YERYÜZÜ TANRISI: ERKEK

0
220
- Reklam -

“Duygu seline kapılmıştım. Gözlerimden dökülen sağanağa engel olamamış, elimdeki ıslak mendille, uzun bir süre oturduğum yerden kalkamadım.” Diyordu kitabın son sayfalarında bir yerde, Gülsen’in günlüğünden okudukları karşısında…
İnsan yüreği acıyı ve mutluluğu hissettiği sürece durumlar karşısında çarpışı da aynıdır. Evet şimdi ben de kitabı bitirdim ve Sebahat Aslanyürek’in günlüğü okuduğundaki durumundayım, tek farkla benim de gözlerim yaşlı ama elimde mendil yok…
Teşekkür bölümünde, emeğinden dolayı adı geçen; Dostum, yardımsever, güzel yürekli insan, öğretmen, şair, yazar, müzisyen Nebih Nafile aracılığıyla sosyal medyada arkadaş olmuştuk Sebahat hocamla. Kitabının baskıdan çıktığında, kitabını ilk gönderdiği okuyucuları arasındayım sanırım.
Bir yazar için en zor şey kendi hayatını kaleme almasıdır. Çünkü; kendinizi istemeden de olsa öne çıkarabilirsiniz, ya da duygusallığınıza paralel olarak yazılmaması gereken şeyleri yazabilirsiniz. Bu oldukça ince bir çizgidir. Sebahat Aslanyürek hayatını öylesine kaleme almış ve kitap haline getirmiş ki üzerine söylenecek olumsuz tek sözcük bulamazsınız.
Çocukluğundan bugüne kadar yaşamında; kişisel davranışları, mücadeleleri ve kitaba yaşam öyküsünü aktarışındaki duygusallıktan, egodan uzak tavrı “ASLANYÜREK” soyadının hakkını fazlasıyla vermiş. Gönülden kutluyorum.
Kitabı baştan sona okuduğumuzda; çocukluğundan 2009 yılına kadar olan ağa/Irgat ilişkisini (sömürü çarkını), 12 Eylül döneminin kişiler üzerinden sistemin çıkmazlarını, kadın ve erkek ilişkilerini görüyorsunuz. Ayrıca; erkek egemen toplumun acılarına ve ayrıcalıklarına göğüs gererek, kimseyi kırmadan incitmeden öylesine tarihe not düşmüş ki… Kitabın ismine tezat Kendine Yolculuk ’tan ziyade, kendinden dünyaya, evrene, insana, insanlığa yolculuk demek daha doğru olurdu belki de.

- Reklam -


Yeri geldiğinde ölüm acılarına göğüs germeyi, yeri geldiğinde ölümcül kazalar karşısında hayata tutunmayı bunları yaparken onurundan ödün vermeden hep akılcı davranarak dik durmayı bu yolculukta görüyorsunuz.
Kitapta anlatılanların yaşanmışlıklar değil de bir roman olmasını çok isterdim! Zaman zaman kendimi yaşanan acılardan soyutlamak için “romanmış gibi” yönlendirmeyi düşündüm ancak, yüzümü kitaba çevirdiğimde okuduğum her şey gerçekti. Ne çok istedim, kendisini yalnız hissettiği zamanlarda bak işte buradayım bir kardeşin var demeyi. Ama yaşanmıştı…
Yanında olması gerekenlerin, olanların, olmayanların ve olamayanların tanıklığında!..
Tüm bu öğeleri içinde taşısa da kitabın politik ve teorik diyeceğimiz bir yanı yok. Tamamen yaşanmışlıkların bir nehir gibi kalemin gözelerinden kâğıda akmasıydı. Ama altı kalın uçlu kalemle çizilmesi gereken bir somutluk vardı, SAMAMİ ve SAHİCİ.
“Kendime Yolculuk” için çok şey konuşulup yazılabilir ama olumsuzluk barındıran hiçbir şey yazılamaz. Feodal ilişkilerin hâkim olduğu toplumlarda kadının yerini!.. Hepimiz biliyoruz.
Böylesi toplumlarda yer edinebilen kadınlarımızın yeri de bizlerin başımızın üstü olmalı. Kitaptan aktaracağım birkaç paragrafla yazımı bitireceğim. KENDİME YOLCULUK’un yolu açık okuyanı çok olsun. Sebahat Aslanyürek; yüreğiniz, geçmişte olduğu gibi hep güzele umuda olan inancıyla atsın ve kaleminiz hep iyiye güzele yazsın…
“Bilirsiniz, güzelliğini kişiliğinden alan kadınlar vardır. Hani bir bakışta fark edilen, yüzlerine her baktığınızda hayatınızda neyin eksik olduğunu hemen anladığınız kadınlar. Sorunlardan kaçmayıp çıkış yolu arayan, bedeni zamana yenilse de varlığı insana huzur veren kadınlardan bahsediyorum. Ben, Sebahat, Bahar ve Bedoş böylesi kadınlardık.”

İyiliğin sadece maddiyatta olduğu zannedilir. Oysaki zor durumda olanın yanında durmak için para zenginliğinden çok gönül zenginliği gerekir. Kötü günlerimde, benimle ellerinden geldiğince omuz omuza yürüyenle her zaman gönlümün baş köşesinde yer almıştır. Bu güzel insanları asla unutamam

Yaşam yolculuğunda ilerlerken bir insanın başına gelebileceklerin en fenası nedir? Henüz küçük bir çocukken başkalarına verilmek mi? yoksunluk, yoksulluk mu? Yetim kalmak mı? En sevdiklerini kaybetmek mi? Dört çocukla yalnız kalmak mı? Sefalet mi? İflas mı? Defalarca kez ölümden dönmek mi? Bedeninin parçalanması mı? Kolunu kaybetmek mi? Yetişkin bir sığıntı olmak mı? En can yakıcı olanı hangisi?
Hepsini yaşadım ben hepsini…
Aşkı da tattım, ayrılığı da. Güldüm, ağladım coştum, sevindim, kahroldum, hüzünlere boğuldum. Her türlü duyguyu ağırladı yüreğim.
Çok yenildim. Çok yanıldım. Pes etmedim yine de. Hep yoldaydım. Çıktığım her yolculuk kendimle bir yüzleşmeydi aynı zamanda. Her istasyonda yeniden tanıştım kendimle.
Şimdilerde ne mi yapıyorum? Takvimler 14 Şubat 2009’u gösterirken kendimin elinden tutup yeni bir serüvene hazırlanıyorum.” Yeni serüveninde, serüvenlerinde yolun açık ve aydınlık olsun “ASLANYÜREK”…

- Reklam -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz