Zarrab konusunda biz ne yapacağız?

79

Tartışmalı iddialar, belgeler ve kararlarla Hakan Atilla davası ceza aşamasına gelirken itirafçı/iftiracı Rıza Zarrab konusunda biz ne yapıyoruz, ne yapacağız? Türkiye bu konudan nasıl kurtulacak veya nasıl çözüme kavuşturacak?

Şu anda yapılan tek iş casusluk suçlaması ve mal varlıklarına el koyulması. Peki, bu ABD mahkemelerinde söylediklerine itibar edecek miyiz yoksa iftira deyip geçiştirecek miyiz? Yine kulağımızın üzerine yatacak mıyız? Duruşmalarda üzerilerine birçok suç atılanlar, ismi “lekelenenler” ne olacak? Hiç bir şey olmamışçasına işlere, hayatlarına devam mı edilecekler mi? Neden mahkemelere gidip “bu adam bize iftira attı” diye dava açmıyorlar, kendilerini savunmuyorlar?
Hatırlayalım; ABD’de duruşmalar başlarken herkes, “bu işi biz temizleyelim yoksa dünya bizi yargılayacak” diyordu. O gün gelmedi mi yoksa ABD mahkemesinin vereceği cezalarla bu iş kapatılacak mı?

SAT UÇAĞI, BARIŞALIM

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa gezisinde 25 adet Airbus marka Airbus yolcu uçağı alımı dikkat çekiyor. Bir ülkenin diğer bir ülkeden böylesine büyük tutarlı mal ve hizmet alımları, yatırımlar bir anlamda o ülkeyle daha yakın ilişkiler kuracağının göstergesidir. Ancak işler her zaman bu mantıkla yürümüyor.
Türkiye, 2004 yılında Erdoğan Başbakan iken Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerine başlaması törenleri sırasında 35 adet Airbus yolcu uçağı alım anlaşması imzalamıştı. Bu alımla Türkiye AB ilişkilerinin hızla ilerlemesi hedeflenmişti. Ancak zaman içinde bırakın iyileşmeyi en kötü düzeye gerileyen ilişkiler neredeyse koptu kopacak. Umarız bu defa işler en azında Fransa ile Türkiye karşıtlarının” baskısıyla yine böyle ters gitmez
Fransızlar yapılan anlaşma Almanlara da bir selam niteliğini taşıyabilir. Çünkü bu uçaklar Fransız Alman ortak üretimi.

BU NASIL BORÇ?

Yapılan açıklamalara göre, dört büyükler olarak bilinen Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’un toplam borcu 7.1 milyar liraya ulaşmış. Dolar cinsinden 2 milyara yakın. Borçların son beş yılda 2.5 kat artması dikkat çekici.
Nedenleri basit: üç maçta başarısız oldu diye çorap gibi değiştirilen teknik direktörlere, taraftara şirin gözükmek için büyük paralarla transferler edilen ancak kaşının üstünde gözü var diye gönderilen “yanlış tercih edilmiş” futbolculara ödenen tazminatlar, bunlara ödenen yüksek maaşlar. Bu ödemelerin tümü neredeyse dövizle yapıldığından liranın değer kaybı da işin diğer yönü.

Tartışılması gereken konu, bu kulüplerin başında kendi alanlarında başarılı ve karlı şirketlere sahip yöneticiler bulunuyor. Neden kulüplerini borç batağından kurtaramıyorlar, bu ayrı bir soru. Yayın haklarından forma satışına kadar da bir sürü gelirleri olan bu takımların yönetim anlayışı başka sektördeki firmalarda olsaydı bunlar çoktan iflas bayrağını çekerler, borsadan çıkarılır, hacizler, icralar tepelerine çöker, hatta devlet bile el koyardı.
Borçların en büyük alıcıları şüphesiz bankalar. Borç üzerine borç, faiz üzerine faiz eklenerek futbol takımları mali çıkmazına sürükleniyor. Bu iş yine UEFA’lık olur, gelecek bir iki sezonda yine takımlarımız Avrupa’dan men edilir.