VARDAN AÇIK ARADAN!!!

0
241

Başlığı 2015 yılı Avusturya yapımı Manifesto filmine ilgi çekmek için koydum…Yoksa sevgili dostum Uğur Vardan’ın yol göstermesiyle, ondan alıntılarla bezediğim son zamanların en ilginç filmi üzerine olan bu günkü yazımda fena halde arada olmasından memnunum kendisinin.

Zamanımızın en büyük oyuncularından Cate Blanchett’i 13 farklı karakterde karşımıza getiren ‘Manifesto’; ‘Minimalizm’, ‘Sürrealizm’, ‘Dadaizm’, ‘Fütürizm’, ‘Dogma’ gibi sanatsal akımlar eşliğinde absürt hikayeler anlatan, deneysel ve içine girildiğinde izlenmesi son derece zevkli ve fakat bir o kadar da zor film. Malum, sanatçılar yapar karşıya geçer ve diğer insanlar onların peşi sıra yaptıkları işlere “izm”leri eklerler. Sanat eleştirmenlerinin işleri benzer şekil ve içerikte ki yapıtları kategorize etmektir. Genel bir parantez dahilinde sanatın işi de budur.
Hayat serüveni boyunca mimarlık, video art, enstalasyon ve de sinema gibi dallarla haşır neşir olmuş, öncelik vermiş ve geriye, kendince bir ses ve ruh bırakmaya alışmış 1965 Münih doğumlu Julian Rosefeldt, önce video art olarak gerçekleştirdiği projesini daha sonra sinemaya taşımış. İzm’ler söylemleri etrafına serpiştirdiği birbirine geçmeli öykülerle bezemiş filmini. ‘Manifesto’ adlı Cate Blanchett’ın 13 farklı karakteri canlandırdığı yapım, kuşkusuz deneysel bir çaba.Bu “Sonuna kadar kalabilenler bizimdir” filminde eğer bahsedilen akımlara hakim değilseniz hiç birşeyi anlamamanın zor dayanılır keyfini/ ıstırabını birlikte yaşıyorsunuz. Ben ki ODTÜ yıllarında Sinamatek’de defalarca seyrettiğim devrimci pratiğin olmazsa olmaz filmi “Potemkin Zırhlısı” karşısında entelektüel sınavımı vermiş adamım Manifesto’da çok zorlandım. Benzeri bir travmayı Pedro Almadovar’ın “Konuş Onunla”sında da yaşamıştım. Ama onlarda günün sonunda kurgusal örgüyü yakalarsın. Manifesto’da akış seni Blanchet oyunculuğuyla yakalarsa ne ala yoksa kopar gidersin filmden.
Bazen geleneksel bazen gelenek dışı, bazen uyumlu bazen devrimci, anarşist…
‘Manifesto’, tonları sert çizgilerde gezinmese de böylesi bir hal ve gidişatın ifadesi. Malum her şey Karl Marx ve Friedrich Engels’in ‘Komünist Manifesto ‘suyla başladı. Peşi sıra sanatta da benzer şekilde gidişatı sarsmak, farklı yolların tarifine soyunmak, var olan düzeni değiştirmek isteyenler de kendi dertlerini hep ‘Manifestolarıyla ifade ettiler. Rosefeldt ‘Manifesto’da sanat tarihinin yolculuğunu bir anlamda kendince harmanlalamış. Film boyunca alt metinler ‘Minimalizm’, ‘Sürrealizm’, ‘Dadaizm’, ‘Fütürizm’, ‘Dogma’ gibi sanatsal akımlara uğruyor, ön planda da Cate Blanchett’ın canlandırdığı karakterler bu akımların hayattaki yansımaları olarak karşımıza çıkıyor. Elbette bu yansımalar kuru öyküler ya da bildik akışlarla huzurumuza gelmiyor. Aksine her karakter son derece absürt bir tablonun içinde sunuluyor: Bir cenaze töreninde, bir yemek masasının etrafında muhafazakâr bir annenin ettiği duada, TV’de bir haber programı sırasındaki canlı yayın esnasında, bir sınıfta öğretim sırasında, ‘rocker’ların kendilerince takılmasında ya da bir Rus koreografın provalara öncelik etmesinde vs. vs… Rosefeldt, bütün bu bölümleri sarkmadan, akışlarını bozmadan, el attığı sulara olan sevgisini ve saygısını göstererek ama sarkastik, yer yer ti ‘ye alan refleksler dahilinde perdeye yansıtırken genel bir bütünlüğe ulaşmayı da başarıyor.
Maryl Streep’in tahtının
öncelikli varisi: Cate Blanchett
Sanatın en temel yanlarından biri de sübjektifliğidir. Sinema da bir sanat dalı olarak benzer dertlere sahiptir. Somuta gelirsek,‘Manifesto’yu kuşkusuz beğenmeyenler ya da deneysel tavrına ilişkin“Bu ne böyle?” diyenler çıkacaktır.Benim seyrettiğim salonda üçte iki telefat verdik. Ya da filmin dertlerine vâkıf olup ifade boyutunda yetersiz bulanlar da… Bütün bunlar tabii ki ‘sübjektifliğin’ de gereği. Vakti zamanında benim gibi mimarlık öğrencisi olan Uğur Vardar ‘Manifesto’ nun yüzdüğü sularda boğulmamaya çalıştığını hatırlamış ve hayata hep sarkastik bakmaya, konu ne olursa olsun hınzırca, dalga geçmeye yönelik yaklaşmaya çabalayan biri olarak da ‘Manifesto’nun tavrını, üslubunun, iri cümleler etrafında biçimlenen meseleleri durum komedileri eşliğinde huzurumuza getirmesini ve birçok sanat akımına ilişkin aynı zamanda merak uyandırıcı yanını beğenmiş. Sevgili Vardar’a katılıyorum.. Filmi sırtlayan Cate Blanchett’a gelince: Avustralyalı yıldız, kuşkusuz Meryl Streep’in o asla ulaşılmayacak gibi görünen tahtı için en büyük aday konumunda. Kendine özgü havası, tarzı ve başının üzerinde görünmeden kendisine eşlik eden ‘hale’siyle ‘Manifesto’da da etkileyici bir performans ortaya koyuyor.

- Reklam -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz