ANNEM… SIRADIŞI BİR GÜN

14.12.2022, Saat: 16.55 günün aydınlık saati ama bize kararan bir gün

Ölüm: Bazen karşınızda kanlı canlı duran bir bedenin hissettirdikleridir. Bazen kırılan bir aynada bütünlüğü bozulmuş bir yüzdür. Bazen bedenin kaybolmasıdır. Bazen de kaybolan bedenin hiçbir zaman belki de son nefesinize kadar bilincinizde kalmasıdır. Bu kaybolan beden derken elbette ölümden söz ediyorum. Bu beden sizi bazen huzura boğar, bazen de özlemiyle yakıp kavurur. Hayalleriniz ne kadar gerçekçi olursa olsun artık duygudan düşünceden öteye geçmeyen/geçemeyen bir olgudur yaşadıklarınız.

Bunu insan ancak yaşayarak anlayabilir. Yaşamadan anlamak, duygudaşlık yapmak ancak romanlarda, öykülerde, şiirlerde ve felsefede kendine yer bulabilir.

Bu hafta yazımı üç yıl önce aramızdan ayrılan ve sözünü ettiğim an’ı yaşatan annem için yazıyorum. Umarım ve dilerim ki siz okuyan dostlarımı, takipçilerimi sıkmam ya da üzmem. Bu kaygıyla yazımı da çok uzatmayacağım.

Her gün bir umutla kapısında nöbet tutmaya gittiğimiz, gün içinde birkaç dakika da olsa makineye bağlı bedeninin devinimini gördüğümüz, bazen rutin bazen sık sık nefes alıp vermesini umuda dair “hayra yorduğumuz” sıradan günler iken, sıradan bir hastaneyken.

Bugün; Saat on altı elli beşte, artık sıra dışı bir gün, sıra dışı bir yer.

Umutların yıkıldığı, kaygıların sıfırlandığı, sana dair, geçmişin iyi ya da kötü anılarının çetelesinin tutulduğu, en çok da yarına dair hayallerin yıkıldığı bir gün oldu.

Her ne kadar aklımızda olumsuzluklar taşısak da umudun bir anda acıya dönüşmesinin insanda yarattığı tahribatı yaşadık.

Kimseyi kırmayan, incinse de incitmeyen “onu da öyle kabul et, bilse iyisini yapar, bilse iyisini söyler” diyerek en olumsuz zamanlarda bile hoşgörüyü ve sabrı birkaç kelimeyle donatarak/süsleyerek çevresindekileri telkin eden annem…

Tanıyanların bildiği annem, benim sözüm seni tanımayanlara dair buna da kızma olur mu? “Bilen biliyor oğlum, bilmeyen de zaten bilmez, yorma çeneni” deme. Benim sözüm seni hiç görmeyen, hiç tanımayan dostlarıma.

Biliyorum, “Şimdi dingin gövdende uğultuyla büyüyen sessizlik” doğaya can veriyor. Devrin daim oluyor. Işıklar içinde uyu, yanakları al al, çok az gülsen de gülünce yüzünde güller açan güzel annem.

Anılarının ışığında, her gün daha da derinleşen özlemin içimde büyüdükçe büyüyor.

Çözüm mü? Fotoğraflarına bakmak. Çekildiği an’ı, yeri ve zamanı, konuştuklarımızı hatırlamak, hasret acını gözyaşlarımla dışarı atmaya çalışmak. Ne kadar mı? Olabildiği kadar.

Toprağında rahat uyu, yaşam boyu en çok acılara maruz kalmış, haksızlıklara karşı direnmiş, zor günlerimde evladı olarak en çok benim yanımda olmuş, umudu şiar edinmiş, iyilik elini, sevgi dilini hiçbir zaman yaşamında eksik etmemiş annem. Annem, annem…