Bu benim değil Uluslararası Para Fonu Başkanı Kristalina Georgiova’nın sözü, Georgiova belirsizliğin ‘yeni normal’ haline gelmeye başladığını söyledi.

Bu söz benim sözüm değil, lakin bende bu görüşe katılanlardanım. Trump ve Putin gibi davranış ve tepkileri öngörülemez olan liderlerin egemen olduğu çağımızda zaten başkaca herhangi bir sebep olmasa dahi geleceğe yönelik öngörülerde bulunmak kolay değil, birde üstüne üstlük küresel iklim değişimi, salgın hastalıklar, terör ve siyasi gerilimler geleceğe yönelik tutarlı bir öngörüde bulunmayı son derecede zorlaştırmaktadır.

Birkaç ay önce Çin’de ortaya çıkan ve Covid-19 adı verilen bir virüsün yol açtığı salgının sadece Çin’i değil aynı zamanda küresel büyümeyi de ciddi olarak etkileyebileceğini kim öngörebilirdi?

İngiltere merkezli danışmanlık kuruluşu Oxford Economics, 2 bin küsur kişinin yaşamını yitirdiği corona virüs salgınının Çin dışında da salgına dönüşmesi halinde küresel ekonomiye 1.1 trilyon dolara mal olacağını öngörüyor. Oxford Economics, yayınladığı raporda salgının Asya dışına yayılmasının küresel GSYH’yi yüzde 1.3 aşağı çekeceği konusunda uyardı ve bunun 1.1 trilyon dolarlık gelir kaybı anlamına geleceğini söyledi.

Oxford Economics’in küresel ekonomik modellemelerine göre Çin’deki fabrika kapatmaları şimdiden dünyaya ‘soğuma etkisi’ yapıyor.

Capital Economics ise karantinaların ve şirket kapamalarının özellikle KOBİ’ler genelinde kitlesel işten çıkarmalara ve ücret kesintilerine neden olabileceği konusunda uyarıyor.

Çin’de otomobil satışları corona virüs salgınından kaynaklı endişelerin etkisiyle Şubat ayının ilk iki haftasında yüzde 92 azaldı. Kuruma göre bu ayın toplam satışları yüzde 70 civarında düşüş kaydedebilir ve bu da 2020 yılının ilk iki ayında kabaca yüzde 40’lık bir düşüş anlamına geliyor.

Çin kimya endüstrisinin de bu salgından önemli ölçüde etkilenmesi bekleniyor.

2020 yılı başında yaşanan ve nerede ise savaşa dönüşebilecek kadar tansiyonu yükselten ABD İran gerilimini unuttuk bile. Oysa Orta Doğu cayır cayır, Libya ve Suriye’de iç savaş bütün hızı ile sürüyor. İran konusu şimdilik soğumuş görünse bile her an yeniden alevlenebilir. Doğu Ukrayna ve Kırım çok ciddi bir sorun olarak ortada. ABD Kuzey Kore gerilimi bu günlerde pek dile getirilmese de aklımızın bir köşesinde duruyor. Çin, ABD ve AB, ABD arasındaki ticaret savaşları derinden derine sürüyor.

Diğer yandan küresel ölçekte artan borçlar her an bir borç krizi doğurma potansiyeli taşıyor.

Küresel iklimin değişmesi yaşamı ve her türlü insani faaliyeti etkileyebilecek sel, fırtına, kuraklık, kıtlık gibi afetler ile devamlı yüzleşmemize neden oluyor.

Bu işin küresel boyutu birde Türkiye için işin belirsizliği arttıran yerel boyutu var elbette. Zaten küresel ölçekte belirsizlikler bu kadar artmışken birde biz içeride belirsizlikleri arttırmak için mümkün olan hiçbir iş ve eylemden kaçınmıyoruz. Suriye ve Libya siyasetimiz Türkiye’yi aynı anda hem ABD, hem Rusya, hem AB ve hem de Arap Birliği ile karşı karşıya getirmeyi başardı, işin açığı bu kolay değildi, emeği geçen siyasilerimizi sanırım kutlamak gerekiyor.

Türkiye kadar yüksek dış borcu olan bir ülkenin küresel ölçekteki tüm finans merkezleri ile kavgalı olması pek mutlu olunacak sonuçlar doğurmaz, bunu öngörmek içinde kahin olmaya gerek yok.

Türkiye’de 16 Nisan referandumu ile tesis edilen rejim, zaten belirsizlikleri arttıran ve geleceği öngörmeyi zorlaştıran bir unsurdur.

Büyüme ve yatırım için yabancı sermayeye dövizli borcu çevirebilmek için dış borca ihtiyacı olan bir ülkenin uluslararası gerilimlerde taraf olması, maceracı dış politikalar gütmesi oldukça risklidir.

Netice itibari ile bu belirsizlikleri hisseden yatırımcılar bekle gör moduna geçmiş durumda, ellerindeki fonları risksiz gördükleri döviz, altın ve benzeri kıymetli emtiaya park etmiş bekliyorlar, çoğu yatırımcı gayrimenkul yatırımına bile girmiyor. Ekonomi bu yüzden soğuyor, teşvik ve faiz indirimlerine rağmen hareketlenmiyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz