Ancak ortaya çıkan tablo, Ankara’nın su sorununun birkaç günlük yağışla çözülebilecek kadar basit olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, mevcut koşullarda su kesintilerinin şimdilik gündemden çıktığını ifade ediyor. Ne var ki uzmanlar ve resmi veriler, yağışların süreklilik kazanmaması halinde su krizinin yeniden kapıya dayanacağına işaret ediyor.
Çünkü asıl belirleyici olan, barajlardaki toplam su miktarından ziyade kullanılabilir suyu ifade eden aktif doluluk oranı.
Ankara’nın içme suyu ihtiyacını karşılayan Akyar, Çamlıdere, Eğrekkaya, Kesikköprü ve Kurtboğazı barajlarına ait veriler dikkat çekici bir gerçeği ortaya koyuyor. ASKİ tarafından paylaşılan son rakamlara göre toplam doluluk oranı yüzde 12,42 seviyesinde bulunurken, aktif doluluk oranı yalnızca yüzde 1,24.
Bu oran, geçen yılın aynı döneminde yaklaşık yüzde 20 düzeyindeydi. Bir yıl içinde yaşanan bu dramatik düşüş, Ankara’nın neden “su alarmı” verdiğini açıkça ortaya koyuyor.
Su rezervleri hızla azalırken, tüketim alışkanlıklarında kayda değer bir değişim yaşanmaması krizi derinleştiriyor. ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın da dile getirdiği üzere, deprem sonrası Ankara’nın nüfusu yaklaşık 1 milyon kişi arttı. Bu artışa, kayıp-kaçak oranları ve suyun bilinçsiz kullanımı da eklendiğinde, mevcut altyapının üzerindeki baskı daha da artıyor. Tasarruf kültürünün yeterince yerleşmemiş olması, sorunun yalnızca idari değil toplumsal bir boyutu olduğunu da gösteriyor.
Ankara’daki su krizi, kısa sürede teknik bir sorun olmaktan çıkarak siyasi bir tartışma alanına dönüştü. Son dönemde yaşanan gelişmeler, özellikle Mansur Yavaş’ın hedefe oturtulduğu bir süreci beraberinde getirdi. Cumhurbaşkanlığı seçimleri bağlamında muhalefetin olası adayları arasında adı geçen Yavaş’ın, ilerleyen süreçte “Ankara’yı susuz bırakan belediye başkanı” söylemiyle yıpratılmak istendiği yorumları kamuoyunda sıkça dile getiriliyor.
Tartışmanın bir diğer boyutu ise “Suyu kim getirecek?” sorusunda düğümleniyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Devlet Su İşleri (DSİ) ile Ankara Büyükşehir Belediyesi arasında karşılıklı suçlamalar dikkat çekiyor. ABB, DSİ’yi projelere zamanında yanıt vermemekle eleştirirken; DSİ ise içme suyu temininin yasal olarak belediyelerin sorumluluğunda olduğunu vurguluyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı, 8 Ocak’ta resmi internet sitesinde yayımladığı açıklamada, Ankara’daki su sorunundan tamamen ABB’yi sorumlu tuttu. Bakan İbrahim Yumaklı’nın “Vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu içme ve kullanma suyunu sağlama görevi belediyelere aittir” sözleriyle başlayan açıklama, sorumluluğun başka kurumlara atılmasının kabul edilemez olduğu vurgusuyla devam etti.
Buna karşın, bakanlığın yalnızca bir gün önce yayımladığı başka bir açıklamada, MHP yönetimindeki Gümüşhane Belediyesi’ne yapılan 1,4 milyar liralık su altyapısı yatırımı “dev yatırım” olarak duyuruldu. Açıklamada, 54 bini aşkın vatandaşın temiz ve sürdürülebilir içme suyuna kavuşacağı belirtilirken, Gümüşhane’ye içme suyu isale hattı ve arıtma tesisi kazandırılacağı ifade edildi. Bu iki yaklaşım arasındaki fark, kamuoyunda “hizmette parti ayrımı” tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Ankara’da yaşanan su krizi, yalnızca yağmur ve kar miktarıyla açıklanabilecek bir mesele olmaktan çıkmış durumda.
İklim koşulları, nüfus artışı, altyapı yetersizlikleri, tasarruf bilincinin eksikliği ve kurumlar arası yetki tartışmaları, sorunu çok boyutlu hale getiriyor. Kalıcı bir çözüm için siyasi polemiklerin ötesine geçilmesi, merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin iş birliği içinde uzun vadeli ve sürdürülebilir politikalar üretmesi artık bir zorunluluk olarak karşımızda duruyor.