Malum bir çok ithal üründen alınan gümrük vergileri yükseltildi, en son döviz ve altın işlemlerinden alınan vergi de arttırıldı, iktidar ekonomik kriz ile başedebilmek için sair bazı başka tedbirler de açıkladı.

Bana sık sık yeni tedbirler gelecek mi diye soruyorlar. Aslında bu soruyu sormak bile abesle iştigaldir, elbette yeni tedbirler gelecek, gelmek zorunda; ancak yüzyılda bir görülebilecek bir çifte kriz yaşıyoruz, böyle bir durumda krize karşı tedbirler alınmaması anormaldir.

Türkiye’ye özelinde sorun daha ağır, bunun nedeni biz zaten krizdeydik, ekonomi ağır bir durgunluk, yüksek enflasyon, yüksek cari açık ve yüksek işsizlik tablosu sergiliyordu birde üstüne bu pandemiden kaynaklanan yerel ve küresel ekonomik şoklar geldi.

Devlet krize karşı destek açıklayıp, önlem alabilecek kadar yeterli kaynağa sahip değil.

Ülkenin ciddi bir döviz borcu ve cari açık sorunu zaten vardı, bu kriz şimdi döviz gelirlerini daha da aşağıya çekti. Krizin belki tek olumlu tarafı petrol ve sair emtia fiyatlarında da düşmeye yol açması ve bu şekilde döviz giderlerinde bir azalmaya neden olmasıdır.

Fakat uzun zamandır uygulanan yanlış politikaların bütçeye getirdiği yük devam etmektedir. Suriye ve Libya’da devam eden askeri operasyonların mali yükü bir yana buralarda yaşanan iç savaş yüzünden ülkemize sığınan milyonlarca mülteci için harcanan, harcanmaya devam edilen ve gelecekte de mecburen harcanacak devasa bir bütçe var. İktidarın paylaştığı bilgilere göre bu rakam şimdilik 50 milyar dolar civarında dolaşıyor.

AKP iktidarı tarafından hatalı yatırım politikaları tercih edilerek yap işlet devret modeli ile yapılan ve döviz bazında hazine garantileri verilen, enerji, sağlık ve ulaşım projelerinin bütçeye getirdiği ek yükler de ortadadır.

Diğer yandan AKP iktidarının israfı, lüks ve şatafat düşkünlüğü de bütçeye son derecede ağır bir yük getirmektedir.

Bütün bunların üstüne birde pandeminin yarattığı krizden kaynaklanan ağır durgunluk etkisi ile vergi gelirlerinin düşmesi ve bütçeden yapılmak zorunda kalınan harcamaların artması eklenince bütçe dengelerinin astronomik ölçülerde şaşması kaçınılmazdır.

Normal şartlar altında devlet vergi gelirlerini arttırmak için vergi zamları yapar ve yeni vergiler salabilir, lakin şu anda ekonomi öyle derin bir kriz içinde debeleniyor ki böyle bir vergi salmak mantıksız, salsan toplamak imkansız.

Ayrıca vergi salsan bile bunu ancak Türk Lirası olarak toplayabilirsin, vergi salarak dolar, euro yada altın toplayamazsın, oysa devletin birde acil döviz ihtiyacı var, turizm ve ihracat sayesinde kazanılan azalacak olması zaten var olan döviz temin güçlüğünün daha da artacak olması anlamına gelmektedir.

Küresel ölçekte gelişmekte olan piyasalardan eşi, benzeri görülmedik ölçekte bir sermaye çıkışı yaşanıyor ve dolayısı ile yatırımcı bulmak bu kanaldan döviz temin etmek de en azından şimdilik mümkün görülmüyor.

Borç almak mümkün mü? Bu çözüm de pek kolay görülmüyor bir kere Türkiye’nin CDS primleri çok yüksek, dış piyasada kimse Türk ekonomisine güvenmiyor, borç vermek ve risk almak istemiyor.

Piyasada dedikodu mahiyetinde de olsa sermaye hareketlerine kısıtlamalar getirilebileceği konuşulurken kim Türkiye’ye yatırım yapar, kim Türkiye’ye borç verir?

Tüm bunlar yaşanırken iktidar son derecede yanlış bir yola girip; varlık vergisi, kambiyo yasakları, yurt içi döviz ve altın birikimlerine göz dikilerek döviz tevdiat ve altın hesaplarına kısıtlama yada vergi getirme gibi yollara sapabilir, peşinen söyleyeyim bu yol çıkmaz sokaktır, bu yola giren hiç kimse başarılı olamamıştır.

Aslında bugün içinde bulunduğumuz ekonomik krizin en temelide bir güven buhranı yatmaktadır ve bu güven buhranı aynı zamanda krizden çıkış yollarını da tıkamaktadır.

Yaşanan rejim değişikliğine yol açacak anayasa teklifi ortaya atıldığında daha ilk gün söylemiştim, dünyada ilk defa demokrasi yolunda ilerleyen ve serbest piyasa ekonomisi uygulayan bir ülkede BAAS tipi bir tek adam rejimi inşa edilmeye çalışılıyor, bu piyasada çok büyük bir güven problemi yaratır, kimse parasını, servetini, malını mülkünü, işini gücünü ve hatta canını tek bir adamın iki dudağı arasından çıkacak söze emanet etmez, kimse böyle bir ülkede yaşamak istemez, en nihayetinde yatırımcı gelmez, var olan da kaçar demiştim.

Öncelikle söyleyeyim bu siyasi yapı değiştirilmeden bu krizden çıkış yolu bulunamaz! Bu krizden çıkabilmek için önce güven yaratmak gerekir, akraba-i taallûkat, eş dost, partili ilişkileri üzerine bina edilmiş bu tek adam rejimini derhal demokratik seçim ve liyakat esasına dayalı, tam bağımsız ve tarafsız bir yargı sisteminin işlediği, güçler ayrılığının kurulduğu, denge ve denetleme mekanizmalarının adam gibi çalıştığı, demokratik bir sisteme dönüştüremezsek ihtiyaç duyduğumuz güven temin edilemez ve sonuçta ekonomik çöküş de durdurulamaz, sonra demedi demeyin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz