Geçtiğimiz günlerde Tayvan, aslında tüm dünya inanılmaz bir olaya ev sahipliği yaptı. Hayran olduğum ve yakından takip ettiğim, gelmiş geçmiş en iyi solo kaya tırmanışçısı Alex Honnold’a.
Tartışmasız tarihin en iyi solo tırmanışçısı Honnold, dünyanın en yüksek ikinci binası olan “Taipei 101” gökdelenine yaklaşık 1,5 saat gibi bir sürede hiçbir koruma, güvenlik sistemi ve “halat” olmadan tırmandı. İp yok. Paraşüt yok. Ağ yok. Sanırım bu izlediğim en müthiş şeydi. Nutkum tutuldu diyebilirim. Böylesine bir irade, direnç, motivasyon, disiplin, özgüven, istikrar, kararlılık ve muazzam başarı karşısında büyülenmemek mümkün değil. Ve elbette eninde sonunda en büyük hayalini gerçekleştiren bir irade; büyük saygı, sevgi ve prestiji hak ediyor.
Yosemite Millî Parkı’ndaki El Capitan’a serbest solo tarzında tırmanan ilk kişi olan bu müthiş sporcu, başarılarına ve dünya üzerindeki ilklere bir yenisini ekledi. Her bir bölmede oldukça zorlu ve tehlikeli bölümlerin yer aldığı çelik ve camdan oluşan 509 metre yüksekliğindeki devasa gökdelen, elbette kaya tırmanışından çok farklı şekilde, soğuk ve tutucu özelliği olmayan bir malzeme üzerinde dikey bir şekilde tırmanmayı gerektiriyor.
Tayvan kültüründe ejderha koruyucu güç olarak görüldüğünden, gökdelenin köşelerinde 10 tane ejderha figürüne yer verilmiş. 10 ejderha, diğer zorlu problemlerin yanında, Alex için 10 ekstra büyük problem demek. Öyle ki bu anlarda Alex’in gösterdiği insan üstü çaba ve performansı görmek kalbimi neredeyse yerinden çıkartacaktı. Alex, elbette ki, hiçbir kaya tırmanışında bu inanılmaz kavisli ve dokusuz malzemeden meydana gelen ejderha ile karşılaşmamıştı. Yaratıcılık ve zeka da gerektiren bir bulmacaya benzeyen bu platform, Alex’in ilk defa karşılaştığı bir yapı. Normalde ellerimin terlediği pek olmamıştır. Ancak bu tırmanışı, bir saatten fazla bir süre izlerken ellerimin nasıl terlediğini görmek, adrenalin nasıl arttığına şahit olmak demek. En ufak bir hatanın ölümcül bir sonuca yol açabileceği türde hayati bir riske siz de şahitlik yapıyorsunuz. 509 metre boyunca dikine yol almanız gerektiğini düşünün. Bu esnada ilerledikçe artan müthiş bir rüzgar var. En ufak detaylara dikkat etmeniz gerektiği gibi rüzgarın itme gücüne de çok dikkat etmelisiniz. Bir yanlış hamle belki rüzgarın sizi uçurmasına bile neden olabilir. Çok denklemli bir problemi çözmek gibi. Gökdelen çeşitli kısımlardan oluşuyor ve her bir farklı kavis ve ayrıntıda bedeni nasıl hareket ettirmeniz gerektiğini ne çok yavaş ne çok hızlı bir kondisyonda karar verip harekete devam etmeniz gerekmekte. Milyonlarca küçük hareket. Belki milimlik ama hayati her bir hareket en sonunda muazzam tepe noktasına ulaştırıyor. Tek kelimeyle inanılmaz.
Alex, dünyadaki bu ilk başarıya bu hafta imza attığında, en büyük hayalini başardığında 40 yaşındaydı. Bugüne hazırlandı. Her gün saatlerce zorlu antrenmanlar yaptı. Bedenini ve ruhunu bugüne hazırladı; bu en büyük hayaline. Yaşın yalnızca bir rakamdan ibaret olduğunu gösterdi. İnsanın istediği her yaşta hayalinin peşinden koşması gerektiğini. Onu kimsenin eline teslim etmemesi gerektiğini. Her ne olursa olsun hedefe kilitlenmek, bu uğurda gereken her şeyi yapmak ve asla vazgeçmemek gerektiğini. Kimsenin size “yapamazsın” dememesi gerektiğini. Ve en önemlisi kendinizin size bunu hiçbir zaman söylememeniz gerektiğini. Sınırların ötesinde düşünmek ve dünyayı o gözle görmek gerektiğini. Hiçbir şeyin imkansız olmadığını idrak etmek gerektiğini. Dış koşullara, dış seslere, dış etkenlere aldırış etmemek gerektiğini. İradenize hiç kimsenin ve hiçbir şeyin müdahale etmesine izin vermemeniz gerektiğini. Hayaline ihanet etmemek gerektiğini.
Alex, solo ve serbest tırmanışı belki kendisi için yapıyordu ama kitlesel bir öğretici oldu. Kendisi için çıktığı bu yol, kitlelere ulaştı. Alex, benim çok iyi bildiğim ve çok sevdiğim şeyleri bana tekrar tekrar öğretti. Umarım sizlere de öğretmiştir. Varlığı muazzam olan bu inanılmaz insan, bu kusursuz sporcuya, dünyaya ilham ve umut olduğu için sonsuz şükranlarımı gönderiyorum. İnsanlık için, iyi ki var…