1965- 1970 yılları arasında Özel Üniversite açma modası vardı. 2 katlı küçücük binalarda bir Özel Üniversite görebiliyordunuz. Özel Diş Hekimliği, Özel Eczacılık en çok rağbet gören fakültelerdi. Özel Üniversiteler Anayasa Mahkemesi kararı ile yasaklanınca bunların yerini Vakıf Üniversiteleri aldı.

Geçtiğimiz hafta en çok tartışılan konuların başında İstanbul Şehir Üniversitesi’ne tahsis edilen arsa ve Halkbank kredisi gelmekteydi.

Bir tarihçi ve akademisyen olarak ben şahsen bu kadar çok üniversite açmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Tabela üniversitelerini ilk kez 2003 yılında Kazakistan’da görmüştüm. Toplam 200-300 öğrencisi olan apartman üniversiteleriydi. Kimi İran destekli, kimi Almanya, kimi ABD. Ama hepsinin bir dış bağlantısı, bir başka amacı vardı sanırım.

1960’lı yıllarda Osmaniye’de lise yoktu. Gençler lise eğitimi için Adana’ya gidiyorlardı. 1965 yılında biz Üniversite Giriş Sınavı için Ankara’ya gitmek zorundaydık. Geçen yıl İstanbul’a gitmiştim. Topkapı’dan Büyükçekmece’ye kadar yolun iki geçesinde belki 30, belki 40 Vakıf Üniversitesi vardı. Bunlardan bir kısmı FETÖ’den devlete geçmiş olan üniversitelerdi. Bir apartman bir üniversite içeriyor gibiydi.

Vakıf, Allah rızası umarak bir malı kamu yararına bir iş için alıkoymaktır. Kamu yararı vakfın en son şartları arasında bile olsa vakfiyede yer almak zorundaydı. Vakıf Üniversitelerde kamu yararı “eğitime hizmet” olarak açıklanmakta. Ama vakıf üniversiteyi kuranlar büyük holdingler, siyasi organizasyonlar veya dinî zeminde fayda uman bir takım teşekküller.

Şehir Üniversitesi’ne Tekel İdaresi’nin 2 Milyar TL değerindeki arsası tahsis edilmiş. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bazı bakanların imzalarıyla. Üniversite için denilmiş ve imzalar atılmış. İtiraz yok. Üniversite beklenilen ilgiyi görmemiş. Borçları birikince Halkbank’tan kredi almış. Krediler zamanında ödenmemiş. Üniversite iyice darboğaza girmiş.

Bundan sonraki kısmını bizzat Cumhurbaşkanımızın kendisinden öğreniyoruz. Kendisi de Cunhurbaşkanlığı yapmış bir kişi Sayın Erdoğan’ı aramış ve Halkbankası’na olan 900 milyonu bulan borcun silinmesini veya ertelenmesini istemiş. İşte bu andan itibaren konu eğitim konusu değil siyasetin ana maddesi haline gelmiş oldu.

Osmanlı döneminde kamu yararına çalışan vakıflara devlet bir takım köy ve mezraların gelirlerini mülk olarak vermiş ve onlar da vakıflarına dahil etmiştir. Ancak birçok Osmanlı âlimi bu tür tahsisat türünden vakıfları kabul etmemiştir. Ünlü Koçi Bey, IV. Murat’a sunduğu risalesinde:

“Eski zamanlarda gazi beyler ve beylerbeyiler (yüce Allah’ın rızasını umarak) gazalar ederek, Osmanlı Devleti’nin uğrunda nice memleketler fethedip din ve devlete layık nice hizmetlerde bulunmuşlardı. Büyük sultanlar dahi hizmetleri karşılığında bunlara fethettikleri ülkeden bazı köy ve mezraaları mülk olarak verip, o gaziler dahi sultanların izni ile bütün Müslümanlara faydalı hayır eserleri, camiler, imaretler ve zaviyeler yaptırıp, o gibi şeylere vakfederlerdi. Gazi Evrenos Bey, Turhan Bey, Mihaloğlu ve diğer Allah yolunda savaşan beyler ve gaziler tarafından yapılan bu tür vakıfları din imamları uygun görmüşlerdir. Bunlardan başkası kanuna uygun değildir”. (Koçi Bey Risâlesi, 4. Baskı, Hazırlayan Yılmaz Kurt, Akçağ Yayınevi, Ankara 2018, s. 90).

Koçi Bey, aynı risalenin devamında:

“Bir adam din ve devlete layık hizmet görmediği halde ve bir memleket değil belki bir köy bile fethetmediği halde, sadece ve sadece padişah yakını olduğu için nice yüzyıl önce fethedilmiş ülkeden devlet hazinesine ait nice köyleri ve mezraları bir yolunu bularak kendisine ve çocuklarına mülk olarak verdirmişlerdir. Ondan sonra bu mülklerden diledikleri yeri vakıf edip bazıları dahi vakıf namıyla çocuklarına gelir kapısı etmişlerdir. O tür vakıf ne şekilde doğru olur? O parayı besmele çekerek yemek, dini bakımdan nasıl hoş görülür?”

Vakıf kuran kişi, kendi öz malından o vakfı kuracaktır. Doğru olan budur. Devletin arsasını alacaksın, devletin bankasından kredi çekeceksin ama vakfı sen istediğin gibi yöneteceksin. Bunun adı vakıf olmaz. “Eğitim için yapıyorum” demek de yetmez. Evlatlık vakıflarda bile en son amaç olsa da yine bir kamu yararı vardır. “Neslim kesilirse Mekke ve Medine fukarâsına kalsın” kaydı düşülerek vakfın oluşumu ancak bu şartla sağlanırdı.

Devlet daha önce de Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi gibi vakıf üniversitelerine arazi tahsisi yapmış. Ancak burada durum biraz daha farklı gibi. Şehir Üniversitesi’nin öğretim kadrosunda çok değerli isimler var. Buna rağmen gelinen nokta sıradan bir eğitim-öğretim sorununun çok ötesine taşmış ve siyasî bir hesaplaşma şekline dönüşmüş görünüyor.

Önceki İçerikPatatesler depoda kaldı
Sonraki İçerikHz.Mevlâna ve Şeb-İ Arûs
Prof. Dr. Yılmaz KURT 1971 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni; 1983 yılında DTCF Tarih Bölümü'nü bitirdi. 2003 yılınd doçent; 2009 yılında Profesör oldu. Tarih Bölümü Başkanlığı ve Osmanlı Araştırmaları ve Uygulamaları Merkezi Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Türk Tarih Kurumu, Çukurova Tarihinin Kaynakları dizisinde 6 kitabı yayınlandı. Osmanlıca Dersleri 1 kitabı 25. baskısını yaptı. Evli ve 2 çocuk, 5 torun sahibidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz