ADALET, DEMOKRASİ ve SESSİZLERİN ÇIĞLIĞI…

24 Ocak 1993 tarihinde Ankara’da, arabasına yerleştirilen bir bombanın patlaması sonucunda yaşamını yitiren, ancak demokrasi kahramanları arasındaki ölümsüz yerini alan yiğit araştırmacı gazeteci ve hukukçu Uğur Mumcu, bir kez daha demokratik kitle örgütlerinin, şiddetten uzak, sevgi, dostluk ve barış içinde yaşanacak Türkiye hedefinde buluşmasını sağladı.

Bedenini toprağa vermek zorunda kaldığımız Uğur Mumcu’nun adını taşıyan ve 33 yıldan beri ve 24-31 tarihlerinde Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında etkinlik düzenlenmesine önderlik eden Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (UMAG) bir kez daha gerçekten dernek, vakıf, federasyon, konfederasyon ve topluluk şeklindeki demokratik kitle örgütlerine örnek oluyor. Adalet ve Demokrasi Haftası, salt Türkiye’ye değil, Dünya geneline de örnek olabilecek düzeyde. Akıl ve vicdandan yoksun vahşiler bir yiğide, bir kahramana kıyıyor, ancak bir avuç kahraman UMAG’ı kuruyor, yaşatıyor ve bedensel olarak binleri, gerçek insanlık tarihine yürüyen milyonları buluşturuyor.

Düzenlenmesinde yer aldığım veya izlemek olanağı bulabildiğim etkinliklerde televizyon ve gazete haberlerinde ilk sıralarda yer alabilecek değerde bilgiler, görüşler ve öneriler dillendirildi 2026 yılının Ocak ayında.

Siyaset, yargı, savaş, şiddet kelimeleri olmadan anlatılamayacak olan konular ve olaylar Türkiye’nin gündemini kapladığı veya kaplatıldığı için tarihin akışını olumlu anlamda değiştirebilecek nitelikteki bu görüş ve öneriler, yazılı, görsel ve sosyal medyada ses getirecek, siyasetçileri ve halkı etkileyecek fırsatı hak ettiği şekilde bulamadı. Değişik bir ifade ile gazeteci meslektaşlarım, bu bilgilere, görüşlere ve önerilere ekranlarında ve sayfalarında yer veremedi.

Bu etkinliklerden biri, insana, hayvana ve doğaya yönelik şiddete karşı toplumsal uzlaşı sağlamak amacı ile 34 demokratik kitle örgütünün, gönüllü kuruluşun oluşturduğu “Biz Susmuyoruz” girişiminin 16 bileşeni tarafından düzenlendi.

“Direnme Hakkı…Sessizlerin Çığlığı” adı ile panel düzenleyen demokratik kitle örgütleri şunlar.

Anadolu Kadın, Eğitim, Kültür, Sanat ve Dayanışma Derneği, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Çiğdem Eğitim, Çevre ve Dayanışma Derneği, Doğal Yaşam Derneği, Doğa Kültürü Derneği, Evcikuzkışla Kültür ve Dayanışma Derneği, Hasanoğlan Köy Enstitüsü Atatürk Öğretmen Okulu Mezunları Derneği, Yaşam Hakları Konfederasyonu, Hukuk İktisat ve Siyaset Araştırmaları Derneği, Kadın ve Mücadele Derneği, Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği, Şiddetsiz Toplum Derneği, Tüketici Dernekleri Federasyonu, Tüketici Hakları Derneği, Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği, Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği.

Kadın ve Mücadele Derneği Genel Başkanı Hikmet Molu’nun kolaylaştırıcılığında düzenlenen panelin konuşmacıları Özlem Akarsu Çelik (Gazeteci), Ömer Faruk Eminağaoğlu (Hukukçu) ve Prof. Dr. Bilal Sambur (Felsefeci), katılımcıların umutlarını güçlendiren konuşmalar yaptılar.

Konuşmaların tümü çok değerliydi. Konuşmalardan sizlerle paylaşabildiklerim şunlar.

Hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu: “Türkiye’de Anayasa var, fakat ülkemiz Anayasızlaştırıldı. Sandık tek başına çözüm değil. Ülkemizde hukukun üstünlüğü değil, gücün hukuku var. Direnme ve sivil itaatsizlik hakkı, şiddet içermeden kullanılmamalıdır.”

Gazeteci Özlem Akarsu Çelik:“Gazeteciliği, gazetecileri muhalif ve yandaş diye ayırmamalıyız. Gazetecinin tek amacı, gerçeği halka duyurmaktır. Hakikat, bilginin dolaşımı birilerini rahatsız ediyor. Hakikatın izini sürerseniz, iktidarın hedefi olursunuz. Örgütlü bir biçimde farkındalık yaratmalıyız. İktidarın gücü, bizlerin dağınıklığındandır. Türkiye’yi gerçekten zor günler bekliyor. Bağımsız bir yargı iktidarın işine gelmez.”

Prof. Dr. Bilal Sambur: “Hukukun dışına çıkıldığında şiddet içermeyen ve haklara dayalı direnme hakkı ve sivil itaatsizlik ortaya çıkar. İtaat dediğimiz kavram bazı değerleri çürütür, kötülük sıradanlaşır. Orta Doğu’nun kültürünün ana dayanağı dindir. Din siyasete kaynak olmaktadır. Din-siyaset tartışması uzun yıllar sürecek gibi görünüyor. Anayasa, hukuk düzenlemeleri, din ve ifade özgürlüğünü, hakları savunur, ancak devleti sınırlar. Farklılıklarımız elbette olabilir, Ancak ayrışmamalıyız.”

Gerçekten, tüm varlıkların huzur, güven ve sağlık içinde yaşayacağı bir ülkeyi başaracak insan gücüne sahiptir Türkiye’miz..

Örgütlü, silahlı ve paralı kötülüğün kan ve gözyaşı ile boğmak istediği Türkiye’yi, yerin üstündeki gerçek cennet haline getirmek için kadın-erkek birlikte ve dayanışma içinde hareket edilmelidir. Herkes, içinde şiddet barındırmayan farklı inançlara, siyasal görüşlere ve kültürlere saygı duyarak, birbirlerinin tehlikesi değil güvencesi olarak yaşamayı ana hedefi olarak benimsemelidir. Salt Türkiye’de değil, Dünya’da, hatta insan soyunun kirletmeye ve silahlandırmaya başladığı uzayda.

Haydi, her yerde ve her zaman, sevgi, dostluk ve barış için “iyi” yürekli insanlar, haydi…