Ana Sayfa Güncel Haberler Yazıyooor yazıyooor…

Yazıyooor yazıyooor…

-

Basın teknoloji gelişti, internet hayatımıza girdi. Kullandığımız tüm cihazlar dijitalleşti. Peki, 70’li ve 80’li yıllarda gazetelerde teknoloji ve işleyiş nasıldı?  Duayen Gazeteci Taner Dedeoğlu o günleri anlattı…

Haber verme ve alma arzusu insanlık tarihi boyunca her zaman yerini korudu. Dünya tarihi boyunca bunun birçok örneği de karşımıza çıkıyor. Bundan 3 bin 400 yıl önce Nil boylarında bulunan bir tablet, dünyanın ilk gazetesi adını aldı. Bu gazete günümüz modern gazeteleri gibi kağıt üzerine değil, pişmiş bir tuğlaya yapıldı. Yani ilk gazete bir tablete basıldı.

Bugünlerde de Tablet ile gazeteler okunuyor ama tabii ki bilgisayar teknolojisi ile…

Mısırlılar bu tabletlere günün önemli olaylarını yazdılar. Bunlar elden ele dolaşmış taş levhalardı. İlk gazete o devirde kutlu sayılan Sharabeyani (Gelin Göbeği) şeklinde yapıldı. Tuğla gazeteden 40 sayıbulundu.

Gazeteci tarih yazıcısıdır. Tarihe tanıklık eder ve kamuoyu için önemli gördüğü bilgileri yine kamuoyuyla paylaşır. Yöntemi tarih boyunca değişkenlik gösterse de asılolan haber verme kaygısı hep yerini korudu.

Peki, ülkemizde gazetecilik tarihi nasıldı? Bunu öğrenmek için usta gazeteci Taner Dedeoğlu ile söyleşi yaptık. Dedeoğlu 70’li 80’li yıllarda ülkemizde gazeteciliğin zorluklarını, keyifli anlarını, işleyişini yaşamış duayen bir gazeteci ve mesleki olarak yaşadıklarını bizimle paylaştı.

Dedeoğlu sözüne “Mustafa Kemal Atatürk’ün daha milli mücadele döneminde Anadolu Ajansını kurması ile basına verdiği önem anlaşılmaktadır” diyerek başlıyor ve devam ediyor.“Bu dönemde meclis binalarının hemen arkasındaki Rüzgârlı Sokakmerkez olur ve Ankara’nın Bab-ı Alisi olarak genç cumhuriyete hizmet ederdi.”

Soru: 60’lı, 70’li yıllarda teknolojiileri seviyede değildi. Baskı işleri nasıl yürüyordu?

Dedeoğlu:Çok partili sisteme geçildiği yıllarda yine Ankara basını öndedir.  1950’li yıllarda Bab-ı Ali yeniden canlanır ve büyük kuruluşları ile basının amiral gemisi olur.

1960’lı yılların sonlarına doğru yaygınlaşan ofset sistemine kadar, rotatif makinelerinde gazete basılmaktadır. Pirinç harflerden, kurşuna alınan kalıplarla oluşan yazı gazetelere basılır. Bu dönemde görüntü malzemesi çok azdır,  zor elde edilmesi hem de‘klişe’ denilen bu malzemenin baskısının pahalı olması nedeniyle sayfalarda fazla yer almaz.

Daktilo

Gelişen teknoloji ile bu sistemde çok modern hale gelir, kolay hazırlanması ile ofset sistem eskiyi tarihe gömer. Burada yazı birinci hamur kağıda, elektrikli daktilo ile dizilir, görüntü malzemesinin de pikaj kartonuna yerleştirilmesinden sonra alınan filmin kalıbı ile baskıya geçilir. Kalıba kadar olan kısmın değiştiğini biliyorum.

Bu sistem ile matris kutusu denilen metal bir kutuya konulan filmler, akşamüzeri uçakları ileAnkara, İzmir ve Adana matbaalarına gönderilerek buralarda da baskı yapılması sağlanır hale getirilerek, İstanbul’un buralara gazete gönderme sorunu da bitmiş oldu.

Soru: Bütün gazeteler bu sistemleri mikullanıyordu?

Dedeoğlu: 1975 yılında Hürriyet’te çalışmaya başladığımdagazete sayfalarını film halinde gönderen bir sistem gördüm. Özel link hattıkurmuşlar, büyük bir dolap gibi cihaz, yirmi dakika gibi bir zamanda gazeteninbir sayfasının filmini Ankara’ya gönderiyordu, ötekilere göre muhteşem birşey.  Bugün ise bilgisayarda hazırlanansayfa doğrudan kalıba alınıyor.

Soru: O dönemde dijital cihazlar yoktu, görüntüleri nasıl elde ediyordunuz?

Dedeoğlu: Görüntü malzemesinin zor elde edilişini birörnekle anlatırsak.  Çeşitlikimyasalların gram ölçülerinde karıştırılması sonucu elde edilen film banyosubir tavaya konulur. Bu yayvan kap içinde film elle banyo ettirilir. Çok kritikbir zamanlama gerektiği için ağızdaki sigaradan alınan bir nefes ile ortalığınkırmızı ışıkla aydınlanması ile filmin durumu anlaşılır.

Teleks

Bu bizden çok eskilerde olmasına karşın, böyle film banyo eden bir arkadaşım vardı, yeni sisteme alışamadım derdi. Daha sonraki yıllarda film banyo hazır kit halinde geliyordu, sıcak suda eritilerek kullanılıyordu. Film de spirale sarılıyor, tank içine atıldıktan sonra kurulan saatin çalması ile çıkartılıyordu, el değmeden. Agrandizör denilen alette film karta basılıyor, bu fotoğraf gazetede kullanılıyordu.

Soru: İnternet teknolojisi yokken zamanınasıl ayarlıyordunuz?

Dedeoğlu: Renkli filmi İstanbul’a gönderirdik, ancakorada banyo edilirdi, bu da zamanla yarışmak demekti, havaalanına koşarsın,kargo işlemi kapatmışsa pilota veya hostese rica edersin.

1983 veya 84 olabilir, Ankara bürolara da bu sistem kuruldu. Daha önce ancak baskıda kullanılan dia pozitif filmi kullanılıyorduk. Bürolara renkli sistem kurulunca renkli negatife döndük. Banyodan sonra karta basıyorduk, hemen İstanbul’a telefoto ile gönderiyorduk.

Gazeteci arkadaşlarımız, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın tutukluluğu sırasında Gazeteciler Cemiyeti Yönetimi ile ben de duruşmaları izlemeye Silivri’ye gidiyordum. Duruşma salonuna giremediğim için haberimi de, çıkışta bir fotoğraf ve kısa bilgi ile tabletle hemen geçmenin heyecanını da yaşadım.

Soru: Peki, haber oluşturmadan, baskıyakadar ki süreç nasıl işliyordu?

Dedeoğlu: Gazete, dev bobinlerin makineye takılması vehızla dönmesi ile basılır. Gazete sayfasına göre bobin vardır,  makinenin durması sırasında azalan bobinlerçıkar yenisi takılır. Bobinleri de ufak parçalara bölünür ve bürolara yazıkağıdı olarak gönderilirdi.

Muhabirler bunlara haberini daktilo ile yazar ve sorumluya verir, İstanbul gazetelerine bu haber de teleks aracılı ile giderdi. Teleks kocaman bir daktilo görünümünde, çok gürültülü çalışan ve sadece küçük harfle yazan bir makinedir.

Taner Dedeoğlu

50’li yıllarda haberi ulaştırmakta ayrı bir sorunmuş! Anadolu Ajansı muhabirleri, (il ve ilçelerde tamamen amatör ruhla çalışan insanlar) kimlikleri ile PTT ye gidip, telgraf çekerlermiş, kelimesi bir kuruş. Yüz kelimelik haber geçse bir lira.

Gazetelerin büyük fedakarlıkla telefondan yazdırdığı haberler de gazetelerde vurgulanır. Tele-foto denilen bir sistem de 60’lı yıllarda kullanılmaya başlanıldı. İyi görüntü vermese de olayı anlatıyordu ve altında da Tele-Foto yazardı.

Soru: Telefonla ulaşım hangi yıllardakolaylaşmaya başladı?

Dedeoğlu: Basının rahat telefon görüşmesi, 1985’leri bulur. Özal döneminde, kendi telefonunla dünyanın öbür ucunu çevirebilmek ancak o zaman oldu. Ondan önce, şehirlerarası görüşme için, normal, acele, yıldırım gibi sınıflar vardı, parası artarak giderdi tabiî ki. Buna bir de basın önceliği eklenirdi, telefonu alır 03’ü çevirirsin, bir kadın çıkar, ‘şehirlerarası buyurun’ der. Sen de ona İstanbul’daki telefon numarasını verir ve‘yıldırım basın’ dersin ve beklemeye başlarsın. Olağanüstü günlerde, uyanık sekreter merkezle paylaşsın diye.

Soru: Gazeteler okuyucuya nasılulaştırılıyordu?

Dedeoğlu: Bu gazetelerin okuyucuya ulaştırılması da ayrıbir konu.  Ankara veya İstanbulgazeteleri merkezde, sokak satıcıları ile okuyucuya ulaşırdı. Omzuna taktığı birkemerle tutturulan gazeteleri ‘yazıyoooo’ diye bağırarak satardı. Ankara’yauçakla gelen gazetelerde ‘Tayyareee’ diyesatılırdı.

Gazeteler kendi araçları ile çevrelerine dağıtım yaparlarulaşamadıkları yerlere öncelikle şehirlerarası otobüs veya tren ile giderdi. Otobüs en iyi şartlarda akşama gideceği yere ulaşırdı. 60’lı yıllarda Hürriyet dışındaki gazeteler Ga-Me-Da- (gazete mecmua dağıtım)adlı bir şirket kurarlar ve hepsi yayınlarını buraya verir, tek bir araçla birçok gazete dağıtılır. Hürriyet, Hür Dağıtımı kurar kendi yayınları dağıtırdı. Daha sonra Günaydın’da buradan dağıtıldı. Gazete kamyonu yeni gazete götürür, eski-iade gazeteleri de alır gelirdi. Hurda kağıt olarak SEKA’ya verilirdi.

Soru: Gazeteler uzak illere zamanındaulaşabiliyor muydu?

Dedeoğlu: 1981 yılında Hakkari’de bir göreve gittim. Daha sonra Vizontele filmine konu olan televizyon yayını konusu.  Bir gün önce, bir uçak dolusu, görevli ve gazeteci ile ayrı bir uçakta da Başbakan Bülent Ulusu ile Van’a gittik. Ertesi gün karayoluyla Hakkari’ye geçtik, başbakan televizyon yayınını törenle açacaktı ama olmadı, yayın yine ulaşmadı, döndük.

Orada Milliyet muhabiri ile tanıştım, bir öğretmen, zevk için bu işi yapıyor, orada öğrendim,  Van’a gününde gelen gazete, ertesi gün Hakkari’ye ulaşıyor, o da kar yolu kapatmazsa… Bugün yine kamyonlarda dağıtım sürüyor.

Soru: İstanbul ile Ankara arasında birrekabet var mıydı?

Dedeoğlu: 60’lı yılları ortalarında basında büyük birpatlama olur. Ulus ve Adalet gibi ülke çapında okuru olan Ankara gazeteleri,piyasayı İstanbul basına kaptırır. Gazetelerin birinci sayfalarının büyük bölümüAnkara’dan gitmektedir. Başkent, halkı ilgilendiren haberlerin merkezidir, bunedenle de İstanbul gazeteleri, 1950’lerin ortalarında Ankara’da büro açmayabaşlarlar. Başkentbasını buna fazla dayanamaz ve Rüzgarlı Sokak’ta sıkışıpkalır.

64 veya 65 yılında Hürriyet bir yazı dizisi yayınladı. Sadun Boro adlı amatör bir denizci karısı, çocuğu ve bir de kedisi ile teknesiyle dünya turuna çıktı. Bu insanlar sürekli bilgi ve belge göndererek geniş bir kitle üzerinde heyecan uyandırdı.Günlük yüzelli bin ile başlayan satış yüz binlere ulaştı. Birkaç yıl önce öldüğünde de haber oldu. Sadun Boro’nun heykeli Bodrum’un Kissebükü koyunda, Gökova girişindeki kayanın üzerine dikildi.

Necati Zincirkıran anılarında anlatıyor, bu olay Hürriyet’i günlük 150 bin satışa götürmüş. Bundan sonra Simavi kardeşlerin yolları ayrılıyor. Haldun yanına Necati’yi de alarak Günaydın gazetesini kuruyor. Çok farklı bir yapı, alışılmış bir gazete değil. Çoğu masa başında hazırlanan haberler ama çok usta kalemler var, Selahattin Duman onlarda ayrıca fotoğrafı bol bir gazete. 744 bin günlük satışı vardı, Hürriyet 600, Tercüman 500, Milliyet 220 bin satış yaparken.

Soru: O yıllarda magazin gazeteciliği nasıl işliyordu?

Dedeoğlu: Ben magazini ‘hayatın renkli yanları olarak tanımlarım’, daha sonra girdiği şekiller, aldığı pozisyonlar hep saçmagelmiştir bana. Mecliste de magazin olur, cenaze töreninde de, mutlaka birrenkli tip, bir olay çıkar.

40’lı yıllarda olduğunu sanıyorum, Radyo Alemi isminde bir dergi var. Dönemin en renkli hayatı orada olduğundan insanların hayatına yepyeni bir kapı açılmış. Daha sonra sinema gelişmiş, Yelpaze diye bir dergi var ama biraz dekolteye önem veren bir yapı. Sonra Hayat Dergisi çıkıyor, farklı bir kağıt,  yanlış hatırlamıyorsam sadece kapak renkli. 60’lara gelindiğinde Hayat’a bir de Ses isimli kardeş geliyor. Tifdruk denilen bir baskı sistemi,  ince bir kağıt, bol renkli. Ses dergisi sinema ağırlıklı ve yarışmalar düzenleyen ve birçok ismi Yeşilçam’a kazandırmış bir yayın.

Bu dönemlerde gazeteler ofset baskıyı kullanmaya başlamıştır, kolay hazırlanması, sayfa düzeninde çağdaş, özgürce çalışma imkanı, batı yayınlarına benzeyen yapısı ile 70’lere gelindiğinde de Milliyet Gazetesi Hey Dergisini çıkarıyor. Sinema, müzik ve en önemlisi gençlik konularında yayınları olan bir dergi. Bunun en büyük özelliği de kaliteli müziğin yanında olması.  Tercüman’ın İnci, Günaydın Gazetesi’nin Saklambaç’ı, Hürriyet’in Kelebeği ve Hafta Sonu gazetesi var.

Soru: Bu dal Türkiye’de nasıl başlıyor?

Dedeoğlu: Bu iş kolu İstanbul’da Beyoğlu Muhabirliği ilebaşlıyor sanıyorum. İstanbul’a gelen sinema sanatçıları, ünlü işadamları,yazarlar, ressamlar gibi tanınmışların haber yapılması ile başlıyor. Daha sonraAnkara, İzmir ardından da diğer iller devreye giriyor.

Gece hayatında ünlü isimler sayfalarda yer alıyor, bunların ufak davetleri ‘Cemiyet Sayfası’ denilen yerlerde yayınlanıyor.

Soru: Peki, yapılan haberlerin birsınırı var mıydı?

Dedeoğlu: Magazinde bir sınır vardır. Ünlü işadamları herhafta evinde davet veremez ya, ama dergi her hafta çıkacak! İşte sınırzorlanmaya başlar. Ünlü isimler az ünlüye, ünsüze kadar gider. Olabilecek fakatolmamış bazı şeyler olmuş gibi gösterilir, pembe yalan denilir ama gün gelir bubasın türü inanırlığını kaybeder. Bunun sonunda da maddi manevi çıkarlar,tehditler devreye girer sonra da kaybolur gider.

Bugün magazin sayfalarında, gazetenin kanalının dizisindeki genç kızların haberlerinden başka bir şey kalmadı.

Taner Dedeoğlu kimdir?

1949 yılında Nevşehir’de doğdu. 1977 yılında A.İ.T.İ. akademisini bitirdi. Gazeteciliğe 1971 yılında Milliyet Gazetesi Hey Dergisi’nde başladı.

Dedeoğlu, 1975-1980 yılları arasında Hürriyet Gazetesi TV’de 7 Gün dergisinde çalıştı. 1980 yılında döndüğü Milliyet Gazetesi’nden 1997 yılında da emekli oldu.

2002-2005 arasında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “Haber Toplama ve Yazma”, “Magazin Gazeteciliği” ve “Televizyon Gazeteciliği” konularında dersler verdi.

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Mehmet Akgün
Mehmet Akgünhttps://sonsoz.com.tr
2016 yılında Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik bölümünden mezun olup, Sonsöz Gazetesi'nde 2017 Mart ayından beri aktif gazetecilik yapmakta...

Bu Haberler Kaçmaz!

Çipras: Kim Rumların haklarını ihlal ederse, bu sonuçlar doğuracaktır

Her kim Yunanistan ve Kıbrıs’ın (Rumların) haklarını ihlal ederse bu sonuçlar doğuracaktır. Öte yandan her halükarda bunun bedeli ciddi olacaktır, çünkü biz egemenlik haklarımızı müdafaa etmekte kararlıyız

Yoksulluk kanser nedeni