Sık sık, “Okuruz, üfleriz, terörü de hallederiz, ekonomik sıkıntılarımızı da, her meselemizi de çözeriz” diyen Erbakan’ın Refah-Yol koalisyonu, sadece onbir ay sürdü, ‘28 Şubat Süreci’ de bu dönemde yaşandı. DYP’li Devlet Bakanı Nevzat Ercan’ın basın müşaviri olarak Başbakanlık’ta görevli olduğum bu süreçten, yıldönümünde kısaca sözetmek istiyorum:
Bu dönemde Erbakan’ın kucak açtığı tarikatlar, cemaatler, laiklik karşıtı kesimler, mantar gibi çoğaldılar. Tarikat şeyhleri, cemaat önderleri, arkalarına taktıkları kara cübbeli, sarıklı, sakallı taraftarları ile birlikte büyük kentlerin en işlek noktalarında, “Peygamber Efendimiz gibi yaşamak istiyoruz” diyerek, ellerindeki büyük asaları (sopalar) öfkeyle kaldırımlara vurarak yürüyüşler yapmaya başladılar.
Ankara’da, İstanbul’da toplu gösteriler düzenleniyor, göstericilerden “Şeriat isteriz!” çığlıkları yükseliyordu, ellerinde Arapça yazılı yeşil veya siyah pankartlar, flamalar bulunan güruhlar, polis panzerlerinin üzerlerine tırmanıyorlardı. Aczimendi Tarikatı şeyhi Müslüm Gündüz, Kalkancı Tarikatı şeyhi Ali Kalkancı gibi tarikat önderleri, kadınlarla gayrımeşru ilişkileri sırasında basılıyorlar, günlerce televizon ve yazılı basında haberleri ve tartışmaları yapılıyordu.
1997 yılının başlarına gelindiğinde, Koalisyonun RP kanadı ile Türk Silahlı Kuvetleri (TSK) arasındaki gerilim artık apaçık görünür hale gelmişti. 30 Ocak 1997’de RP’li Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız tarafından düzenlenen ve İran’ın Ankara büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri’nin de davetli olduğu ‘Kudüs Gecesi’nde Cihad konulu bir piyes sahneye konmuştu. 4 Şubat tarihinde Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı’na bağlı tankların ve askeri araçların sabah saatlerinde Sincan’dan geçirilmesi, bu etkinliğe karşı düzenlenen bir uyarı olarak yorumlandı.
Refah-Yol döneminde 28 Şubat Süreci’ni tetikleyen ve hazırlayan olaylardan başlıcaları şöyleydi: 2 Ekim-7 Ekim 1996 tarihleri arasında Başbakan Necmettin Erbakan Mısır, Libya ve Nijerya’yı ziyaret etti. Libya’da, Kaddafi’nin bir çadırda Erbakan ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözler, muhalefet ve basın tarafından ağır şekilde eleştirildi. Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin, bir çöl çaldırında ağırladığı RP Lideri ve Türkiye’nin Başbakanı Erbakan’a yaptığı hakaretler, hiç bir zaman unutulmadı. Erbakan’ın, Uluslararası İslam Halk Komutanlığı’nın kuruluşundan bu yana üyesi olduğunu belirten Kaddafi, Erbakan için “Başbakanlığı tam bir komedi. Zavallı adam, zavallı bir başbakan, hiç bir gücü yok” dedi.
6 Ekim 1996’da Ankara Kocatepe Camisi’nde “Şeriat isteriz” diye bağıran sakallı, cübbeli ve âsâlı Aczimendîler gösteri yaptılar. 3 Kasım 1996’da Susurluk’ta meydana gelen trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkileri açığa çıktı, Başbakan Erbakan, iddialar için ‘fasa fiso’ dedi.
Kayseri’nin RP’li Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, 10 Kasım 1996’da partisinin İl Divanı Toplantısındaki konuşmasında, “Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar, sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur.” dedi.
Başbakan Erbakan, 11 Ocak 1997 Cumartesi günü, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi. Yüksek rütbeli subaylar 22 Ocak 1997 tarihinde Gölcük’te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar. 5 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan’a uyarı mektubu gönderdi. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, ‘İrtica, PKK’dan daha tehlikeli’ dedi. 23 Şubat 1997’de Fatih Camii’nde öğle namazının ardından bir grup ellerindeki yeşil bayraklarla “Şeriat isteriz”, “Yaşasın Hizbullah!” sloganlarıyla yürüdü.
28 Şubat 1997’de yapılan MGK toplantısı, 9 saat sürdü. MGK, laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde vurguladı. MGK kararları, hükümete bildirildi. Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MilliEğitim Bakanlığı’na devredilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.
Tansu Çiller, başbakanlığı sırasında terörle mücadele konusunda uyumlu çalıştığı TSK’yla sorun yaşanmayacağına inanırken, öte yandan Refah Partisi’nin aşırılıklarına karşı kendisini laikliğin güvencesi olarak gösteriyordu. MGK toplantısından sonra ise Çiller, bir yandan 28 Şubat Kararları’nın Başbakan Erbakan tarafından onaylanmasını istiyor, diğer yandan Refah-Yol’a karşı oluşan baskı gruplarına karşı duruyordu. 28 Şubat’taki MGK toplantısında TSK’nın Refah-Yol Hükümetini düşürmekteki kararlılığını gören Çiller, Mart ayında hazırlattığı kararnameyle Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını emekliye sevk etme girişiminde bulunduysa da bu girişim, Başbakan Erbakan tarafından engellendi.
28 Şubat Süreci’ni izleyen Nisan ayının ortalarında Başbakan Erbakan, sekiz bakanı, yetmişe yakın milletvekili ve devletin üst düzey bürokrat ordusu ile Suudi Arabistan’daki kutsal topraklara Hac ziyaretinde bulundu, ben de bu ziyarete görevli olarak katılanlar arasındaydım. 28 Şubat Süreci, askeri darbe ya da post modern darbe olsaydı, Erbakan, huzur içerisinde bu hac ziyaretini gerçekleştirebilir miydi, dört ay daha koltuğunda oturup sonra da kendi istifası ile iktidardan çekilebilir miydi?
18 Haziran 1997’de Başbakan Erbakan istifa etti ve Refah-Yol hükümeti dağıldı. Yaklaşık 30 yıldan beri siyasilerin “Post modern darbe, askeri müdahale, vesayet rejimi!..” diyerek siyaset mahzemesi yaptığı 28 Şubat Süreci’nin önündeki arkasındaki gerçeklerin kamamı bu kadardı. Bu süreçle ilgili yargı davası bile Erbakan’ın vefatından çok sonraları, 2013 yılında açılıyordu.
Allah, devletimizin ve milletimizin, içeride ve dışarıda en büyük güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne zeval vermesin.