Altı Sıfırı Silince Oldu mu?

Türkiye, 2005 yılında parasından altı sıfırı attığında yalnızca banknotlar değişmedi; parayla kurduğumuz ilişki de köklü biçimde dönüştü. O dönem Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’ın yürüttüğü programla hayata geçirilen bu adım, aradan geçen yirmi yıla rağmen toplumun hafızasında hâlâ tam olarak yerine oturmuş değil.
Bugün sokağa çıktığınızda bunu açıkça görüyorsunuz. Yaşı altmışı, yetmişi aşan geniş bir kesim, aldığı 20 bin liralık emekli maaşını “20 lirayla ne yapılır ki?” diye yorumluyor. Kimine göre bu para 20 milyon, kimine göre 20 milyar. Yani rakamlar değişmiş olsa da zihinlerdeki ölçü birimi hâlâ eski Türk Lirası.


Bu zihinsel karmaşa, yalnızca gündelik harcamalarda değil, büyük yolsuzluk iddialarına verilen tepkilerde de kendini gösteriyor. “Bir milyon götürmüş” dediğinizde, karşınızdaki “Biz o parayla eskiden helaya gidiyorduk” diyerek meseleyi küçültüyor. Milyarlar konuşulmaya başlandığında ise hesap tamamen dağılıyor. Hele bir de dövizle kıyas yapılıyorsa, film orada kopuyor.
Kadınların parasal değerlendirmesi çoğu zaman daha somut: bir makara iplik, bir yumak yün ya da bir metre kumaş üzerinden. Büyük meblağlar, gündelik hayatın küçük ölçülerine indirgeniyor.


Oysa bu ülkede yıllardır yolsuzluk haberleri eksik olmuyor. Buna rağmen toplumda güçlü bir tepki oluşmuyor. Köyüyle bağını koparmamış, vaktini hâlâ kahvehanelerde geçiren biri olarak bu sohbetlere kulak verdikçe insanın içi sızlıyor. Çiftçi gübreye, ilaca, motorine ödediği parayı eskiyle kıyaslıyor ama gerçek yoksullaşmayı tam olarak idrak edemiyor. Hayat pahalılığının nedenini görmekte zorlanıyor, anlatılanlara da çoğu zaman inanmıyor.


Elbette paradan sıfır atmak yalnızca Türkiye’ye özgü bir uygulama değil. Yüksek enflasyon yaşayan birçok ülkede bu adım, istikrar programlarının bir parçası olarak hayata geçirildi. Latin Amerika ülkeleri bu konuda başı çekti. Arjantin ve Brezilya, 1960’lardan itibaren defalarca parasal reform yaptı. Fransa, İsrail, Ukrayna, Rusya ve Bulgaristan da farklı dönemlerde benzer uygulamalara gitti. Almanya ise 1923 ve 1948 reformlarıyla bu süreci en başarılı yöneten ülkelerden biri oldu.


Bunların için Brezilya örneği ibretliktir. Brezilya, 1695 yılında Reis adıyla piyasaya sürülen ilk parasını, 1942 yılında üç sıfırını atarak yeni para birimi Cruzeiro’ya dönüştürülmüş, daha sonra ise söz konusu paradan 1965, 1986, 1989, 1990, 1993 ve 1994 yıllarında toplam 15 sıfır atılmış; 5 kez de adı değiştirilmiş. Özellikle 1986 ve sonrası istikrar programları parasal reform niteliği taşıması nedeniyle parasından sürekli olarak sıfır atmış, ancak siyasal otoritelerin politikaları uygulamadaki eksikliği ve yetersizliği paraya yeni sıfırların hızla ilave edilmesini zorunlu hale getirmiş, ülke yeniden enflasyon sarmalına girmişti.
Türkiye’de de paradan sıfır atma fikri ilk kez 1980’li yıllarda gündeme geldi. Özal’dan Çiller’e, Erbakan’dan Ecevit’e kadar birçok hükümet bu konuyu masaya yatırdı ancak somut adım 2005’te atılabildi. Altı sıfır silindi, bir yıl “Yeni Türk Lirası” kullanıldı ve ardından bugünkü banknotlara geçildi. Yeterli oldu mu? Ekonomide yaşanan sıkıntılar, halkı yıllardır sarıp sarmalayan enflasyon sorunu aşılabildi mi? Bugünümüze baktığımızda, bu çabanın sonuçları bir avuç zenginin dışında kalan neden bu ülkenin vatandaşlarına yansımadı.


Özetle;
Bugün 500 ve 1000 liralık banknotların yeniden gündeme gelmesi, ister istemez Brezilya ve Arjantin örneklerini hatırlatıyor. Eski parayla yeni para arasında sıkışıp kalan, “bir milyonla helaya gittiği” günlerin hesabını zihninde hâlâ kapatamayan bir toplumun, yaşanan ekonomik tabloyu sağlıklı biçimde değerlendirmesi ne kadar mümkün, varın siz düşünün.
Altı sıfırı silmek yetti mi?
Bence; asıl soru hâlâ yerinde duruyor.