Altı Yıllık Bir Uyku ve Aniden Parlayan Devlet Aklı

Devlet isterse, o meşhur devlet aklı devreye girince nelerin bir gecede çözüldüğünü, hangi kör düğümlerin anında çözüldüğünü hepimiz çok iyi biliyoruz. Gülistan Doku dosyası altı yıl boyunca tozlu raflarda, Munzur’un soğuk sularının dibinde değil, aslında birilerinin vicdanının o zifiri karanlık dehlizlerinde bekletildi. Bugün dönemin valisi, polisi, teknik personeli birer birer kelepçelenip adliyeye taşınırken akıllara gelen tek bir soru var: Madem bu düğüm bu kadar kolay çözülecekti, altı yıldır bu aileyi ve bu milleti neden bu cinnetin içine hapsettiniz?

Asıl mesele bugün tutuklanan üç beş memur ya da bir vali değildir. Asıl mesele, o gün bu olayın üstünü örten, her şeye baktık bir şey çıkmadı diyerek kameraları sildiren, baz kayıtlarını buharlaştıran o devasa ve organize koruma kalkanıdır. Dönemin İçişleri Bakanı’ndan Cumhuriyet Savcısına kadar, bu dosyayı bile isteye çıkmaza sürükleyenlerin bugün biz üzerimize düşeni yaptık masallarına kimse inanmıyor. Eğer bugün bir vali beş ayrı suçtan tutuklanabiliyorsa, o gün o valinin omuzuna el koyup devam et diyenlerin, süreci akamete uğratanların sorumluluğu nerede başlıyor? Neden bu felakette payı olan üst düzey isimler bugün hala soruşturmaların kıyısında bile geçmiyor?

Bu memlekette 24 yıldır kendilerini ülkenin mutlak efendisi, her şeyin sahibi sananların, devleti kendi partizan çıkarları ve kişisel bagajları için bir kalkan gibi kullanmalarının ağır faturasıdır bu. İşlerine gelince uçan kuştan haberdar olan o kudretli yapı, bir genç kızın yok oluşunu altı yıl boyunca bir film izler gibi izlemekle yetindi. En acısı da, bu çürümüşlüğü görüp de ne yaparlarsa yapsınlar arkalarındayız diyerek bu adaletsizliğe alkış tutan o sağır ve dilsiz seçmen kitlesidir. Adaletin yerini hamasete, vicdanın yerini parti aidiyetine bıraktığı bir yerde devlet büyük değil, sadece hantal ve cüsseli görünür. Büyük ülke olmak sözle değil, okyanus ötesine diklenmekle değil, kendi evindeki adaleti titizlikle korumakla olur.

Yüz yıl hatta iki yüz yıl sonra bile bu dosya Türkiye Cumhuriyeti tarihinin alnında kapkara bir leke olarak kalacaktır. Tıpkı Metin Külünk vakasında gördüğümüz o şahsi hırsların devleti el kapısında mektup yazar hale getirmesi gibi, Gülistan Doku davasındaki bu örtbas çabası da kurumsal haysiyetimizi yerle bir etmiştir. Dün kızdığımız, egemenliğimize dil uzatıyor dediğimiz Tom Barrack gibi yabancı figürlerin bu topraklarda neden monarşi hayalleri kurduğunun, neden bizi bir kabile devleti gibi gördüğünün temelinde işte bu haysiyetsiz ve onursuz davranışlar yatıyor. Adamlar dışarıdan bakınca burada bir hukuk devleti değil, şahısların ve zümrelerin keyfi hüküm sürdüğü bir yapı görüyorlar. Altı yıl sonra gelen bu temizlik operasyonu, adaletin tecellisinden ziyade, artık o kokuşmuş suç ortaklığının taşınamaz hale geldiğinin bir itirafıdır.