Türkiye, bir 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Gününü daha geride bıraktı. İstanbul’da Taksim Meydanı, yine 1 Mayıs etkinliklerine kapatıldı, ancak Anıta çelenk konmasına izin verildi. İstanbullular, 1 Mayıs 2026 Cuma günü, birkaç ilçede etkinlik düzenledi.
Devrimci İşçi Sendikaları (DİSK) başta olmak üzere birçok demokratik kitle örgütünün ısrarlı girişimlerine karşı İstanbul Valiliği Taksim için yine “hayır” dedi.
1 Mayıs 1977 tarihinde, her türlü şiddet olasılığı düşünülerek güvenlik önlemleri alınsaydı, Taksim katliamı yaşanmaz, onlarca insan ölmez, ölümcül ve silahlı girişimde bulunanlar engellenebilir veya yakalanabilirdi.
Önceki yazımda belirttiğim gibi, 10 Ekim 2015 tarihinde, miting alanına gitmek üzere Ankara Garında toplanan kalabalık için her türlü olasılık düşünülerek güvenlik önlemleri alınsaydı, iki intihar bombacısının yaptığı katliamda 109 insanımızı yitirmezdik.
Bu iki tarihsel, ancak utanç verici ve talihsiz katliama, çeteleşmiş kötülük ve güvenlik açısından başka örnekler de eklenebilir.
Kötülerin çeteleşmiş, silahlı, paralı ve destekli olduğu bir ülkede güvenlik yöneticileri ve mensuplarının öngörüleri, özverileri ve aldıkları önlemler, cinayetlerin ve katliamların yaşanmaması için zorunludur.
1 Mayıs 2026 tarihinde bazı yerlerde gazlar, coplar ve gözaltılar yaşandı.
Ancak, gözlemim şu.
Türkiye, polis, jandarma ve halk arasındaki ilişkilerde, kaba güce, yasa dışı söz ve eylemlere gerek kalmadan, şiddetsiz yöntemlerle süreci yönetebilecek insan gücüne sahip.
50 yılı aşan ve bazıları birden fazla olmak üzere Türkiye’nin tüm illerine giden bir toplum gönüllüsü olarak bu düşüncem, 1 Mayıs 2026 tarihinde çok daha güçlendi.
Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin “Gazetecilik Suç Değildir” pankartının arkasında, gazeteci arkadaşlarımla birlikte, Ankara’da, Atatürk Kültür Merkezi’nden başlayarak, Anadolu Meydanına (Eski Tandoğan) yürüyenler ve burada düzenlenen mitingi izleyenler arasında idim. Ankara Valiliği, Emniyet Müdürlüğü her türlü güvenlik önlemlerini almıştı. Huzurla yürüdüğümü yazmalıyım.
Keşke, 1977 yılında Taksim’de, 2015 yılında Ankara’da ve katliam yaşanan diğer yerlerde devlet-güvenlik-halk ilişkisi ve anlayışı böyle olsaydı.
Sonra Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) Anıtpark’ta düzenlediği mitingi izledim. Hem gazeteci ve hem de toplum gönüllüsü olarak.
Etkili bir yağmur vardı. Tandoğan ve Anıtpark’ta görev yapan, adeta kuş uçurtmayan, yağmura ve soğuğa karşın görevlerini eksiksiz yapmaya çalışan kadın-erkek polislerimizi ve her türlü tehlikeye karşın 1 Mayıs’ta toplanan kalabalıkları gördükçe, şiddetsiz, sevgi ve dostluk içinde yaşayabilecek, çeteleşmiş ve silahlı kötüleri “iyi”leştirebilecek, engelleyebilecek insan gücünün Türkiye’mde fazlası ile var olduğuna bir kez daha inandım.
“Toplantı ve gösteri yürüyüşleri izin almadan yapılabilir, ancak idari makamlara önceden bildirimde bulunma yükümlülüğü var.”
Çeteleşmiş silahlı kötülerin olduğu bir ülkede, herkesin, yukarıdaki bu cümleyi okuması ve daha da önemlisi özümsemesi gerekir.
Yazımın bu bölümünde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda yer alan bazı bölümleri paylaşıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'nın 34. maddesine göre herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız (barışçıl) toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip bulunuyor. Bu, fikirlerin açıklanması ve kamuoyu oluşturulması için temel bir demokratik hak olup, milli güvenlik, kamu düzeni veya başkalarının haklarının korunması amacıyla sınırlandırılabilir.
2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ise, Anayasa'nın 34. maddesi uyarınca herkesin önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız olarak barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının esaslarını belirliyor. Kanun ayrıca, bu hakkın kullanım şeklini, bildirim usullerini, düzenleme kurulunun sorumluluklarını ve toplantıların yer ve zaman gibi belirli (genelde güneş doğuşundan batışına kadar) sınırlamaları içeriyor.
Kanuna göre, Milli Güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçları ile vali veya kaymakamlar, toplantı yapılmasını erteleyebilir, suç işleneceğine ilişkin açık ve yakın tehlikenin var olması halinde yasaklama kararı da verebilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşleri izin almadan yapılabilir, ancak idari makamlara önceden bildirimde bulunma yükümlülüğü var.
Maske takarak yüzü gizlemek, silah taşımak, dağılma uyarılarına uymamak, yasalara aykırı toplantı düzenlemek veya katılmak durumları suç oluşturur.
Haydi, her yerde ve her zaman, Türkiye ve Dünya’da, sevgi, dostluk, güven ve huzur içinde yaşanması için kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde. Haydi…