AKP’NİN “GÜL’Ü”… (1)

Yıl 2008…
Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacaktı.
AKP bir türlü Cumhurbaşkanı adayını açıklamıyordu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli kendi adaylarını açıkladı.
CHP ise Mecliste grubu bulunan AKP, CHP, MHP ve BDP’nin ortaklaşa üzerinde uzlaşacakları birinin Cumhurbaşkanı olmasını istiyordu.

Halk ise Türkiye Cumhuriyetinin zirvesi olan Çankaya’da Cumhurbaşkanı Nejdet Sezer gibi yansız olabilecek birini istiyordu.
Anayasanın ve Meclis İçtüzüğünün önemli bir maddesi vardı.
Cumhurbaşkanı seçiminin görüşmeye açılabilmesi için Mecliste 550 milletvekilinin en az 367’sinin o oturumda hazır bulunmasına işaret ediyordu.

RTE, Cumhurbaşkanın kim olacağını sır gibi saklıyordu.
Yandaş medya, RTE’nin Cumhurbaşkanı olması halinde AKP’nin dağılabileceğine işaret ediyordu.
Örnek olarak da ANAP’ı gösteriyorlardı.
Turgut Özal ANAP’ın başından ayrılıp, Çankaya Köşkü’ne çıktıktan sonra ANAP’ın hızla iktidardan uzaklaştığına işaret ediyorlardı.
Şimdilik “RTE Cumhurbaşkanı olmasın! Cumhuriyet rejimi teokratikleştirilsin! Arkasında 2015 yılında RTE Cumhurbaşkanı olarak Köşke çıksın!” diyenlerin dediği oldu.
Bir gün RTE Mecliste Abdullah Gül’ün sol kolunu havaya kaldırıp; “Cumhurbaşkanı adayımız Abdullah Gül kardeşim!” dedi ve boynuna sarıldı.

Oysa RTE’nin Gül’ün boynuna sarıldığı gün CHP’liler Meclise girmemişti.
MHP grubu da girmemiş olsaydı.
Meclis 367 rakamını bulamadığı için Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı Mecliste görüşülemeyecekti.
Abdullah Gül’de Cumhurbaşkanı olamayacaktı.
Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanlığı seçiminde partisi MHP’yi deyim yerindeyse AKP’nin “stepnesi” durumuna sokmuştu.
Bahçeli, partizan Abdullah Gül’ü Atatürk’ün Köşkü’ne türbanlı eşiyle birlikte çıkmasını sağlamıştı. Artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başında AKP partizanı “Devletin Gül’ü” vardı.

2008’de Cumhurbaşkanı seçilen Gül, TBMM’ inde yaptığı yeminde;
“…Hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma… Üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma, Büyük Türk Milleti ve tarih önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” diyordu.
Devletin başına gelen Gül, hiçbir zaman ettiği yemine bağlı kalmadı.
Başta eğitim olmak üzere Atatürk ilke ve devrimlerine yapılan saldırıları yasa adı altında yapılan düzenlemelere, RTE’nin onay mercii gibi görevini yerine getirdi.

RTE ve ekibinin hukuka ve yasa yapma tekniğine aykır olan her türlü kaide ve kararnameleri, torba yasaları gözünü kapatarak imzalayan Gül, Cumhuriyet rejiminin değiştirilmesinin Çankaya mimarı oldu.
Anayasanın kendisine tanıdığı yetkileri AKP iktidarının tabanın genişletilmesi için alabildiğince bir AKP militanı gibi kullandı.
Anayasa Mahkemesi üyelerini, Üniversite Rektörlerini,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını, Danıştay üyelerinin dörtte birini, HSYK üyelerini, YÖK üyelerini seçerken AKP militanı gibi davrandı.

Acaba bu kurumlara atadıklarının kaç tanesi “parelel devlet” yandaşıydı?
RTE bu kişileri de mi görevden alacaktı? (Sürecek) &&&