Sevgili Okur,
Vae victis.
Latince bir ifade. Tarihte, Gal lideri Brennus tarafından söylendiği aktarılır. Anlamı nazikçe “Yenilenlerin vay haline!” demek olsa da ben Seneca’nın okuduğum Ruh Dinginliği Üzerine, Hoşgörü Üzerine kitabındaki “altta kalanın canı çıksın” çevirisine sahip çıkacağım. Bu çeviri bizim topraklara daha bir yakıştı gibi geliyor bana. Belki de şu aralar yağmur kokusundandır, bilmiyorum.
Malum, insanın oyuncağı olan dünya yine bilmem kaçıncı savaşın içinde nefes almaya çalışıyor. Savaş üzerine ne acı barut kokulu teoriler yazılır. Zaten yurdumun televizyonlarını şöyle ucuyla izlediğin zaman, Coşkun Aral’ı savaş muhabirliğinde kıskandıracak mertebeye erişebilirsin.
Ama mesele savaşın kendisi değil.
Mesele, savaşın ekonomisi.
Bir boğaz sıkıldıkça yine millete kemer sıkmalar kutusundan çıkıyor. Kemer delme aleti de yok; milletin bir bölümü ete hasret, kemerinde yer açmaya çalışıyor. Vae victis.
Şimdi biraz da ekonomiye bakalım.
Gelinen noktada nakde ihtiyaç hiç olmadığı kadar hayati. Piyasada para yok; sadece adı dolaşıyor. Finansal kriz var denilecek gibi oluyor, bir bakıyorsunuz gol oluyor ve dünya kupasına gidiş kutlamaları başlıyor.
Son bir aydır projelerde konuştuğumuz tek şey finans.
Bugün bir hastane projesi otomasyon işi için sözleşme imzalamaya gittim. Henüz yenmemiş iki dilim Hacı Baba baklavası iştahımı kabartmak için beni süzerken, ben kan ter içinde Atatürk’ün İstanbul Hükümeti’ne çektiği telgraflar gibi sözleşmeleri imza ediyordum.
Proje için üç günde anlaştık ama sözleşme süreci on üç gün sürdü. Hatta ön muhasebeyle ilgilenen personelim “bu sözleşmeye nasıl imza atacağız, şartlar ağır” dedi. Ama bu şartlarda piyasada kalmak daha ağır bastı. İmzaladım, gitti.
Çünkü bugün mesele şu:
Altta kalmamak.
Ödeme şartları pazarlığı artık işin merkezinde. Finans, her şeyin dengesi. Tahsilat, şirketlerin ekonomi özelinde ibadeti gibi; her gün kontrol edilmesi gereken bir denge. Aksi halde boğaza uzun vadeli bir çek kaçıyor.
İşte dünya yine alışık olduğu savaş ikliminde insanlığı seyrediyor.
Ben hümanist bir yerden bakıp “kimsenin canı çıkmasın” demek istiyorum ama gerçek şu:
Birileri altta kalıyor.
Belki mesele tam olarak bu.
Altta kalmamak.
Ama altta kalmamak için neyi feda ettiğini de unutmamak.
Kimse altta kalmasın.
Ve kimsenin canı çıkmasın.
Sağlıcakla.