AĞAÇ ve ZEHRA TEYZE YOK, SİZLER NEREDESİNİZ ?

Vahşi insan durdurulamazsa, Muğla ili, Milas ilçesi ve İkizköy ile Ankara ili, Mamak ilçesi ve artık mahalle olup taş ve beton, aslında vahşi insan saldırısının tehdidi altındaki Kıbrıs Köyü, yüksek, taş, beton ve soğuk yapılardan oluşan yerin üstündeki cehennem haline gelecektir, getirilecektir.

Cehennem haline gelmeyecek, getirilecektir. Sadece, İkizköy ve Kıbrıs Köyü mü? Hayır. İnsanın doğaya yönelik vahşice saldırıları böyle devam ederse, “iyi” insanlar, “iyi”leştirilmesi gerekenleri, şiddetsiz yöntemlerle, insanlığın iki temel vitamini olan sevgi ve dostlukla besleyerek durdurmazlarsa, durduramazlarsa Türkiye ve Dünya, kupkuru bir cehenneme kesinlikle dönüşmüş, dönüştürülmüş olacaktır.,

Çıldırmış insanlara ne kadar dayanabilecek, binlerce, milyonlarca, milyarlarca ve daha fazla yıl bilinmez, ancak varsa bir kötü hedef, Dünya’nın cehennem haline gelişini de yaşayacaktır o dönemin tüm varlıkları.

Bunun somut örneklerini, daha hafif anlatımla ipuçlarını, doğaya, göllere, ırmaklara, nehirlere, denizlere, okyanuslara, dağlara, ormanlara, ovalara, köylere yönelik vahşi insanın saldırılarında görmeliyiz. Göremeyenler, görmek istemeyenler, görmüyormuş gibi yapanlar, bu kadardan bir şey olmayacağını düşünerek kendilerini ve çevrelerini aldatmaya çalışanlar, insanın en ağır suçlarından birinin ortaklarıdır. Biraz daha kısa belirtirsek, hafif veya ağır araçlarla doğaya yapılan saldırının suç ortaklarıdır.

Muğla, Milas’ta, İkizköy ormanlarının kıyımına karşı çıkmak için sürdürülen şiddetsiz ve dirençli tepkilerin birinde, geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan Zehra Yıldırım ile Esra Işık ve Umut Kocagöz’ün koca bir ağaca sarılışları fotoğrafla belgelenmişti. Fotoğraf, gerçekten çok etkiledi beni ve görenleri. Üstelik, İkizköy^ün kahraman analarından, teyzelerinden, ablalarından Zehra Yıldırım, artık yaşamıyordu.

İkizköy’lülere, Zehra Yıldırım’ın ailesine, böyle bir fotoğrafın çekilmesini önerene ve fotoğrafı çeken Seda Elhan’a öneriyorum. Her yıl geleneksel olarak ödül yarışması düzenleyen tüzel kişilikli ve gönüllü kuruluşlar var. Fotoğraf sanatçılarının, gazetecilerin, çevre ile ilgili gönüllü çalışmalar yapanların derneklerine, sendikalarına, odalarına, vakıflarına, bu fotoğrafla başvurulmalıdır. Bu fotoğrafın, ödüle değer olduğu kanısındayım.

Bir ilginç son ise sarıldıkları ağaçla ilgili.

Türkiye’nin gönüllü kahramanlarından, kadınlarından, annelerinden biri olan İkizköy’ün muhtarı Necla Işık, Zehra Yıldırım’ın amansız bir hastalıktan hayatını kaybettiğini bildirince çok üzüldüm. Fotoğraf, bir teyzenin, bir ablanın, bir büyük annenin ve iki genç insanın, can taşıyan, can katan bir ağaca sarılışını değil, aslında insanı, hayvanı, suyu, toprağı ve havası ile Türkiye’nin ormanlarını ve doğasını umutla kucaklayışını gösteren, binlerce, milyonlarca “iyi” insanın yer aldığı kocaman bir belge olarak algılanmalıdır.

Telefon cihazı aracılığıyla kurduğumuz ilk iletişimde İkizköy’ün Muhtarı, Türkiye’nin gönüllü kahramanlarından Necla Işık’a, üç ”iyi ve güzel” insanın sarıldığı kocaman ağacın durumunu soramadım. Sorma fırsatı bulduğumda ise gerçekten korktuğum gerçeği öğrendim.

Ağaç da artık yaşamıyordu, kesilmişti. O ağaç ve İkizköy’ün Necla teyzesi artık yoklardı.

Esra Işık ve Umut Kocagöz, o ağaçtan ve diğerlerinden uzaklaşmak zorunda kaldıklarında veya uzaklaştırıldıklarında, acaba duyguların dalgalarından nasıl korundular, o ağacın, güçlü(!) insanların (!) talimatı ve saldırısı ile yerlere serilişini gördüler mi? O ağaç ve diğerleri köklerinden koparılıp, yaşantılarının en verimli çağında yere serilirken, acaba hangi dilden hıçkırdılar, haykırdılar? O anlarda, o ağacın, avuçlarında, kollarında ve gözlerinde bıraktığı izler nasıldı, bu satırları okuduklarında avuçlarında, kollarında, gözlerinde neler hissettiler?

Ağaçlar ve İkizköy’ün Necla Yıldırım’ı, ablası, anası yok artık. O ve diğer ağaçların kesilmesini düşünenler, onaylayanlar, uygulayanlar, tarihlerini ve emeklerini korumaya çalışanları sert kamu gücü ile durdurmaya çalışanlar, çığlıklara, haykırışlara ve gözyaşlarına aldırmadan doğaya, ağaçlara, yeşil örtülere kıyanlar, hayvanları yuvalarından kovanlar, belki ölümlerine neden olanlar, sizler neredesiniz?

Makinaların başında, çıplak bıraktığınız toprağın veya taşların üstünde, kirlettiğiniz suların yanında, hayvan ve yeşil demeden kıyarak açtığınız yollarda, şantiyelerde, iş yerinizde, aracınızda, masanızda, koltuğunuzda, evinizde, sofranızda, yatağınızda veya bir başka yerde misiniz?

Yanınızda kimler var diye sormuyorum. Ancak, sorum şu.

Köylerini, tarlalarını, ormanlarını, sularını, bağlarını, bahçelerini istemedikleri halde kuşattığınız, yok ettiğiniz annelerin, babaların, gençlerin, tüm varlıkları ile doğa ve çevre dostlarının çığlıklarını, haykırışlarını ve gözyaşlarını duyuyor musunuz?

İnanıyorum ki, yaşadığınız sürece duyacaksınız, duymalısınız. Yaşadığınız sürece, o sesleri, her nerede ve hangi koşulda olursanız olunuz duyacaksınız, o yüzleri, o bedenleri, ayakta veya yerde o ağaçları, çıplak bıraktığınız o toprakları göreceksiniz. Daha ötesi var mı acaba?

İnsanı, hayvanı ve doğası ile yerin üstündeki cenneti yok etmeniz karşılığında kazandığınızı sandığınız makamlar ve kağıtlar, ağlattığınız canlıların görüntüleri ve sesleri arasına giremeyecektir.

Haydi, yerin üstündeki insan melekler, her yerde ve her zaman, vahşilik için değil, sevgi, dostluk, iyilik ve güzellik için kadın-erkek erkek birlikte, dayanışma içinde. Haydi…