Yükselen ekonomiler çöküyor

109

1980’lı yılların sonlarıydı. Gelecekte yükselecek ülkelerden biri olarak seçilen Arjantin bugün olduğu gibi yine iflas etmişti. O zamanki Başkan, (Orta Doğu kökenli olduğu için El Turco olarak anılıyordu), Carlos Menem faiz çıkmazıyla 500 milyar doları bulan dış borçların nedeni olarak gördüğü ülkesindeki yabancı bankaların üzerine tanklarla gitmişti. Evet, bildiğiniz tanklarla.

Başkent Buenos Aires’de bankaların olduğu binalar tanklarla sarılıp, “borç filan ödemiyorum” denince ABD sermayesi sadece yüz milyar dolar olan faiz borcunu bir gecede silmişti. O kadar çok para kazanmışlardı ki onlar için bu faiz fazlası olsa da olurdu olmasa da. Borçları, faizleri sildiler ama iki yıl sonra da Menem ismi, güzel eşiyle birlikte karalanarak yok oldu gitti ama geçen sürede yeni yöneticiler fazlasını ödediler.

O yıllarda, Arjantin gibi beş altı ülke “globalleşme, küreselleşme, serbest piyasa, dünyaya açılma, yeni dünya düzeni” gibi sloganlarla adeta “pilot ülke” olarak seçilmişlerdi. Amaç önce mallarını, sonra paralarını satmaktı. Hedefe alındılar, “gelişmekte olan ülkeler” yerine “yükselen piyasalar” olarak tanımladılar. Artık buralar onlar için haritada bir ülke değil sanki alt sokaktaki “bir “pazar yeriydi”.

Bunu her yerde, anlattılar, “yatırım yapın, para verin” dediler, olumlu raporlarla başköşelerde yer veridiler, yalan da olsa övdüler, sırtlarını sıvadılar. Bunların yansıması için o ülkelerde medyayı bile düzenlediler.

Bu ülkeler önce IMF’in kucağına atılıyor sonra da sonra da oyuna başlanıyordu. IMF “okeyi” ile daha üç gün öncesine kadar kendi yağıyla kavrulan bu” gariban ülkelere” hesapsız kitapsız para yağıyordu. Gelen para da üretim değil ne kadar yol, köprü gibi ölü yatırım varsa ona harcanıyordu. Bunun en iyi yöntemi de bu ülkelerde laf dinleyen askeri ya da tek başına yönetime gelen otoriterleri işbaşında tutmaktı, 1980’lı yıllarda Brezilya, Şili, Arjantin ve Türkiye’de olduğu gibi.

Hepsinin ortak özellikleri askeri darbelerle, toplumsal, bölgesel, coğrafi kargaşalarla beslenen iktidarların, yönetimlerin işbaşında olmasıydı. Bu ülkelerde her kim iktidar; en yüksek faizi verdiyse, borçlarını zamanında fazlasıyla ödediyse yönetimde kaldı. Sıcak para oyunlarına uymayanlar, devalüasyonlarla iç borçlanmanın artırılması, ekonominin sürekli yabancı sermayeye muhtaç edilmesi oyununa katılmayanlar veya bu oyunu bozmaya kalkanlar, istenmeyenler, yapamayanlar, devre dışı bırakıldı.
İşin ilginç tarafı bu ülkelerin ekonomileri birbiriyle ilişkilendirdi. Biri bozulsa tümü devriliyor, biri iyiye gitse tümü düzeliyor.

Gün geldi, bu borçlar, yani para geri dönmez oldu. Bu defa borçları ödemek için yeniden para gönderildi. “Öldürme, süründür anlayışıyla o ülkenin kamu mallarının özelleştirme adıyla satılmasını istediler. Öyle ki sıra bankalara geldi, bankalar da satılınca hem içerden hem dışarıdan adeta kuşatıldılar.

ARJANTİN YİNE AĞLIYOR

Ve bugün… Bir zamanlar bankaların kapısına tanklarla giden Arjantin, yıllar sonra IMF kapsında ağlıyor. Artık “Don’t cry for me Argentina” şarkısı da para etmiyor. Faizleri yüzde 60’a çıkardı, 50 milyar dolar kredi aldı, o kadar zordaki bu kredinin bir an önce kullanılması için IMF ağalarına yalvarıyor.
Arjantin gibi Brezilya da hem aşırı harcamalar, hem yolsuzluklarla çökmenin eşiğinde.
Yükselenlerden: Endonezya, o kadar çok borçlandı ya da borca gömdüler ki kauçuk, petrol gibi ham maddeleri olsa bile cari açığı kapanmaz hale geldi, parası pul oldu. Kaçan yabancı sermayeyi tutmak için “faizleri ne kadar artırsam” diye düşünen Hindistan’la uzak doğu ekonomilerini sallıyor.

Güney Afrika; bu zincirin en zayıf halkası zaten. Malum “yükselen ülkelerdeki” en ufak öksürük bu ülkede nezleye yol açıyor. Sadece elmas ve kömür üretimi ile bir yere varılmayacağını halen anlamadıklarından ilk terk edilecek ülke.
Türkiye mi? Son 30 yılın yükselen ekonomisinde olup biteni anlatmaya sayfalar yetmez. Umut birkaç puan faiz artırımda.

Bugün, bir zamanların yere göğe sığdırılmayan tüm yükselen ekonomilerden geçen Temmuz ayında 13 milyar dolar çıkmış. Hale bakın ki geçmişte bir gecede bu ülkelere giren, dünyada başıboş dolaşan sermayenin günlük çerez parası olan bu tutar milyonlarca insanla birlikte ülkeleri perişan ediyor, geleceğini karartıyor.

Artık dünyada yükselen ekonomiler, gelişmekte olan ülkeler filan kalmadı. Yükselen, yıldızı parlayan, aslan, kaplan ekonomiler devri kapandı, çöken, iflas eden ülke ekonomileri devrine geçtik.

Hoş geldin yeni dünya düzeni. Altta kalanın canı çıksın!