye verilen bayram ikramiyesi gerçeklikten kopuk kalıyor. Eğer bu ödeme gerçekten “ikramiye” olacaksa, en azından asgari ücret düzeyine yakın bir seviyede olmalı ki bir anlam ifade etsin. Aksi halde bayram öncesi verilen bu para, sadece borç erteleme aracına dönüşmeye devam edecektir.


Özetle;
Televizyon ekranlarında gördüğümüz, pazarda fileyi yarım doldurup kasada hesabı tekrar tekrar yapan emekliler “algı” değil, gerçeğin ta kendisi. Bugün birçok ailede emekli maaşı temel geçim kaynağı olmaktan çıktı; çocuklar ve torunlar aile bütçesine katkı arayışına girdi.
Belki de mesele sadece bayram ikramiyesi değildir. Asıl mesele; maaş bağlanma oranları, yıllarca ödenen primlerin karşılığı, refah payı ve intibak düzenlemeleridir. Yıllarca tavandan prim ödemiş, on binlerce gün çalışmış bir insanın bugün yoksulluk sınırının çok altında bir gelire mahkûm edilmesi sosyal adaletle bağdaşır mı?
Emekli sadaka istemiyor. Emekli, yıllarca ödediği primin, verdiği emeğin, ürettiği değerin karşılığını istiyor.
Bayram yaklaşırken asıl soru şu: Emekliye verilen para bir “bahşiş” olarak mı kalacak, yoksa gerçekten hakkın teslimi mi olacak?
Cevap, sadece bütçe tablolarında değil; vicdanlarda saklı.