Yabancı yatırımcılar sayesinde kalkınma olur mu?

0
526

Uzun zamandır EKONOMİK KALKINMA kavramı gözden düştü ve yerini EKONOMİK BÜYÜME söylemine bıraktı ne yazık ki.

Yabancı yatırımcıların bir ülke ekonomisine etkilerini analiz etmeden önce bu iki kavrama ve bu iki kavram arasındaki farklara bir bakmamızda fayda olduğunu düşünüyorum

İlk olarak söyleyeceğimiz ekonomik kalkınmanın ağırlıklı olarak niteliksel, ekonomik büyümenin ise niceliksel bir kavram olduğunu ifade etmek olacaktır.

Ekonomik kalkınma toplumsal iyiliği, refah ve güç artışını ifade ederken, ekonomik büyüme ise piyasaların üretkenliğini ve bir ekonominin ürettiği mal ve hizmet miktarındaki artışları ifade eder.

Ekonomik Kalkınma, bir ülkenin üretim yapısını toplumun tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere yüksek katma değerli ürünler üretecek şekilde dönüştürmesi ve elde edilen gelirin adaletli bir şekilde dağıtımı ile refah ve yaşam standartlarının yükseltilmesi olarak tanımlanabilir.

Ekonomik Kalkınmanın temel amaçları; Toplumun ihtiyaçlarını karşılamak üzere daha yüksek katına değerli ürünler üretmek, toplumun refah ve  yaşam standartlarını yükseltmek, İstihdam olanaklarını arttırmak ve çalışma koşullarını iyileştirmek, üretim faaliyetleri sırasında çevreye en az zararı vermek, diğer toplumlarla yarışta önde yer almak, ekonomik, siyasi, sosyal ve uluslararası ilişkiler bağlamında özgürlük düzeyini yükseltmek olarak sayılabilir.

Ekonomik Büyüme kavramı ise sadece hacimseldir ne miktarda mal ve hizmet üretildiği ile ilgilenir, büyümenin topluma ne fayda sağladığı ya da toplumu olumlu olumsuz ne şekilde etkilediği gibi soyut ve niteliksel konular ile ilgilenmez.

Bir ülke büyürken dış ve iç borcu artabilir, çevresi geri dönülmez şekilde tahrip olabilir ya da insan kaynakları sömürülebilir yani bir ülke büyürken illa o ülke halkının refahı ve mutluluğu artacak diye bir kaide ya da amaç yoktur.

Şimdi gelelim işin Yatırımcı tarafına; Yatırımcı doğası gereği iyilik yapmak için değil kar elde etmek için uğraşır! Yatırımcının hedefi toplumun iyiliğini maksimize etmek ya da refahını arttırmak değil kendi kar ve servetini arttırmaktır!

Esasında yatırımcının hedef ve menfaati ile toplumun hedef ve menfaati arasında derin bir çelişki vardır işte bu noktada toplum adına kamu menfaatini savunmak, korumak amacı ile  kurulmuş olan devlete dengeyi sağlama ve toplum menfaatini korumak için çok önemli görevler düşmektedir.

Yatırımcının yabancı olma halinde ise toplum menfaatleri için oluşturabileceği tehdit daha da büyümekte ve devlete düşen görev ve sorumluluk daha da ağırlaşmaktadır. Yatırımcının yabancı olması durumda işin içine birde devletin basamadığı yahut da vergi olarak toplayamayacağı yabancı para birimi cinsinden sermaye hareketleri, diğer devletlerin hedef ve menfaatleri ile uluslararası askeri ya da siyasi stratejiler de girmektedir.

Özelikle Özal sonrası izlenen Neoliberal politikalar yabancı yatırımcıyı kutsar ve ülkenin yabancı yatırımcı sayesinde kurtulacağını, zenginleşip güçleneceğini iddia eder.

Neoliberal politikaları savunan siyasetçiler yabancı yatırımcı bir ülkeye niye gelir sorusunu sormamızdan da hiç mi hiç hoşlanmazlar.

Yabancı yatırımcı da yatırımcı olmanın doğası gereği karını arttırmak, ticari menfaatlerini maksimize etmek ve küresel rekabette bir avantaj elde etmek ister, yatırım planını yaparken bunu göz önüne alır. Yabancı yatırımcı sadece ne kadar sermaye yatıracağım, bunun karşılığında ne kadar kazanacağım ve ne risk üstleneceğim hesabını yapar.

Yabancı yatırımcının bir ülkenin refahını ve gücünü arttırmak gibi bir hedefi yoktur ve olması da mantıksızdır zaten.

Bu noktadan bakarsan yabancı yatırımcı daima getirdiği sermayeden daha fazlasını götürür ve yurt dışından getirdiği dövizden daha fazlasını yurt dışına çıkarır. Yani o ülkenin sermaye ve döviz birikimine orta ve uzun vadede kalıcı bir avantaj sağlamaz.

Peki yabancı yatırımcı teknoloji transferine bir katkı sağlar mı? Niye sağlasın, yatırımcı kendi teknolojisini niye başka bir ülkeye verip kendisine rakip yaratsın gibi soruları kendimize sormalıyız.

Yabancı yatırımcı kendi ülkesine değilde bir başka ülkeye yatırım yapıyorsa bunun bir sebebi olmalıdır. Kendi ülkesinde bulunmayan doğal kaynaklar, kendi ülkesindekinden çok daha az bir bedel ile çalıştırabileceği emek gücü, herhangi bir hukuki sorumluluk üstlenmeden rahatça sömürebileceği iş gücü piyasasının varlığı yada ülke yasalarının çevre ve vergi gibi konularda tavizkar olması  yabancı yatırımcıyı cezbeden  nedenler olarak karşımıza çıkabilir. Fakat dikkat ederseniz bu nedenlerin hepsi de toplum menfaatlerine aykırı, toplumun refahına ve gücüne fayda sağlamayan nedenlerdir.

Bu nedenler ile yatırım yapan bir yabancı yatırımcı ülkede büyümeye katkı sağlasa dahi kalkınmaya bir katkı sağlaması beklenmez.

Toplum adına devletin yabancı yatırımcı karşısında toplumun hak ve menfaatlerini iyi koruyamadığı hallerde yabancı yatırımcılar zenginleşirken ülke halkı fakirleşir, refah seviyesi düşer hatta geleceği riske girer.

İktidarlar çoğunlukla borçlanma politikaları ile bu refah seviyesindeki düşüşü gözlerden kaçırmaya çalışır lakin bu politikalarda eninde sonunda borç krizleri doğurur ve toplumun fakirleşmesine refahının düşmesine yol açar.

Bu yüzden yatırımcıya özellikle de yabancı yatırımcıya karşısında devletin denge sağlayıcı, toplumun hak ve menfaatlerini koruyucu politikalar izlemesi çok önemlidir düşüncesindeyim.

FACEBOOK YORUMLARI

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here