Yaşamak gibi tıpkı, ömür gibi…

0
145

Herkes yiyip içer ancak tadına varabilen insan çok azdır(Konfüçyüs)

Kaçımız yaptığımız işlerde “tadına varma” farkındalığını yaşıyoruz acaba düşündünüz mü hiç?

Bazı şeyleri sırf yapmamız gerektiğinden, bazılarını teamülen ,bazılarını statü gereği, bazılarını gereksiz yere kendimize görev edindiğimizden, bazılarını beklentiden bazılarını özentiden.. Ama isteyerek, gönlümüzden gelerek, içselleştirerek ,yaşamımıza dahil ettiğimiz şeyler yok denecek kadar az.

Kendimiz için yaşamıyoruz ,tabi burada şu ayrımı da iyi anlayabilmek gerekiyor; kendi için yaşamak demek her şeyi nefsinin arzuları etrafında oluşturmak demek değildir kendi için yaşamak hayata geliş gayesini yaşantısının orta yerine koyarak içinden geleni ,yapmak istediklerini yaşamaktır.

Oysa bizim artık yemeklerimiz ayak üstü, kahvaltımız brunch, ailemiz çekirdek, iletişimimiz sosyal medya üzerinden, çocuklarımız ev yerine kreşlerde onlara dokunmadan koklamadan büyümekte, hep acelemiz var hep bir yerlere yetişme telaşemiz..

Sanki şöyle bir silkinerek ,kafamızı gömdüğümüz kumdan çıkartsak ta gökyüzünün sonsuz maviliğine yeryüzünün huzurlu yeşiline mi bakıversek ömrün gelip geçtiğini görmek için?

Hz Ömer’in “Bugün Allah İçin Ne Yaptın” sözünün yanına yarattıkları için kendi nefsin dışındakiler için insanlığa fayda dokunsun hayvanlara ve doğaya da yararlı olsun içinde koysak ve o şiarda yaşasak

Enaniyetten uzaklaşsak, sakinleşsek gösterişten vazgeçsek daha mutlu huzurlu olmaz mıyız ne dersiniz?

Daha az yesek ama sofralarımızda daha besleyici daha lezzetli gıdalar olsa, yaşam alanımızda eşya kalabalığı yerine kullanabildiğimiz daha konforlu ergonomik daha sade eşyalar olsa, gardrobumuzda sadece severek kullandığımız kıyafetler olsa ve onları eskitene dek kullanıp yerine yenisini alsak.

Yarını yaşayabileceğimizden emin değilken seneler sonrasını planlamasak ,yaşanılan en güzel günün huzurla muhabbetle tadına vararak geçen gün olduğunu anlayabilsek ,doyumsuzca saldırmasak ,fütursuzca tüketmesek.

Dünya açık büfe bir sofra adeta…Misafiri olduğumuz bu sofrada tabağımıza severek yiyeceğimiz sınırlarımızı zorlamadan ,hazım problemi yaşamadan tüketebileceğimiz kadarını mı alsak ?

Farkına vararak okusak ,tadına vararak gezsek ,her şeye yetişmeye çalışmasak ta mesela yetişebildiklerimizi daha keyifle tamamlasak ,herkesle birlikte olmak yerine yanında huzur bulduklarımızla olsak muhabbetin keyfini yaşasak, çevremizde olan bitene duyarlı olsak bir başkasının dertleriyle dertlenebilsek, vermeyi denesek biraz hep sahip olma yerine ,yardım edebilsek bazen bir sokak hayvanına bazen bir insana bazen doğaya. Bugün Allah için bir şeyler yapmayı servetler biriktirmeye mevki makam hırsına tercih edebilsek…İnsan-ı Kamil dedikleri mertebeye yükselmez miyiz sizce? Ve cinayetler ,intiharlar ,şiddet, zorbalık son bulmaz mı böyle insanların oluşturduğu toplumda. Cebinde 1 lira yemek parası kaldığı için ,çocuğuna pantolon alamadığı için ve binlerce bunun gibi sebepler uğruna sonlanır mı bu hayatlar?

Ömür belirsiz, zaman hızlı, nefis doyumsuz .Her şeye her yere yetişmeli, her şeyin en iyisini bilmeli ,her konuda fikir beyan etmeli ,her şeyin en iyisi benim olmalı hastalığından kurtulmalı ;hafiflemeli ,sınırlamalı ,seçmeli ve yaşamın tadına varmayı öğrenmeliyiz. Tıpkı yeryüzüne tek tek düşerek bembeyaz elbisesini giydiren kar gibi…Sade ,gösterişsiz ,şahsına münhasır yavaş ,keyifli ,temiz ve bir o kadarda huzurlu ,sakin…

Hayatın tadına varmanız dileğiyle…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz