8 Mart: Çiçeklerin Ardındaki Karanlık

Sabah yürüyüşünde kaldırım kenarındaki küçük bir çiçekçi dükkanının önünde durdum. Kapının yanına bir karton levha iliştirilmişti, üzerinde el yazısıyla üç kelime: 8 Mart Kadınlar Günü. Çiçeklerin arasında iki genç kadın gülümseyerek fotoğraf çekiyordu. Tam o anda, aynı sabahın bambaşka bir görüntüsü telefon ekranıma düştü. İran’da başörtüsünü çıkardığı için sokak ortasında gözaltına alınan bir kadın.

Aynı gün. Aynı dünya. Aynı tarih. Ama arada koca bir uygarlık uçurumu.

Bazen bir günün anlamını kavramak için kutlamalara değil, o günün yasaklarına bakmak gerekir. İran’da bir kadının saçının görünmesi, gülüşünün yüksekliği ya da sokaktaki adımları devletin denetimine girebiliyor. Orada kadın bir birey değil, her an kontrol edilmesi gereken bir nesne. Bu karanlık tablo çoğu zaman dini bir kılıfla sunuluyor ama işin aslı çok daha eski, çok daha köhne bir zihniyettir.

İran’daki molla rejimi teolojik bir sistem gibi anlatılsa da aslında mesele yalnızca din değildir. Bu yapı, İslam öncesi Arap toplumunun erkek merkezli, kadını hayatın dışına iten geleneklerinin modern bir devlet aygıtıyla birleşmiş halidir. Kadını eve hapseden, çalıştırmayan, erkeğin gölgesinde bir sembole dönüştüren bu refleks, 1400 yıllık bir tortu olarak coğrafyamızın üzerine çökmüş durumda.

Oysa modern dünya bu paslı zihniyetin üzerine kurulu değil. Bugünün şehirleri, ekonomileri ve bilimi kadın emeği olmadan bir saat bile ayakta duramaz. Hastaneler, laboratuvarlar, yazılım ofisleri ve fabrikalar kadınların zekasıyla dönüyor. Modern toplumun damarlarında dolaşan kanın yarısı kadın emeğidir. Kadını "namus" adı altında eve kilitlemek isteyen o çöl bedevisi zihniyeti, aslında kadının ekonomik bağımsızlığından, yani "üreten kadın"dan korkuyor. Çünkü parasını kazanan, kendi ayakları üzerinde duran kadın, dogmalarla yönetilemez.

İşte bu yüzden 8 Mart yalnızca bir çiçek alma günü değil, bir uygarlık farkı beyanıdır. Bir tarafta kadının saç telini devlet meselesi yapan, onu 1400 yıl öncesinin kurallarıyla boğmaya çalışan rejimler; diğer tarafta uzaya araç gönderen kadın mühendislerin olduğu bir dünya var.

İran sokaklarında başörtüsünü çıkaran o genç kadınların görüntüsü, sadece bir kıyafet tartışması değil, devasa bir zihniyet çatışmasıdır. Bir taraf kadını denetim nesnesi olarak görürken, diğer taraf kendi hayatının sahibi bir birey olarak görüyor. 8 Mart’ın en büyük ironisi de burada yatıyor: Dünyanın bir kısmında kadınlar bugün şirketlerden kutlama mesajı alırken, diğer kısmında aynı takvim yaprağında sadece kadın oldukları için hırpalanıyorlar.

Aynı takvim, farklı yüzyıllar.

İnsan sormadan edemiyor: 8 Mart tam olarak neyi kutluyor? Elde edilmiş hakları mı, yoksa hala kazanılmak zorunda olan o zorlu özgürlüğü mü?

Bugün o karanlık geleneklere meydan okuyan, susmayan ve üretimin her alanında var olan tüm kadınların günü. Asıl kutlama ise kadınlar dünyanın her yerinde sadece "insan" olarak nefes alabildiğinde başlayacak.