Yeni çağın insan modeli: Korkulu, ürkek, kaygılı

0
4

ANKARA, (DHA)- YAZAR Ercan Yıldırım, ‘Dünya Sisteminin Doğası’ adlı kitabını anlattı. Yıldırım, “Yeni çağda korkulu, ürkek, kaygılı yeni bir insan ortaya çıktı. Dolayısıyla bu ürkek, kaygılı insan portresi yeni siyasi sistemleri de ortaya çıkartacak” dedi.
Ketebe Yayınları arasında çıkan ‘Dünya Sisteminin Doğası’ alt başlığı ise ‘Değiştikçe Aynı Kalan’ adlı kitabını anlatan Ercan Yıldırım, Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu genel konjonktürde aktif bir dünya sistemi olduğunu söyledi. Kapitalizmin özellikle 18 ve 19’uncu yüzyıldan itibaren dünyaya egemen olduğunu ifade eden Yıldırım, “Fakat farklı doktrinlerle bunu geliştirdi. En son 1970’li yıllarda neoliberalizm ile beraber dünya yeni bir çağa girdi. Fakat 2008 krizi ile beraber neoliberalizmde kendi içerisinde kendi kendini yemeye başladı. Çok ciddi bir krizin içerisinde girdi. Mesela burada Çin öne çıkmaya başladı. Merkez ülkeler dediğimiz Amerika ve batı Avrupa ülkeleri çok ciddi bir demokrasi krizine girdi. Demokrasi krize girince demokrasinin sistemleştirildiği tüm siyasal alanlar krize girdi. Ekonomik kriz tüm maliyeti halklara yüklemeye başlayınca başta Amerika olmak üzere bu sefer siyasal sistemler krize girmeye başladı. Sonuçta ne oldu, bunu kapatabilmek için halkların üzerine yeni bir siyasi düşmanlıklar yüklenmeye başladı. Nedir bunlar, yabancı, göçmen ve islam düşmanlığı. Özellikle Amerika’nın Soğuk Savaş’tan sonra uyguladığı 11 Eylül rejimi dediğimiz durum o da bir çıkmaza sürüklendi. Çünkü Afganistan, Irak ve Suriye’de bu çıkmazlarda büyüdü. Dolayısıyla salgın bütün açıkları kapattı. Ulus devletlerin krizlerini örttü. Şu anda eski dünya sistemi ölemedi, yenisi de doğamadı. Biz bu arada kalmanın sıkıntısını Türkiye olarak da yaşıyoruz. Bende dünya sisteminin bu doğasını anlatmak için böyle bir kitap yazdım” diye konuştu.
’21’İNCİ YÜZYIL ‘DİJİTAL VİRÜS ÇAĞI’
Yıldırım, 18, 19 ve 20’nci yüzyıl kendi içerisinde farklı isimlerle adlandırıldığını, muhtemel 21’inci yüzyılında ‘dijital virüs çağı’ gibi farklı adlandırmalar içerisinde olabileceğini kaydederek, şunları söyledi:
“Yeni bir insan portresi ortaya çıkartmaya başladı. ‘Büyük kapatılma, büyük gözetim’ dediğimiz salgın döneminde şu ortaya çıktı ki, insanlar dehşetengiz bir güvensizlik içerisinde kimse kimseye güvenememe durumuna düştü. Ulus devletler çok ciddi sıkıntılar içerisine düştü. Adeta bir mahşeri çağa giriyoruz. Herkes kendisini kurtarmanın derdine düşmeye başlayacak. Dolayısıyla bu çağda insanlar dijital faşizm de denen katı bir döneme girecek hatta giriyor. İnsanlar kaygılı, korkak, ürkek bir şekilde sadece kendi hayatını düşünen bir duruma düşecek. Müşterek kader yerine daha kendini kurtarmaya, yakın çevresini kurtarmaya yönelik bir hayat nizamı ortaya çıkacak. Yeni çağda korkulu, ürkek, kaygılı yeni bir insan ortaya çıktı. Kitabımda bunu ele almaya, anlatmaya çalıştım. Artık insanlar cevap aramakta istemiyor. Cevaplarında tükendiği bir çağa girdik. Büyük anlatılar bittiği gibi küçük anlatılar da bitti. Dolayısıyla bu ürkek, kaygılı insan portresi yeni siyasi sistemleri de ortaya çıkartacak. Bu güvensizlik ortamı içerisinde artık siyasi sistemler felsefe, düşünce ne yöne evirilecek bunu yakında göreceğiz.”
‘BU DA YENİ BİR SOĞUK SAVAŞ DEMEK’
‘2008 krizinden sonra Çin’in küresel ekonomi üzerindeki etkisinin azalacağı tartışılıyordu’ diyen Yıldırım, şu ifadelere yer verdi:
“Hatta bunula eski ABD Başkanı Trump bir ticaret savaşı başlatarak, Çin’i ticari anlamda çevrelemek istedi. Bunda kısmen başarılı oldu. Fakat Çin adımlarını çok daha önceden attığı için alternatif bir dünya sistem, Çin merkezli dünya sistemi kurmaya yönelik adımlar attı. Afrika’dan Asya’ya pek çok yere kadar ülkeler adeta ekonomik açıdan destekleyerek, onları cendereye aldı. Dolayısıyla Çin hem ekonomik anlamda hem siyasi ve kültürel manada ciddi bir yayılmacılık tesis etti. Çin hükümetinden gelen haberlerde Birleşmiş Milletler, NATO gibi küresel kuruluşlara karşı kendi kuruluşlarını da ikame etmeye yavaş yavaş başlayacağını gösteriyor. ABD Başkanı Biden yönetimi ise şunu söyledi; sadece ticaret savaşlarıyla bu işin olmayacağını. Bir demokrasi kalkanı kurarak, Çin’in karşısında alternatif üretmeye çalışıyor. Dolayısıyla biz Çin’in küresel hedefleriyle Amerika’nın ki zaten şu andaki mevcut küresel hedefler arasında ciddi çatışmaya giriyoruz. Bu da yeni bir soğuk savaş demek.”
‘TÜRKİYE KENDİNE ÖZGÜ BİR YOLDA YÜRÜMEYE DEVAM EDECEK’
Yıldırım, Türkiye’nin yeni dünya düzeninden ne yönde etkileneceği ve kendine nerede yer bulabileceğine dair şöyle dedi:
“Şu anda Türkiye çok sahihi ve sahici bir şekilde tek bir kanal, kutba bağlanmaktan imtina ediyor. Yani transatlantike tam olarak bağlanmak istemiyor, Avrasya’ya tam olarak bağlanmak istemiyor. Çünkü Türkiye bir ada. Türkiye içerisinde bulunduğu bölge anlamında kıta. Eski dünya Soğuk Savaş döneminde bir kutba kesinlikle bağlanmanız, orada tanımlanmanız ve koşulsuz bir şekilde destek vermeniz gerekiyordu. Fakat Türkiye son yıllarda bunu kırdı. ‘Menfaatleri nereyi gerektiriyorsa, onunla iş birliği’ bu çok yönlü bir şey. Zaman zaman menfaatleri icabı bazı ülkelerle müttefiklik yaparken, ittifak kurarken aynı ülkelerle başka konularda çatışmaya da girebiliyorsunuz. Bunu Suriye’de, Libya’da görebiliyoruz. Türkiye burada ne yapacak; özellikle S-400’ler üzerinden ABD Başkanı Biden’ın da gelmesiyle beraber bir fetret oluştu gibi gözükse de Türkiye muhtemelen kendine özgü bir yolda yürümeye devam edecek. Yani hem yeni Amerikan yönetimiyle çok iyi çalışacak hem de Avrasya’daki o genel haklarını ya da menfaatlerini koruma üzerine faaliyetlerde bulunacak. Türkiye bir imparatorluk mirası üzerine kurulmuş bir ülke. Yani biz İslam ülkeleri ulus devleti olmayı başaramadılar. Çünkü ‘kabilecilik’ saikleri hala devam ediyor, bir devlet vasfını kazanamadılar. Türkiye’de tam manasıyla ulus devlet olamadı. Çünkü imparatorluk yükü ve misyonu üzerini biniyor. Dolayısıyla içinize kapanamıyorsunuz. Gerektiğinde Libya’da, Afrika’da, Kafkaslarda, Balkanlarda bulunmak zorundasınız. Türkiye aslında burada bir karar anında, bir kavşağa giriyor. Muhtemelen de yeni Soğuk Savaş dediğimiz Çin’le, Avrupa ve Amerika arasındaki çatışma bölgesinde eğer çok rasyonel davranırsa, kendine özgü bir şekilde küresel aktör olma yolunda çok ciddi adımlar atabilir.”

FOTOĞRAFLI

- Reklam -

- Reklam -