Üretim ve faiz ilişkisi

0
74

Günümüzde hem iktidar ve hem de muhalefet dillerinden üretim kavramını düşürmüyorlar. Hem iktidarın ve hem de muhalefetin üretimin önemini fark etmeleri ve bu konuda hemfikir olmaları son derecede memnuniyet verici bir durumdur.

Aslında Mustafa Kemal Atatürl önderliğinde kurulan Cumhuriyet’in ütopyası; kendi milletinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve çağdaş toplumlar ile rekabet edebilecek mal ve hizmetler üretebilen bir sanayi toplumu yaratmaktır.

Üretelim demek kolaydır, lakin üretmek çok ama çok zor ve karmaşık bir eylemdir.

Herhangi bir mal ya da hizmeti üretebilmek için öncelikle neyi, nasıl ve ne kadar üreteceğini bilmek gerekir. Bu saydıklarım bilinmedikten sonra üretelim demek içi boş bir slogan olur.

Neyi, nasıl ve ne kadar üreteceğini bilmek frenkçe know-how Türkçe ise üretim bilgisi demektir. Üretim bilgisi teknoloji, tasarım ve organizasyon olmak üzere üç temel unsuru kapsar. Teknoloji özellikle de yeni ve stratejik teknoloji satın alınamaz; ancak ve ancak geliştirilebilir ve bunun içinde bilimsel bilgi gerekir. Tasarım yapabilmek için ise sanat bilgisi ve altyapısı gerekmektedir. Karmaşık organizasyon kurabilmek içinse hem bir takım oluşturma yetisi ve hem de toplumsal iklim yahut da sosyo psikolojik altyapı gereklidir. Elbette yazılı hukuk ve ahlak da karmaşık organizasyonlar kurabilmenin olmazsa olmaz koşuludur. Karmaşık organizasyonlar kurabilme yetisi ancak çocukluk çağında spor ve benzeri takım çalışmaları ile kazanılabilecek bir niteliktir.

Birinci aşamayı geçip üretim bilgisini edindiğiniz zaman ise sıra ikinci aşamaya gelir, bu ikinci aşamada yaşadığınız toplumsal iklimin üretime elverişli olması gerekir. Üretenin hakkını hukukunu koruyacak, üretimi teşvik edecek hukuk ve vergi sistemi ile bürokrasinin ve mevzuatın üretimi kolaylaştırıcı yaklaşımı olmazsa olmaz koşuldur. Bunlar bile yetmez toplumun üreteni alkışladığı, destekleyip kahramanlaştırdığı bir psikolojik iklim de gerekir ki insanlar üretim gibi zor, zahmetli ve riskli bir işe soyunabilsin. Ayrıca toplumdaki “eski köye yeni adet getirme”, “başımıza yeni icat çıkarma” gibi olumsuz ve yenilikçiliği reddeden, muhafazakâr kalıntıların da yok edilmesi gerekir.

Bu aşamada geçildiği zaman sıra üretim için parasal kaynak bulmaya gelir işte borç para bulmak ve faiz konusu ancak ve ancak bu aşamada gündeme gelir.

Kusura bakmayın farkındayım, iş faize gelinceye kadar lafı epeyce dolandırdım, fakat bu ilk iki aşamayı önemsemeyip üretimi sadece faize bağlı sanmak işe tersten başlamaktır, atı arabanın arkasına koşmaya benzer; sonuçta bir fayda üretemezsin.

Burada faizin çok karmaşık etkileri vardır yüksek faiz ortamında kimse borçlanarak yatırım yapmaz doğru. Fakat diğer taraftan da faizler yeterince yüksek değilse hiç kimse tasarruf yapıp, para biriktirip bir başkasına ödünç para vermez. Bu iki uç arasında faizi dengede tutmak son derecede hassas bir konudur, hem insanları tasarruf etmeye yöneltecek ve hem de yatırımcıyı yatırımdan caydırmayacak bir faiz haddi kuyumcu titizliği ile tartılarak ayarlanabilmelidir. Ekonomi yönetimlerinin başarısı da zaten bu noktada ortaya çıkar. Faizler çok yüksek olursa yatırımcı, çok düşük olursa da tasarruf sahibi cayar. Diğer yandan faizlerin doğru seviyede oluşabilmesi için elbette öncelikle para politikalarının çok sağlam ve devletin itibarının da yüksek olması gerekir.

Diğer yandan faizle alınan borcun kullanım biçimi faizlerin seviyesinden bile çok daha önemli bir unsurdur. Faiz ile borç alınan parayı gelecekteki geliri tüketecek yönde mi yoksa gelecekte gelir yaratacak yönde mi kullandığı kişi, kurum ve devlet için çok önemlidir. Aynı şekilde faiz ile alınan borç paranın ne ölçüde varlığa dönüştüğü de çok büyük önem taşıyan bir ayrıntıdır.

AKP Genel Başkanı’nın sık sık “faizler yüksek olursa yatırımcı yatırım yapmaz” dediğini biliyoruz, bu sözünde haklıdır da. Yatırımların yapılabilmesi için yüksek ya da düşük olmayan, doğru ve daha da önemlisi öngörülebilir bir faiz seviyesinin oluşması gerekir. Bu da ekonomi yönetiminin en temel görevidir.

Zurnanın zırt dediği noktada tam buradadır, çünkü faizler laf söz, emir komuta dinlemez piyasa koşullarında ve içte ve dışta oluşan bir çok unsurdan etkilenerek oluşur.

Bu yüzden AKP Genel Başkanı faizler düşsün yatırım ve üretim artsın istiyorsa, yapması gereken birkaç icraat var, bunları sayayım belki bir dinleyen çıkar:

1- Acilen bu tek adam anayasası, güçler ayrılığının tesis edildiği, denge ve denetleme mekanizmalarına sahip demokratik bir anayasa ile değiştirilmelidir.

2- Siyasi partiler kanunu derhal demokratikleştirilmeli, delege ağalığı ve Genel Başkan oligarşisi hiç vakit kaybetmeden sona erdirilmelidir.

3- Derhal hızlı işleyen adil, bağımsız ve tarafsız bir yargı sistemi kurulmalıdır.

4- Çağdaş üretim biçiminde rekabet edebilecek mal ve hizmetleri üretebilecek nitelikli insan gücü oluşturmak üzere eğitim sistemi, mükemmel bir:

a) Bilimsel eğitim

b) Sanat eğitimi

c) Spor eğitimi

verebilecek düzeyde yeniden yapılandırılmalı, eğitim programından ideolojik ve dini doğmalar ile ezbercilik acilen çıkarılmalıdır.

5- Yatırımları ve Üretimi baltalayan her türlü bürokrasi ve mevzuat hızla ortadan kaldırılmalıdır.

6- Plansız üretim olmaz, ülkede neyin, nerede, ne zaman ve nasıl üretileceğine dair planlama Big Data ve yapay zeka dahil son bilimsel ve teknolojik yöntemler kullanılarak yapılmalıdır.

Bu saydıklarım evvel emir yapılmadan, faizler düşsün üretim artsın diye konuşmak bir işe yaramaz, demedi demeyin…