Güzel Türkçemizde umursamazlığı, aldırmazlığı, sorumsuzluğu bu kadar güzel dile getiren başka bir deyim daha varmıdır bilmiyorum doğrusu.

İsraf etmek kötüdür, lakin daha da kötüsü; hem borç alıp hem de israf etmektir.

Fakat israfın en kötü hali bu da değildir, insan kendi servetini ve gelirini israf ederse sonuçlarına neticede kendisi katlanır, ödenecek bir bedel ortaya çıkınca kendisi öder. İsrafın en ama en kötü hali bir insanın kendisine emanet edilmiş kamu malını, parasını, servetini israf etmesidir.

Özellikle kamusal yetkilere haiz kişilerin kamu kaynaklarını, kamu yararına değil de kendi yararlarına kullandığı durumlarda israf, en kötü halini alır ve tavan yapar.

Devlet eninde sonunda millete hizmet etmek için kurulmuş bir tüzel kişiliktir ve devletin hiç bir şekilde milletin üstünde ayrı bir kutsallığı da yoktur. Devlet, kamusal kaynakları kamusal hizmetler üretmek için kullanır, bu kaynakların devleti yönetenler tarafından israf edilmesi hiç bir şekilde kabul edilemez, bu tip harcamalar devlete güç ve itibar da kazandırmaz.

Şöyle düşünün Osmanlı İmparatorluğu en güçlü olduğu, yedi iklimi yönettiği zamanlarda şatafat ve israftan uzak, mütevazi müstahkem bir ordugah kompleksi olan Topkapı’dan yönetiliyordu ama gücü zenginliği ve itibarı zirvedeydi.

Oysa aynı Osmanlı çöküş devrinde İngiliz ve Alman’ların desteği ile zor bela ayakta dururken, borç harç Dolmabahçe, Çırağan ve Beylerbeyi saraylarını yaptırdı. Bu sarayları yaptırdı diye gücü ve itibarı arttı mı?

Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecit zamanında yüksek faizle alınan borçlar, Dolmabahçe Sarayı, Çırağan Sarayı ve Beylerbeyi Sarayının yapımlarına harcanmış ve şatafata harcanan bu paralar Osmanlı Devleti’nin ekonomik çöküşünü hızlandırmıştır.

Kabataş ile Beşiktaş arasında İstanbul Boğazı’nın Avrupa kıyısında 600 metre boyunca uzanan, Avrupai mimari ile, Ermeni Mimar Garabet Amira Balyan ve oğlu Nigoğos Balyan tarafından 1843 – 1855 yılları arasında inşa edilen Dolmabahçe Sarayı, yaklaşık 5 milyon altına mal olmuştur.

Sultan Abdülmecit döneminde üç milyon kese altın olan sarayın borcu, Maliye Hazinesi’ne aktarılmış, zor durumda kalan maliye, aylıkları, ay başı yerine ay ortalarında, sonraları da üç dört ayda bir ödemek zorunda kalmıştır. Bugün bile uygulanan üç aylık maaş ödeme geleneği taa o zamandan kalmadır. Sonuçta Sultan Abdülmecit Dolmabahçe Sarayı’nda sadece beş altı yıl kadar yaşayabilmiştir.

Osmanlı Imparatorluğu’nu ekonomik anlamda tam bir iflas hâlinde devralan Sultan Abdülaziz devrinde 5.320 kişinin hizmet verdiği sarayın yıllık masrafı bile 2.000.000 altını bulmaktaydı.

1861-1865 yıllarında İstanbul’un Üsküdar Beylerbeyi semtinde, II. Mahmud’un ahşap Sahil Sarayının yerinde Sultan Abdülaziz tarafından Sarkis Balyan’a yaptırılan Beylerbeyi sarayının inşası ise 4 yıl sürmüş ve yapımında 5.000 kişi çalışmıştır, bu sarayın maliyet hesabı tam olarak bilinememektedir.

Yapımına 1863’te başlanan Çırağan Sarayı 1871’de bitirilirken 2,5 milyon altın harcanmıştı.

Eski Çırağan Sarayı’nın Vortik Kemhacıyan’ın elinden çıkmış paha biçilmez işlemeli kapılarından her biri bin altın değerindedir. Sultan II. Abdülhamit bu kapılardan bir tanesini onları çok beğenen dostu Almanya İmparatoru Kayzer Wilhelm II’ye armağan etmiştir.

Osmanlı sonuçta vur patlasın çal oynasın, oraya saray yaptım buraya köşk diktim derken 1881 yılında borçlarını ödeyemez hale geldi, morotoryum ilan etti, alacaklıların karşısına oturtuldu ve Düyun-u Umumiye idaresine teslim oldu.

Osmanlı’nın borcunun kefaretini 60 bin tütün çiftçisi ödedi, Düyun-u Umumiye’nin reji idaresi tarafından kiralanan reji kolcuları 60 bin tütün köylüsünü kaçakçı diyerek alnının şakından vurup, oracıkta infaz etti.

Sonuçta Osmanlı yıkıldı yok oldu gitti, borcu Lozan anlaşması ile Osmanlı topraklarında kurulan tüm devletler arasında üleştirildi. Lozan Antlaşmasına göre 1912 öncesi borçların % 62si, 1912 sonrası borçların % 77’si Türkiye’ye kalmıştır. Osmanlı’dan devralınan borçların ödenmesi ancak 1954 yılında bitirildi.

Osmanlı’da İlk dış borçlanma 1854 yılında yapıldığına göre bu borçların tasfiyesi yüz yıl kadar sürmüş oluyor.

Osmanlı’dan devralınan borçlar 145 milyon Osmanlı altın lirası tutarındaydı. Bu da o dönemin milli gelirinin yaklaşık yüzde 65’ine takabül etmektedir. Bugünkü koşullarla düne bakıp devralınan borç miktarının söylendiği kadar yüksek olmadığı tezini ileri sürenler bu borcu aynı mantıkla bugünkü değerlerle hayal etmeye çalışırlarsa kabaca 500 milyar dolarlık bir borç yüküne denk geldiğini göreceklerdir.

Bonoya bağlı borçlar ise 1989’a kadar ödenmeye devam etmiş ve son ödeme o tarihte yapılarak Osmanlı borçları tümüyle tasfiye edilmiştir.

Osmanlının bu vur patlasın çal oynasın tarzı ne yazık kimseye ders olmadı, bu gün dahi saraylar inşa ediliyor, onlarca dev ultra lüks uçak, her biri servet değerinde binlerce otomobil devlet erkanı tarafından, kamu kaynakları harcanılarak kullanılıyor ve hala “itibardan tasarruf olmaz” deniliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz