Venöz yetmezlik nedir?

0
15

Kalp ve damar cerrahisi uzmanı Op. Dr. Fatih Tanzer Serter, Venöz Yetmezlik hakkında gazetemize açıklamalarda bulundu. Kanın ayaklara doğru geriye kaçması ve toplar damarların içerisindeki basıncın artmasının Venöz Yetmezliğe neden olacağını ifade eden Serter kalp-damar sağlığının önemine vurgu yaptı.

Özgür ALTIN/ANKARA

Kalp tarafından pompalanan kanın damarlar aracılığı ile vücudumuzun her noktasına ulaştığını vurgulayan Serter, kalp-damar sağlığına dikkat edilmediğinde kanın vücudun en alt noktası olan ayaklarımıza doğru toplar damarlar içerisinde geriye doğru kaçmaya başlayacağını vurguladı. Serter: “ Kanın ayaklara doğru geriye kaçması ve dolayısı ile toplar damarlar içerisindeki basıncın artışı ile Venöz Yetmezlik tablosunun oluşmasına neden olur.” ifadelerini kullandı.

‘ZENGİN KAN, BASINÇLI BİR ŞEKİLDE TÜM VÜCUDA ULAŞIR’

Kalp tarafından pompalanan oksijenin ve besin maddesi açısından zengin kanın atardamarlar aracılığıyla tüm vücuda ulaştığını ifade eden Serter, Venöz Yetmezlik hakkında bilgi verdi. Serter: “ Venöz Yetmezlik nedir?” diye bir soru ile karşılaştığımızda öncelikli olarak bütün vücudumuzu kaplayan damar ağı sisteminin nasıl çalıştığını bilmemiz gerekir. Kalbin pompaladığı oksijenden ve besin maddesi içeriğinden zengin kan, atardamarlar aracılığı ile basınçlı bir şekilde vücudumuzun en uç noktasına kadar ulaşır. Dokuların içerisinde kan ile getirilen oksijen ve besin maddeleri kullanılarak karbondioksit ve atık ürünlere dönüşür. Toplar damarların görevi ise oksijeni azalmış, karbondioksit içeriği nedeni ile rengi koyulaşmış ve içeriğinde atık ürünler bulunan kanın, yeniden kullanılır hale getirilmek ve tekrar vücuda pompalanmak amacı ile kalbe dönüşünü sağlamaktır. Rengi koyu olduğu için toplar damarların içindeki kana bir yanlış yorum olarak kimi yerde kirli kan denmektedir ki bu bir hatadır. İki ayağı üzerinde duran bir canlı organizma olduğumuzu göz önüne alırsak toplar damarlar vücudumuzun en uç noktalarından topladıkları kanı kalbe geri götürürken tamamen yer çekimine ve vücudumuz üzerinde bulunan atmosferik basınca ters bir iş gerçekleştirmek zorunda kalırlar. Yani atardamarların tersine daha pasif ve düşük basınçlı bir taşıma işi yürütürler.” dedi.

Tulumba prensibi ile çalışan bir kapakçık sisteminin tek yöne açılarak çalıştığına vurgu yapan Serter sözlerine şöyle devam etti; “ Tüm vücudumuz, özellikle bacaklarımız göz önüne alındığında toplar damar sistemi içerisinde çeşitli seviyelerde tek yöne açılarak, bir tulumba prensibi ile çalışan bir kapakçık sistemi mevcuttur. Özellikle yürüyüş hareketi ile kaslar tarafından sıkıştırılıp gevşeyen toplar damarlar, bu tek yöne kan akışına izin veren kapakçıklar ile kanın kademeli olarak kalbe kadar taşınmasını sağlarlar. Eğer bu kapakçıklarda hasar oluşur veya kapakçık yapıları herhangi bir nedenle aralanır ise kalbe taşınan kan ters yöndeki kuvvetlerin etkisi vücudumuzun en alt noktası olan ayaklarımıza doğru toplar damarlar içerisinde geriye doğru kaçmaya başlar. Yani toplar damar yapısında bulunan kapakçıkların işlev bozuklukları, kanın ayaklara doğru geriye kaçması ve dolayısı ile toplar damarlar içerisindeki basıncın artışı ile Venöz Yetmezlik tablosunun oluşmasına neden olur.”

YETMEZLİĞİN OLUŞMASINDA İKİ UNSUR VAR

Venöz Yetmezliğin oluşmasında iki unsurun olduğunu ifade eden Serter şunlara değindi; “ Venöz Yetmezlik tablosunun ortaya çıkmasında az önce de belirttiğim gibi iki ana mekanizma söz konusu. Birincisi kapakçık hasarı, ki bu anlamda en etkili olan durum damar içerisinde oluşan pıhtının yarattığı hasar. İkinci ise toplar damar içindeki basıncın artışına bağlı olarak damarın genişlemesi ve kapakçıkların birbirinden uzaklaşarak kaçağın ortaya çıkması. İkinci duruma güzel örnekler ise obezite (hastalık şeklinde tanımlanabilecek şişmanlık) ve gebelik (gebelik süresince büyüyen rahmin karın içindeki büyük toplar damarlar üzerinde oluşturduğu basınç artışı ve değişen hormonal denge nedeni ile toplar damar duvar yapısının daha gevşek hal alması).”

Yetmezliğin nasıl fark edildiği ve hangi durumlarda bir hastalık haline geldiğini de aktaran Serter sözlerine şöyle devam etti; “ insanların bu durumu nasıl fark edebildiklerini, daha doğrusu Venöz Yetmezliğin hangi durumda bir hastalık olarak ele alındığını konuşalım. O veya bu neden ile toplar damarlardaki basıncın artması ile öncelikli olarak vücudumuzun en alt kısmında, özellikle ayak bileklerinde ödem oluşur. Yani damar içerisinde olması gereken kanın sıvı kısmı basınç artışı ile damar dışına, doku arasına taşmaya başlar. Uyuduğumuz zaman, yatay konumdaki vücudumuzda, toplar damarlar içinde bulunan kan, basınç açısından eşitlendiği için ayak bileklerindeki ödem ortadan kaybolur. Sabah uyandığımızda ise ayağa kalktığımız andan itibaren Venöz Yetmezlik nedeni ile bacak toplar damarlarına hücum eden kan, basınç artışı ile birlikte özellikle akşam saatlerinde belirginleşen ayak bileği ve bacak ödemine neden olur. Toplar damarlar üzerindeki bu yıpratıcı basınç artışı zaman içerisinde kalıcı bir şekilde damarların düzgün yapısını bozar ve büküntülü, solucanvari genişlemiş ‘Varis’ ismini verdiğimiz anormal toplardamar yapılarının ortaya çıkmasına neden olur. Venöz Yetmezlik ve Varis oluşumunda etken ile maruz kalma süresi anlamlı olduğu için doğal olarak ileri yaşlarda Venöz Yetmezlik ve Varis oluşumunu daha sık görüyoruz.”

‘TEDAVİSİ MÜMKÜN DEĞİLDİ’

Tamamen tedavisinin geçmişte mümkün olmadığını ifade eden Serter, teknolojinin gelişmesi ile sınırlı sayıda olumlu sonuçlar elde edildiğini ifade etti. Serter: “ Venöz Yetmezliğin ortaya çıkmasından sonra tamamen tedavisi mümkün değildi. Örnek vermek gerekirse pıhtı nedeni ile hasar görmüş zarsı kalınlıktaki toplar damar kapakçıklarının tamiri veya değişimi mümkün değildir. Benzer şekilde özellikle kasık bölgesindeki büyük toplar damarlarda söz konusu olan ve toplar damar genişlemesine bağlı olarak uzaklaşmış kapakçıklar nedeni ile oluşan Venöz Yetmezliğin tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildi. Gerçi son yıllarda teknolojinin ilerlemesi ile birlikte geçmişte çok başarılı olamamış cerrahi fikirlerin yeniden yorumlanması sayesinde tanımlanmış bazı cerrahi teknikler olsa da bu yöntemlerin uygulanabildiği hasta gurubu son derece sınırlıdır. Burada hastalığın ilerlemiş dönemlerinde, yüksek riskli hastalar arasından kazanç ve başarısızlık oranları göz önüne alınarak hasta grubu tespit edilir ve başarı oranları da çok yüksek değildir. Aslında temel hedef, ileri düzeydeki hastalıkta yüzde yüz iyileşmeden çok, hastanın günlük hayatındaki hareket kabiliyeti ve konforu tamamen ortadan kaldıran ödemi bir miktar olsun azaltabilmektir. Temelde Venöz Yetmezliğe yaklaşım erken dönemde hastalığın tespit edilmesi ve uzun yıllara yayılan destek tedavisi ile ödem tablosunun mümkün olduğunca dizginlenmesidir. Bu ise en basit yöntem olan varis çorapları ile sağlanabilmektedir.” dedi.

Ameliyatın zorunlu olmadığını aktaran Serter sözlerine şöyle devam etti; “ Yine Venöz Yetmezliğin neden olduğu ve varis oluşumunun asıl hastalık tablosunu oluşturduğu grupta ise çeşitli cerrahi yöntemler ile tama yakın iyileşme sağlanabilmektedir. Amaç görünür haldeki cilt altı katmanlarda genişlemiş, yapısı ve işlevi bozulmuş olan toplar damarların alınması, yüzeysel sistemin ana hattında geriye kaçışa neden olan damarların ısı veya yapıştırma yöntemi kullanılarak kapatılması şeklindedir. Böylece bacaklardaki yüzeysel sistemdeki basınç artışı ortadan kaldırılarak ödem ve damar genişlemesine bağlı ağrılar engellenebilmektedir. Yine de ameliyat bir zorunluluk değildir, varis çorabı kullanımı çoğu zaman cerrahi sürece geçişi engelleyebilmektedir. Yapılan uluslararası çalışmalar göstermiştir ki Venöz Yetmezliği olan hastaların özellikle varis oluşumu göz önüne alındığında yüzde 40-60’ı cerrahi süreçlerden fayda görebilecek düzeye kadar ilerlemekle birlikte sadece yüzde 1-2’si cerrahi tedavisi mümkün olamayacak son evreye ulaşmaktadır.”

PANDEMİ SÜRECİNDE TEDAVİ

Pandemi nedeni ile bir çok ameliyatın yapılmaması veya ertelenmesi kararlaştırıldı. Hasta ve sağlık personeli riske alınmadan gerekli adımların atıldığını ifade eden Serter şunlara değindi; “ Pandemi sürecinde varis ameliyatları yapılabilmektedir. Fakat hasta gurubunun çok iyi seçilmesi gerekmektedir. Sadece kozmetik kaygısı olan ve minimal düzeyde yaşam konforu bozulmuş olan hasta gurubunda daha çok destek tedavisi tercih edilmelidir. Covid-19 enfeksiyonu açısından hem hasta hem sağlık personeli riske atılmamalıdır. İleri düzeyde Varis ve Venöz Yetmezliği olan, cerrahiden ideal şekilde fayda görebilecek ve hasta açısından bakıldığında da ciddi oranda gelecekteki risk faktörlerini ortadan kaldırabilecek grupta operasyon gerçekleştirilebilir. Bu durumda hastanede kalış süreci mümkün olduğunca kısa tutulacak şekilde cerrahi yöntem seçilmelidir.”

Kan dolaşımının ana pompasının kalp olduğunu vurgulayan Serter, kalp ve damar sağlığında yaşanan olumsuzlukların Venöz Yetmezliğine neden olabileceğini ifade etti. Serter: “ Kalp açısından baktığımızda ise kan dolaşımının ana pompası kalbimizdir. Çeşitli nedenler ile pompa fonksiyonu bozulmuş, özellikle geçirilmiş büyük kalp krizleri ile atım gücü azalmış veya kalp kapakçıklarındaki ileri derecede kaçaklar nedeni ile kalp yetmezliği oluşmuş ve kapakçık ameliyatı şansını kaybetmiş hastalarda kalbe kan getiren Venöz sistemi üzerinde ortaya çıkan basınç artışı nedeni ile ödem ve Venöz yetmezlik bulguları ortaya çıkmaktadır. Fakat kalp nedenli bu tabloda kalp fonksiyonlarının düzelmesini sağlayacak tedavi protokolleri önceliklidir. Kalp fonksiyonları toparlanan hastalarda Venöz Yetmezlik ve ödem bulguları hızla düzelebilmektedir.” dedi.