ASIL MESELE HAYDAR MI?

Abbas SATIR

Çankaya Belediyesi’nin koyduğu park bankı, o gün adeta “açık hava muhtarlığına” dönüşmüştü. Mahallenin eski muhtarı, bankın tam ortasına kurulmuş, etrafına dizilen mahallelilerle bayramlaşıyordu.

Sanki muhtarlık binası değil de park bankı seçimle alınmıştı.

Zaten uzun yıllar mahallede işler iyi gitmiyordu.

Eski Muhtar İhtiyar Heyeti zamanında mahallelinin, tüm yolları delik deşik olmuş, kaldırım taşları yamulmuş, kar ve yağmurlarda yollar yürünemez olmuştu.

Sokak lambaları yanmıyor, üstelik sular da akmıyordu.

Bunun üzerine mahalle halkı “Yeter artık” deyip olağanüstü seçime gitmiş, muhtarı değiştirmişti.

Yeni muhtar, göreve gelir gelmez, mahallenin tüm sorunlarını gidermiş, mahalleyi pırıl pırıl yapmıştı.

Ama bizim eski muhtar kolay teslim olacak biri değildi.

Muhtarlık seçimlerinde “hile” olduğunu ileri sürüp Mahkemeye başvurdu.

Mahkeme kararıyla, yanında polisler eşliğinde muhtarlığa geri döndü. Yıllardır özlediği koltuğa yeniden kavuşmuştu.

Gazeteciler de parkta oluşan kalabalığı görünce merak edip koşmuştu. Çünkü eski muhtar eskiden mahalleliye konuşmazdı. Sadece ara sıra X hesabından sisli videolar paylaşır, fonda dramatik müzik eşliğinde “Hak, hukuk, adalet…” yazardı.

Bir ara Ulus’tan Anıtkabir’e kadar yürümüşlüğü de vardı. O yürüyüşten sonra mahallede üç gün bedava çay dağıtılmıştı.

Gazeteciler sorulara başladı.

— “Muhtarlık binasına neden polis zoruyla girdiniz?”

Eski muhtar gözlerini uzaklara dikti.

— “Mahallemizin itiraz kültürü vardır. Bu kültür mahallemizi diri tutar.”

Bu cevap üzerine parkta bulunan emekli Hüseyin Amca, yanındakine eğilip:

“Benim tansiyon da bu kültür yüzünden diri kaldı,” dedi.

Gazeteciler devam etti:

— “Eski İhtiyar Heyeti ile bayramlaşır mısınız?”

— “Olur tabii. Niye olmasın? Biz düşman değiliz ki. Aynı muhtarlıkta görev yapan kişileriz.”

Bu söz üzerine mahalledeki bakkal fısıldadı:

“Düşman değiller ama birbirlerini görünce Wi-Fi gibi çekim gücü düşüyor.”

Sorular ilerledikçe cevaplar daha da sislenmeye başladı.

— “Yeni seçim olacak mı?”

— “Seçimsiz muhtarlık yönetilebilir mi? Tabii yapacağız. Yalnız mahkemeden yazı bekliyoruz.”

— “Ne zaman gelir?”

— “Bilmiyorum.”

— “Hukukçular ne diyor?”

— “Onu da bilmiyorum.”

Gazeteciler kısa süreli bir sessizlik yaşadı. Çünkü mahallede herkesin her konuda fikri vardı ama kimsenin hiçbir şey bilmemesi ilk kez bu kadar açık söyleniyordu.

Eski muhtar konuşmaya devam etti:

— “Ben hukukçu değilim. Dava nedir, süreç nedir bilmiyorum. Nasıl olduysa bize bir karar geldi, biz de uyduk.”

Tam ortam yumuşamıştı ki gazeteciler asıl bombayı patlattı:

— “İhraç listeleri hazırlanıyor deniyor. Doğru mu?”

Muhtar derin bir nefes aldı. Yüzünde bilge bir ifade vardı.

— “Onu hukukçular biliyor. Ben bilmiyorum”

Oyunun tek kuralı vardı: Her soruya “Onu hukukçular biliyor” diye cevap vermek.

Son soru geldi:

— “Söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?”

Eski muhtar bir anda ciddileşti. Park sessizleşti. Daha önce gülümseyen yüz birden gerginleşti

Ve tarihi cümleyi kurdu:

— “Var tabii… O HAYDAR’ın muhtarlıkta ne işi var?. Bana daha önce oy vermediğini söyledi.

İstemiyorum!”

İşte o an herkes gerçeği anladı. Mahallenin bütün meselesi; kaldırımların yamukluğu, yolların bozukluğu, susuzluk, seçim, hukuk, demokrasi falan değildi…

Asıl mesele HAYDAR’dı.