Uzmanından kuraklık uyarısı: Susuzluk bulaşıcı hastalıkları arttıracak

0
5

Esma MURAT- Ömer HASAR- Doğan GÜNDOĞDU / İSTANBUL (DHA)- Türkiye’nin şu an son 50 yılın en kurak dönemini yaşadığını söyleyen Meteoroloji Uzmanı Güven Özdemir, “Böyle giderse İstanbul’un 15 gün susuz kalması demek, bulaşıcı hastalıkların artması demek. Bugünden itibaren hiç durmadan kitlesel olarak tedbirler almamız gerek. Bu söylediklerim sadece lafta kalırsa çok büyük yaralar alabiliriz” dedi.

Türkiye, artan nüfus, mevsim normallerinin altında seyreden yağış miktarı, su kullanımındaki hatalar gibi nedenlerle en kurak dönemini yaşıyor. Baraj ve göllerdeki su seviyeleri de hızla düşüyor. İstanbul Aydın Üniversitesi Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı ve Meteoroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir yağış miktarı, baraj ve göllerdeki kuraklıkla ilgili açıklamalar yaptı.

“YEŞİL İSTANBUL YERİNE, BETON İSTANBUL”

Küresel iklim değişiminin en büyük sebebinin şehirleşme olduğunu söyleyen Özdemir, “Artık yeşil İstanbul yerine, beton İstanbul diyoruz. Sebebiyse inşaat ve beton alanlarının çok fazla oluşmasıdır. Türkiye şu an son 50 yılın en kurak dönemini yaşıyor. Bunu sebepleri ise doğanın çok hızlı bir şekilde tahrip olması, insanların çok para kazanma hırsı, çarpık şehirleşmedir. Bu etkenler dolayı şehirlerdeki normal iklimi değiştiriyor. Çarpık bir iklim meydana geliyor” dedi.

“AKILLI TARIM SİSTEMLERİ KURMAMIZ LAZIM”

Suyun yüzde 75’ni tarımda kullandığımızı söyleyen Meteoroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, “Meteorolojik kuraklığın azalması hidrolojik kuraklığı tetikliyor. Bu sebepten dolayı göller ve akarsularda azalma meydana geliyor. Tarım alanında çok büyük bir su kullanımı var. Halbuki bireysel tarım değil, çoklu sistemlere ulaşan akıllı tarım sistemleri kurmamız lazım. Yağmur sularını ve binalarda kullanılan suların tekrar kullanımı sağlanması gerekir. Böyle olması ekolojik dengeyi tekrar geri getirecek ve daha konforlu bir hayat sürmemizi sağlayacaktır” diye konuştu.

“15 GÜN SUSUZ KALMAK DEMEK BULAŞICI HASTALIKLARIN ARTMASI DEMEK”

İçerisinde bulunduğumuz durumu hafife almamamız gerektiğini vurgulayan Özdemir, “Beklenen en kötü senaryoyu düşünmek istemiyorum. İstanbul’un 15 gün susuz kalması demek, bulaşıcı hastalıkların artması demek. Şu an tüm dünyanın savaştığı koronavirüsü bile sollayacaktır. Bugünden itibaren hiç durmadan kitlesel olarak tedbirler almamız gerek. Bu söylediklerim sadece lafta kalırsa çok büyük yaralar alabiliriz. İstanbul barajlarındaki sular yetmiyor. Çevre illerden sular barajlarımıza getiriliyor. Bu barajlarında korunması lazım sapanca gölü dünyanın ikinci içme suyu havzası ama şu an uzun yıllardan beri tahrip edilmekte. Aslında sadece İstanbullu değil tüm Türkiye’yi korumamız lazım. Mesela tarımda bir kilo domates için 200 litre suya ihtiyaç var. Bu yüzden bireysel tarım değil kitlesel tarıma yönlenmemiz gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

“DİKİNE DEĞİL YATAY BİNALAR YAPILMALI”

İstanbul’un bu beton şehir halini düzeltmemizin uzun yıllar olacağını belirten Meteoroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, “İstanbullu bu haliyle bıraksak yine şükür diyeceğiz. Ama bir şekilde şehir planlarının yeniden yapılması ve gözden geçirilmesi gerekir. Dikine binalar değil yatay binalar yapılmalı. Her binanın su depoları ve su sarnıçları olması lazım. Yoksa bu iklim değişimi kaçınılmaz olacak. Susuzluk ve kuraklık bugünkünden daha kötü olacak. İstanbul’da 4 milyon üzerinde araç var. Bu araçlar her gün trafiğe çıkıyor. Bu araçlar yıkanırken şebeke suyu kullanılmaması lazım. Yıkıma firmaları kullandıkları suyu arıtması lazım” dedi.

“SU KULLANIMINI EN ASGARİ DÜZEYE İNDİRMELİYİZ”

Yağacak kar ve yağışla barajların ağzına kadar suyla dolacağını düşünmenin yanlış olduğunu söyleyen  Özdemir, “Önümüzdeki ocak ayının 12’sinden itibaren güneyli rüzgarlar hızını kaybedip kuzeyli rüzgarlara dönecek ve yağışlar başlayacak. Kuzeyli rüzgarlar iç Anadolu ve yüksek kesimlerde kara dönüşecek ve bu kara dönüşümle bir nebze rahatlamış olacağız. Bu sebeple su kullanımını en asgari düzeye indirmeliyiz. Suyu akıllı kullanmamız gerekiyor.  Bu durum bireysel olabilecek bir şey değil. Belediyeler, toplum kuruluşları, üniversiteler bu konuda halkımızı aydınlatması lazım. Yoksa geçici çözümlerle hiçbir yere varamayacağız” diye konuştu.