Yunan Kullanılıyor

2
120

Yunanlılar tarih boyunca en az 3 kez dolduruşa getirilmiş ve çeşitli devletler tarafından siyasi malzeme olarak kullanılmıştır.


Bunlardan birincisi 1765- 1770 yılları arasında Ruslar tarafından gerçekleştirilmiştir. Sıcak denizlere inmek isteyen Rusya Akdeniz’de kendisini lojistik olarak destekleyecek bir köprübaşı bulmak zorundaydı. Bu yüzden kendisi gibi Ortodoks olan Yunanlıları kullandı sonra da yüz üstü bırakıp kaçtı.


Kırım meselesi Rusya ile Osmanlı arasında çekişme ve savaş konusu olunca Rus istihbarat birimleri yıllarca uğraşarak Yunanistan’ı ayaklandırmak üzere birçok casus yetiştirdiler. Bunların en ünlüsü Hacı Murat isimli casustur. Arapça, Farsça ve Türkçeyi anadili gibi konuşan bu Rus ajanı Müslüman kılığına girerek bütün Rumeli’yi, bütün Akdeniz adalarını dolaştı. 1765 yılında Mora’da yaşayan Manyotlar Hacı Murat’ın kışkırtmalarına olumlu cevaplar verdiler. Rusların kendilerine yardım edeceğine ve bağımsızlık kazanacaklarına inandılar. Mora’nın isyana hazır olduğu ve Rus donanmasının gelmesi ile birlikte isyanın başlayacağı Katerina’ya bildirildi. Böylelikle Rusya 1768’de başlayan savaşta Osmanlı Devleti’ni yurt içinde meşgul etmiş olacaktı.

Ruslar’ın Baltık Filosu İngilizlerin de desteği ile Akdeniz inmiş ve 1770 yılı Şubat ayının sonlarında Mora kıyılarına ulaşmıştı. Hacı Murat ve Rum rahiplerin planlarına göre Rus donanması geldiğinde Mora’nın her tarafında aynı anda isyan başlatılacak ve Müslüman halk yok edilecekti. Ancak talih Türklerden yanaydı. Rus donanması fırtınadan dolayı belirlenen tarihten önce Manya limanına sığınmak zorunda kalmıştı. Rum halk donanmanın gelmesini işaret sayarak hemen isyan bayrağını çekip Türklere saldırmaya başladılar. Kendiliğinden gelişen bu olay üzerine Rus donanmasının başkomutanı Aleksi Orlov gününden önce başlayan isyanı sürdürmek zorunda kaldı.


İsyanın ilk günlerinde hazırlıksız yakalanan Müslüman halk birçok kaleyi ve kasabayı anlaşma (vire) ile teslim etmek zorunda kalmıştı. Ancak sözlerini tutmayan Rumlar bu günahsız insanların çoğunu anlaşma şartlarını çiğneyerek acımasızca öldürmekten veya esir almaktan çekinmediler.


Bu durumu gören diğer kale ve kasabalardaki Müslüman halk teslim olarak şerefsizce öldürülmektense şerefi ile çarpışarak ölmeyi tercih ettiler. İsyanın ilk günlerindeki Rum başarıları Müslüman halkın büyük bir gayretle direnmeleri üzerine tersine dönmeye başladı. Osmanlı Başkomutanı Muhsinzade Mehmet Paşa, Müderris Osman Ağa, Çatalcalı Ali Ağa gibi ayanları 10.000 kadar asker ile birlikte Mora’nın merkezi konumundaki Tripoliçe’de toplamayı başardı. General Orlov’un Psaros komutasında gönderdiği 15.000 asker 9 Nisan 1770 tarihinde Osmanlı askerine yenildi. Gaston, Vostice ve Kalavrita Rumlardan geri alındı. Mudon, Anavarin ve Mizistre asilerin elinden alınınca Aleksi Orlov’a kaçmaktan başka yol kalmadı. İsyancıların ileri gelenlerini, kocabaşıları ve piskoposları yanına alarak gemiye binip kaçtı. Rus kışkırtmalarının kendilerini tehlikeye attığını gören bazı Rum kanaat önderleri (kocabaşılar) Osmanlı yetkililerini uyarmışlar ancak rahiplerin çoğu bu oyunu maalesef görememişti.


Ruslar ve isyanın elebaşıları gemiye binip kaçarken isyana katılan sıradan halk arkalarından göz yaşı döküyorlardı. “Bu belaya bizi siz soktunuz. Şimdi bizi böyle bırakıp nereye kaçıyorsunuz” diye ağlıyorlardı. Piyon olarak kullanılan zavallı Rum halkı için Osmanlı’nın adaletine sığınmaktan başka hiçbir çıkar yol yoktu. Ve onlar da öyle yaptılar. 1789 Fransız ihtilalinden sonra Rum halkın üzerindeki propaganda ve baskı yeniden arttı. Buna rağmen 1820’ye kadar 50 yıl daha Osmanlı adaleti içerisinde yaşadılar ( 1770 Mora İsyanı konusunda geniş bilgi için bkz.: Süleyman Penah Efendi, Mora İhtilâli (1770), Hazırlayan: Abdullah Zararsız, Akçağ Yayınları, Ankara 2017).


15 Mayıs 1919’da Yunanlılar bu kez de İngiliz politikasına kurban edildiler. İzmir’e asker çıkardılar. Megalo İdea’yı canlandıracaklardı. Anadolu’yu alacaklar, İstanbul’u başkent yapacaklar, Türkleri Sevr’i kabul etmeye mecbur edeceklerdi. Böylece İngilizler, “maşa varken elini yakmamış” olacaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymayacak ve Yunan askeri Sakarya’dan geçemeyecekti. 9 Eylül’de İzmir’i yakıp tekrar Atina’ya kaçan Yunanlılar büyük yenilgilerini en az zararla geçiştirmeyi başardılar. Bundan cesaret alarak 1974’te Enosis hayalleri ile Kıbrıs’ta karşımıza çıktılar.
2020 yılına gelindiğinde ise huysuz komşumuz bu sefer de Fransız sandalına binmiş ve Türkiye’yi Akdeniz’e çıkamaz hale getirmekle görevlendirilmişti. 19 yıldan beri birçok Akdeniz adasını Lozan’ı, Cenevre’yi “bütün anlaşmaları yok sayarak” silahlandırmış olmasından cesaret almaktaydı. Mısır’daki ihtilalci general ile kendi kendilerine anlaşmalar imzalamışlar ve Akdeniz’i parsellemek sevdasına düşmüşlerdi. Fransa, Doğu Akdeniz’de Haçlı artıklarının izini sürerek bir köprübaşı elde etmek peşinde. Bu amaca ulaşabilmek için her zaman kullanılmaya hazır Yunan’ı kullanmak onun için çok zor değil.


Ama Türk dostluğuna ihanet etmek Rumlara hiçbir zaman yarar sağlamadı, bundan sonra da yarar sağlamayacak. Yarın “bizi bırakıp nereye gidiyorsunuz” diye ağlarlarsa hiç şaşırmam.
Türkiye’nin 100 yıldır uygulamakta olduğu “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin kıymetini bilerek halkının refah düzeyini artırmaya çalışmak fırsatını Yunanistan bazı ham hayaller uğruna ayaklar altına alıyor. Bu kendisine de bölge barışına da hiçbir şey kazandırmayacak. Belki Fransa Yunanistan’a birkaç gemi ve birkaç uçak satarak kazanç sağlayacak. Ama Yunan halkı hiçbir şey kazanamayacak.

2 YORUMLAR

  1. Ruslar ve isyanın elebaşıları gemiye binip kaçarken isyana katılan sıradan halk arkalarından göz yaşı döküyorlardı. “Bu belaya bizi siz soktunuz. Şimdi bizi böyle bırakıp nereye kaçıyorsunuz” diye ağlıyorlardı. Piyon olarak kullanılan zavallı Rum halkı için Osmanlı’nın adaletine sığınmaktan başka hiçbir çıkar yol yoktu. Ve onlar da öyle yaptılar. 1789 Fransız ihtilalinden sonra Rum halkın üzerindeki propaganda ve baskı yeniden arttı. Buna rağmen 1820’ye kadar 50 yıl daha Osmanlı adaleti içerisinde yaşadılar ( 1770 Mora İsyanı konusunda geniş bilgi için bkz.: Süleyman Penah Efendi, Mora İhtilâli (1770), Hazırlayan: Abdullah Zararsız, Akçağ Yayınları, Ankara 2017).

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz