Esad rejiminin dışişleri bakanlığı, YPG ve PKK’yı Birleşmiş Milletler, Genel Sekreterine gönderdiği mektupta şikâyet etti.

PKK’yı terör örgütü olarak kabul eden ABD, örgütle iş birliğine kılıf bulma amacıyla SDG ismini vermişti. ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas, 22 Temmuz 2017’de, YPG’nin adını kendilerinin tavsiyesiyle “Suriye Demokratik Güçleri” (SDG) olarak değiştirdiğini itiraf etmişti.
Esad rejimi, mektupta, SDG için YPG ve PKK “ayrılıkçı terör örgütü” ifadesini kullandı. Mektupta, SDG’nin “Suriye halkına karşı Batılı ülkelerle ortak hareket ettiği” örgütün Suriye halkına yönelik insan hakları ihlallerini sürdürdüğünü ileri sürdü.

Rejimin Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Eylül 2017’de örgüt ile özerklik konusunu müzakere etmeye hazır olduklarını söylemişti. Daha sonrasında da rejim ve örgüt arasında Şam ve Haseke illerinde iş birliği konusunda defalarca müzakereler yapılmıştı.

Anlaşıldığı kadarı ile SDG ve Suriye rejimi arasında yapılan görüşmeler sonuç vermemiş.
Bana göre Esat baştan beri Suriye kuzeyinde bir ‘’Kürt özerk bölgesi ‘’ adı altında Irak’ta örneği olan ‘’özerk bölgesel Kürt yönetimi’’ adı altında bir yapıyı kabul etmiş olabilirdi.

Rusya, İran ve Çin’in desteğini alarak hızla topraklarını terör ve dış unsurlardan arındırmaya başlayınca, petrol ve gaz kaynaklarının çok olduğu Suriye’nin kuzeyini geri almaya karar verdi veya verdiler.
Esat’ın iç savaşın başladığı günlerde, ordularını Suriye’nin kuzeyinden çekmesi ile beraber YPG güçleri tamamen ABD’nin himayesine girmişti. Rusya’nın desteği ve zaman geçtikçe, Esat ordularını toparlama sürecine getirmesiyle beraber, Esat artık Kürtlere taviz vermeyeceğini net bir şekilde ortaya koydu.
Birleşmiş Milletler Suriye Soruşturma Komisyonu yayınladığı raporunda YPG, PKK, SDG’nin kontrolündeki alanlarda insanların, hukuksuz olarak alıkonulduğu ve acınacak durumdaki kamplarda temel ihtiyaçları karşılanmadan tutulmaya devam ediliyor ifadeleri kullanıldı.

Rapor, rejim güçlerinin ülkenin güneyinde kontrolü ele geçirdikten sonra ağustos 2018’de kuzeye yöneldiği, ağustos ve eylülde hastanelerin ve sivil nüfuslu yerleşimlerin hedef alındığı vurgulandı.
Raporun önemli cümlesi, ‘’Belirtildiği gibi Rejim güçleri Rusya ve İran’ın desteği ile İdlib bölgesinde tamamen kontrol altına aldıktan sonra, Fıratın doğusuna yürümeye devam edecektir’’

Esat’ın Birleşmiş Milletlere gönderdiği mektup, ABD’nin Suriye’den çıkması talebidir. Bu talep, Rusya, İran ve Çin’in maddi, askeri ve politik desteği Esat’a vereceklerinin işaretidir.

Esat’ın, bu mektubunun Türkiye lehine olduğunu görüyoruz. Putin ve Ruhani, Erdoğan’ın artık Esat’la mutlaka görüşmesinin bölge ülkelerinin menfaatleri için gerekli olduğunu anlattıklarını sanıyorum.
ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde, kurmak istediği Kürt devleti yapılanması konusunda vazgeçmesi mümkün görünmüyor. Silah ve mühimmat yardımı her gün devam ediyor. İstihbarat birimleri yapılan teslimatları kayıt altına aldıklarını tahmin ediyorum.

Türkiye’nin ABD ile güvenli bölge görüşmelerinin hiçbir sonuç vermeyeceğini biliyoruz. Erdoğan zaten eylül ayı Trump görüşmesine kadar zaman tanıdığını ve sonrasında Fırat’ın doğusuna harekât yapılacağını artık açıkça söylemeye başladı.

Geçen gün yapılan Ruhani ve Putin görüşmesinde, sıcak meselenin İdlib olmadığını esas konunun Fırat’ın doğusu olduğunu tahmin ediyorum. Her iki liderinde desteğini alan Erdoğan, artık kendinden daha emin ve özgüvenli olarak açıklamalar yapıyor.

Doğru siyaset Suriye rejimi ile görüşmek ve iki ülkenin toprak bütünlüğü ve sınır güvenliğini başka devletleri araya sokmadan çözmektir. Yani 8 sene önce yapılan hataların öncesine dönmektir.
‘’Zararın neresinden dönülürse kardır’’ demek ve şahsi inatlaşma ile değil Türkiye’nin menfaatleri ne gerektiriyorsa onu yapmak gerekir.

8 sene öncesinde Şam’da, cuma namazı kılmak sloganı ile Esat’ı devirmek için yaptığımız mücadelelerin Türkiye’nin bugüne kadar ödediği bedeller dışında yeni ağır bedellerinde olacağını kabul etmek zorundayız.
Fırat’ın doğusuna askeri bir harekât ile mutlaka ABD’den ekonomik yaptırımların gelebileceğini göz önünde bulundurmamız gerekirken, topluma ekonomik sıkıntılarla karşılaşabileceğini dürüstçe anlatmanın şart olduğunu düşünüyorum
Halkın arkasında olmadığı hiçbir şey başarılı olmaz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz