Yönetmenin alfebe’si!

47

Bir ülkenin başarılı şekilde yönetilebilmesi için, kusursuz çalışan bir istihbarat örgütüne sahip olması gerekir… Sınırlarını, devlet düzenini, toplumsal düzeni, kısacası vatandaşlarını koruyabilmek için; vazgeçilmez bir şarttır bu…

…Ve ne yazık ki Türkiye, bu konuda sınıfta kalmış gibi görünüyor…
Zarrab’ın İran gizli servisi Savama’nın ajanı olduğu yolundaki iddialar değil, söylemek istediğim… Böyle şeyler olur zaman zaman ve “gizli kimliği bilinenlerin” faaliyetleri yakından izlenip, zarar vermesinin önüne geçilir… Hatta böyle ajanların sıkıştırılıp taraf değiştirmeye zorlanması da, sık görülen bir şeydir…
Kafama takılan konu, Reza Zarrab’ın İstanbul’daki şirketinde çalışan 3’ü kadın 7 kişinin gözaltına alınmasıyla ilgili…

Casus ilan edilip malvarlıklarına el konulması kararlaştırıldığı anda değil de, bu gözaltı kararının “iş işten geçtikten sonra” alınmasını anlamakta zorlanıyorum…
İstanbul Sarıyer’de, Reza Zarrab’ın bir yakınına ait olduğu iddia edilen holdingin merkezinde, evraklar yakılarak yok edilmek istendi… Holdingin bahçesinden yoğun duman yükseldi… Polis ve itfaiye geldi… 40 kadar polis içeri girerek arama yaptı. Bu işlem saat 11.00’den gece saat 23.00’e kadar sürdü ve İhbar üzerine olay yerine gelen polis, evrakların bir kısmını kurtarıldı…
Gözaltına alınanların arasında Zarrab’ın tüm mali işleri yönettiği için onun “Kara kutusu” olduğu söylenen biri de var; tüm gizi ve özel yazışmalardan sorumlu olan asistanı da…

Newyork’daki son duruşmada ise Zarrab “rüşvet vererek kurduğu sistemin 17 Aralık’tan sonra da devam ettiğini, tek farkın yiyecek ihracatı konusunda Halkbank yetkililerinin kendisinden başkasına ait bir şirket kullanılmasını istediklerini” anlatıyordu…
17 Aralık sonrasında nasıl serbest kaldığını anlatırken, “kısmen rüşvet vererek” demesi ise irkilticiydi…
Savcılığın stratejisi; özetle “Zarrab’ın Türkiye’de üst düzey hükümet yetkilileri ve bürokratlarla kurduğu rüşvet ilişkisini ortaya koymak ve ardından bu rüşvet ilişkisi sayesinde şebekenin İran’a yönelik yaptırımları delerek Amerikan finans sistemini dolandırmak için nasıl bir sistem kurduklarını göstermek” olmuştu…
Yargılamada Feto parmağı aramak, bunu açı açık söyleyip protesto etmek, bir işe yaramayacak… Delil gerekir…
Biz ise bırakın delil temin etmeyi, malvarlığına el koyduğumuz şirketlerdeki belgeleri bile elimizden kaçırıyoruz…
İşe alfabeden başlamak gerek… Çünkü en büyük sorun, Türkiye’nin hayati öneme sahip kurumlarının çoğunun “ehil eller tarafından yönetilmiyor” olması..!