Açık Büyüyor, Bedelini Kim Ödüyor?

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı son bütçe verileri, ekonominin içinde bulunduğu tabloyu bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Mayıs ayında merkezi yönetim bütçesi yaklaşık 298 milyar lira açık veriyor. Yılın ilk beş ayında oluşan toplam açık ise 1 trilyon lirayı aşıyor.

Aslında bu rakamlar yalnızca devlet muhasebesinin konusu değil. Çünkü bütçede ortaya çıkan her açık, er ya da geç vatandaşın cebine, sofrasına ve yaşam kalitesine yansıyor. Bugün pazarda, markette, kirada ve faturada hissettiğimiz sıkıntıların önemli bir bölümü, kamu maliyesindeki bu bozulmanın sonuçları olarak karşımıza çıkıyor.
Bütçenin gider tarafına baktığımızda harcamaların hızla arttığını görüyoruz. Merkezi yönetim giderleri geçen yılın aynı dönemine göre önemli ölçüde yükseliyor. Sosyal güvenlik ödemeleri artıyor, cari transferler büyüyor, mal ve hizmet alımları genişliyor. Ancak bütün bu kalemlerin arasında bir gider var ki diğerlerinin önüne geçiyor: Faiz ödemeleri.

Devlet, yalnızca yılın ilk beş ayında 1 trilyon 262 milyar lira faiz ödemiş. Bu rakamın büyüklüğünü anlamak için bütçedeki diğer kalemlerle karşılaştırmak yeterli. Birçok yatırım harcamasının, tarımsal desteğin veya sosyal yardımın toplamından daha büyük bir kaynaktan söz ediyoruz.

Daha da dikkat çekici olan ise bu rakamın yıl sonuna kadar çok daha yukarı çıkacak olması. Eğer mevcut eğilim devam ederse, yıl sonunda faiz için ödenen tutarın iki katına yaklaşması sürpriz olmayacak.

İşin bir başka boyutu ise gelir tarafında yaşanıyor. Vergi gelirlerinde beklenen performansın altında bir gerçekleşme görülüyor. Bazı vergi türlerinde ciddi düşüşler dikkat çekiyor. Harcamalar hızla artarken gelirlerin aynı hızla artmaması, bütçe açığını daha da büyütüyor. Bunun için de yeni vergi arayışları olanca hızıyla sürüyor.
Burada şu soruyu sormak gerekiyor:

Bu kadar büyük kaynak faiz ödemelerine gitmek zorunda mı? Yıllardır faize karşı söylemlerle siyaset yapan bir anlayışın yönetiminde, bugün bütçenin en büyük yüklerinden birinin faiz haline gelmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişki oluşturuyor. Çünkü faiz için ayrılan kaynaklar üretime, istihdama, eğitime veya tarıma yönlendirilebilse ülkenin ekonomik görünümü çok daha farklı olabilir.

Bugün çiftçi yüksek maliyetlerle mücadele ediyor. İşçi ve emekli geçim sıkıntısı çekiyor. Gençler gelecek kaygısı taşıyor. İş dünyası yatırım yapmakta zorlanıyor. Oysa bütçede doğru öncelikler belirlenebilse, kaynaklar daha verimli kullanılabilse ve kamu maliyesinde disiplin sağlanabilse bu sorunların önemli bir kısmını hafifletmek mümkün olabilir. Bugün yaşadıklarımızın temelinde liyakat ve iş bilmemezlik yatıyor. Hepimizi hayretlere düşüren KKM uygulaması daha gün hatıralarda tazeliğini koruyor. Dönemi bakanı ne demişti “Ali’nin parası, Ayşe’ye, Ayşe’nin parası Mehmet’e, yani para ülke içinde dolaşıyor.” El hak doğru, Ali, Ayşe, Mehmet bu dönen paradan yani faiz gelirinden ihya olurken, geriye kalan milyonlara ise bunun faturasını ödemek düştü.

Özetle; Ekonomide her tercih bir sonuç doğuruyor. Yanlış tercihler yalnızca bugünü değil, geleceği de etkiliyor. Bugün bütçede büyüyen açıklar ve yükselen faiz giderleri, yarının daha ağır yüklerini şimdiden haber veriyor.

Bu nedenle mesele yalnızca bütçenin açık vermesi değil; bu açığın neden oluştuğu, hangi harcamaların önceliklendirildiği ve ortaya çıkan faturanın kimin tarafından ödendiğidir.

Görünen o ki bütçedeki açık büyüyor. Asıl soru ise bu açığın ekonomik ve sosyal maliyetini toplumun daha ne kadar taşıyabileceğidir.