Yeni bir yapılandırma daha

0
69

Bu günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine vergi ve sair alacakların tahsiline yönelik yeni bir yapılandırma tasarısı sunulacağı açıklanmış bulunuluyor, eğer yasalaşırsa, bu Türkiye’nin 36’ncı, AKP iktidarının ise 10’uncu vergi affı olacak. Tabi kamuoyunda tepki uyandırmamak için vergi ya da ceza affı denmiyor, yumuşatılarak yapılandırma tabiri kullanılıyor.

Cumhuriyet tarihinde sadece ekonomik konularda aflar çıkmamıştır ceza hukukunu da kapsayan çok sayıda af çıkarılmıştır, 1921’den bu yana kapsamı değişiklik gösteren toplam 52 adet af kanunu çıkmıştır.

Devlet ile vatandaş arasında mali ve cezai konularda çok ciddi bir uyuşmazlık olduğu ortadadır. Devlet vergi koyuyor tahsil edemiyor, ceza koyuyor uygulayamıyor, bunun nedeni nedir?

Özellikle ekonomi alanında devlet durmadan yeni vergi koyuyor ya da vergileri arttırıyor vatandaşlar da bu vergileri ödemiyor yahut da ödeyemiyor, sonuçta alacağını tahsil edemeyen devlet pes ediyor ya bir yapılandırma geliyor ya da af.

Sadece vergi değil sigorta primleri, çeşitli harç ve cezalarda ödenmediği ya da ödenemediği için sık sık yeniden yapılandırılması gerekiyor.

Burada devletin makul sınırı ve ödeme gücünü aşan bir vergi, ceza ve harç tahsilatına kalkıştığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Diğer yandan serbest piyasa ekonomilerinde sık sık yaşanan ekonomik krizler ülkemizde daha da sıklıkla görülmektedir. Normal şartlar altında basiretli bir tüccarın geleceği öngörerek tedbirli davranması beklenir, lakin ülkemizdeki siyasi iklim iktisadi ve siyasi geleceği öngörmeyi nerede ise imkansız kılmaktadır.

İç ve dış siyasi koşulların ekonomide çok ciddi dalgalanmalar yarattığı, herhangi bir vatandaşın yahut da işletmenin öngöremeyeceği ve öngörse dahi herhangi bir tedbir alamayacağı krizlerin sık sık ortaya çıktığı aşikardır.

Vatandaşların yahut da işletmelerin kendi ellerinde olmayan etkenler yüzünden devlete olan borçlarını ödeyememelerinin cezası elbette ki sadece bu vatandaş, yahut da işletmelere kesilmemelidir. Fakat aynı anda devlete olan borçlarını zamanında ödeyen vatandaş ve işletmelerin de kendilerini tabiri caizse enayi gibi hissetmelerinin önüne geçilmelidir.

Özellikle de devlet ile vatandaş arasındaki mali ilişkiler artık ciddi bir şekilde kurala bağlanmalı, öngörülebilirlik ve istikrar kazanmalıdır.

Öncelikle devletin vatandaşı vergilendirirken, akla uygunluk, hakkaniyet ve ödenebilirlik ilkelerinden ayrılmaması gerekir. Makul oranların dışında vergi toplamaya kalktığınız zaman hem vatandaş nezdinde meşruiyetiniz sorgulanmaya açılır ve hem de umduğunuz, hedeflediğiniz miktarda vergiyi toplayamazsınız. Vatandaş ya vergi kaçırır ve yahut da iş yapmaktan, üretmekten, hatta hükmünüz altındaki topraklarda yaşamaktan vazgeçer, göçer başka ülkelere gider.

Cezalar konusunda da hemen hemen benzer uygulamalar geçerlidir, devlet ceza koyuyor sonra af ya da infaz düzenlemesi gibi adlar altında bu cezaları tam ve eksiksiz olarak uygulayamıyor. Bu durum da vatandaşların özellikle de mağdur vatandaşların adalete olan güvenini sarsıyor, suç işlemeye meyilli olanların ise nasılsa bir af yahut da infaz düzenlemesinden yararlanır, üç beş yatar çıkarım düşüncesi ile cesaretlenmesine neden oluyor.

Devletin vergi salması ve ceza kesmesi en önemli politika araçlarındandır, her iki hususta da akılcılık ve adaletten ayrılmamalı, vatandaşın razı olacağı, adil ve hakkaniyetli bulacağı bir çizgide yürümelidir.

Türkiye’de bu gün vergi oranları çok yüksektir, hakkı ile vergi veren, herhangi bir istisna yahut da teşvikten yararlanmayan ve yahut da vergi kaçırmayan bir işletme üç günde kapitali kediye yükler, batar gider.

Devletin gelir gider dengesi çok bozuktur gelirleri giderlerini karşılayamamaktadır bu durumda ilk yapılması gereken vergileri arttırarak geliri arttırmaya çalışmak değil, giderleri kısmak ve israftan kaçınmaktır.

Diğer yandan ülkemizde vergi gelirlerinin büyük bir kısmı tüketimden alınan dolaylı vergilerdir, bu son derecede adaletsiz bir durumdur gelirler vergilendirilemeyince harcamalar vergilendirilmektedir.

Oysa verginin temel mantığı gelirleri vergilendirmek üzerine kurulmalıdır, servetler ve harcamalar ise vergilendirilmemelidir.

Sonuç olarak vergi ve ceza hukukunda köklü reformlar yapılmaz benzer politikalar uygulanmaya devam ederse daha çok af ya da yapılandırma görürüz, demedi demeyin…