ÜNVER: EDEBİYAT, ÖZÜNDE BİR DERDE MERHEM OLMAKTIR

0
16

Öykü Yazarı Mediha Ünver, Elektronik Teknik öğretmeni olarak sürdürdüğü mesleki hayatının yanında hiçbir ilgisi olmadığı edebiyat alanına nasıl adım attığı ve neler yaptığı hakkında gazetemize konuştu.

Esma ALTIN/ANKARA

Teknik öğretmen olarak uzun yıllar mesleğini icra eden çok sonraları da edebiyat ile tanışan ve yazmaya dair hiçbir şey bilmiyorken şimdilerde bir kitabi bulunan Öykü Yazarı Mediha Ünver, edebiyata adım attığı ilk andan bu yana edebiyatın kendisi için neyi ifade ettiği ve neler yaptığı hakkında gazetemize konuk oldu. Kitap okuma konusunda çok iştahlı olduğunu ifade eden Ünver; “Doyamam okumalara. Ders kitapları yetmiyor. Gazete denilen bir şey var. Emmimin dükkanında kesekağıtlarından tanıdığım, kırk yılda bir şose yoldan geçen kamyonların peşinden koştuğumuzda şoförlerin bize fırlattığından bildiğim. Okurken fıldır fıldır gözlerim. Gazete iyi de kesekağıdını açarken yırtılıveriyor orta yerinden. Neydi, nasıldı, ne yazıyordu? Meraktan çatlayayım mı? Olmazı olduran hayal gücümle eksik cümleleri kendimce tamamlıyor, uyduruveriyorum doğrusu.” şeklinde konuştu.

- Reklam -

‘DÖRT ELLE YAPIŞTIM KİTAPLARA’

Kendi hayat hikayesini daha doğumdan başlayarak bir öykü anlatır gibi anlatan Ünver şu cümlelere yer verdi; “Müjdeli bir haber değildi dünyaya gelişim. Köydeki onca iş güç arasında annemin de sayısını bilmediği düşükler, ölü bebekler derken, altıncı çocuk olarak hasbelkader, kendiliğinden yeşeren otlar gibi öylesine bitiverdim bozkırın ortasında. Kız çocuğu da olduğuma göre; ortada doğduğu günü akılda tutmaya değer bir durum yoktu. Mevsimlerden güz, vakalardan ‘koç katımı’ zamanı olduğunu bilmek yeter de artardı. Saldım çayıra Mevla’m kayıra; gelsin kuzular, gitsin çamurdan kaplar, kacaklar. Kediler yoldaş, köpekler hırdaş. Cümle alem tarlada, tapanda. İnsan varlığını bilmediği şeyin eksikliğini duyar mı hiç? Yoklukmuş, yoksullukmuş etrafımızdaki herkes gibiyiz işte. Varsın yamalı olsun giysilerimizin, dar gelip sıksın soğuk kuyular ayaklarımızı. Gün olur, bayram gelir pembe bir lastik ayakkabı alır babam belki. Ağlamam ille de al deyi. Pabuçlarımı yastığımın altında saklayacağım günün hayali avutur beni. Varını yoğunu sattı babam. Muhannetmiş bu topraklar. Öyle diyor. Şehre göçmeli, çocukları okutmalıymış. Büyük kentin küçük kondularına doğru yol alırken elimizde çıkın, yırtık heybemizde umutlarımız. Tek kurtuluşunuz okumak diyordu babam. Sülalenin ilk okuyan kızı olarak can havliyle, dört elle yapıştım kitaplara. Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Elektronik Bölümü’nü bitirip öğretmenlik yaptım.”

Çocukluğunda okumanın kendisinde yarattığı iştah açıcı duygunun etkisiyle hem okumayı hem okuyanı dinlemeyi çok sevdiğini ve böylece edebiyatın kendisinde bir yer edindiğini belirten Ünver sözlerine şöyle devam etti; “Oburum ben obur. Doyamam okumalara. Ders kitapları yetmiyor. Ağabeylerimin Tommiks, Teksas, Zagorları. Kapıdaki itin adını ‘Çiko’ koydum ‘Tarkan’ affetsin beni. Gazete denilen bir şey var. Emmimin dükkanında kesekağıtlarından tanıdığım, kırk yılda bir şose yoldan geçen kamyonların peşinden koştuğumuzda şoförlerin bize fırlattığından bildiğim. Okurken fıldır fıldır gözlerim. Gazete iyi de kesekâğıdını açarken yırtılıveriyor orta yerinden. Neydi, nasıldı, ne yazıyordu? Meraktan çatlayayım mı? Olmazı olduran hayal gücümle eksik cümleleri kendimce tamamlıyor, uyduruveriyorum doğrusu. Babamın uzun kış gecelerinde bizi ocağın başına toplayıp, lambanın ölgün ışığı altında Dede Korkut Hikayeleri’ni anlatışı, Leyla’sı, Mecnun’u, Züleyha’sı.   Bacadan tüten dumanla Kaf Dağı’na süzülmek, Anka kuşun kanatlarına tutunmak. Farkında olmasam da sanırım edebiyata olan ilgim çocukluğumda başladı. Olmazı olduran hayal gücü ve başka dünyalara duyulan ilgi o yaşlarda yeşermeye başladı. Merakın itici gücü ve bunu tatmin eden çeşit çeşit kitaplar. İlkokulda Kemalettin Tuğcu’yla başlayıp ortaokul birinci sınıftayken odaya vuran sokak lambası ışığında okuduğum Fakir Baykurt’un Kaplumbağalar’ıyla devam eden okuma yolculuğu.”

‘DERİN BİR YOKSUNLUK DUYGUSU VAR ÖYKÜLERİMDE’

Öykülerinin konu bakımından neleri kapsadığı hakkında bilgi veren Ünver şunları dile getirdi; “Öykülerin genel olarak dokusunda -Kapısız Kilitler adından da anlaşılacağı gibi- derin bir yoksunluk duygusu var. Konuların insana dair bilinen, deneyimlenen yoksulluk, imkansızlık, çocukluğun acımasız dünyası, aşkta yanılma payı,  sevdiklerimizi kaybettikten sonra açıp içeri girmek zorunda olduğumuz kapılar, gözümüzün önünde en sevdiğimizin yavaş yavaş gidiyor, çöküyor olması. Kısacası öznel gibi görünse de alt katmanda sosyal ve toplumsal sancılarımız olduğunu söyleyebilirim. Bu sancılara kulak kabartan, anlamak, çözmek gibi bir derdi olan her yaştan insan hedef kitlemdir.”

Edebiyatın toplumsal boyutu açısından değerlendiren ve bu konuda öykülerinden de örnekler veren Ünver şu ifadeleri kullandı; “Altmışlı yıllarda köyden başlayıp günümüz kentlisine uzanan çeşitli karakterler var öykülerde. Dün bugünün anasıysa eğer ki öyledir bugünü çözümlemek için geçmişin kodlarını doğru okumak gerekir. Yarım asır öncesine dek çoğumuz mayası feodal kültürle yoğrulmuş köylülerdik. Kentleşme sürecinde maruz kaldığımız kapitalizmin insan doğasını tahrip eden yapısı, giderek derinleşen ekonomik kriz, baş döndürücü hızla değişen teknolojiye ayak uydurma zorluğu, kadının ekonomik özgürlüğünü kazanmaya başlamasıyla toplumda sorguladığı yeri, altyapı oluşturulamadığından bir türlü içselleştirilemeyen demokrasi gibi birçok kültürel, sosyal, ekonomik vb. olguların insanı doğasından uzaklaştırdığını düşünüyorum. Sevgisizlik, yabancılaşma, yalnızlaşma, yozlaşma. Uzlaşmaz çelişkiler. Çelişkilerin derinliği çözümlerin amansızlığını da beraberinde getirir. Amansızlığa direnen her duygu, her eylem de güçlüdür. Çok güçlü. Köyden kente uzanan yaşam yelpazemde yaşadığım, şahit olduğum, hissettiğim çok fazla veri vardı. Anlatası, söylenesi, yazılası. Bu gerçekte acı olup yaşayanlara ağır bedeller ödetse de edebiyat için değerli veriler sunuyor bizlere.  Öykülerim de bu çelişkiler üzerine kuruluyor.”

‘HAYATI KENDİ PERSPEKTİFİNİZDEN YORUMLAMAK’

Edebiyatın, öykü yazmanın, okumanın kendisi için neler ifade ettiği konusunda açıklamalarda bulunan Ünver, şunları kaydetti; “ Almak, anlamak, özümsemek, elemek ve vermek. Sanatın diğer alanlarında olduğu gibi hayatı kendi perspektifinizden yorumlamak. Yorumlarken çoğalmak, azalmak, sadeleşmek, derinleşmek, bulanmak, durulmak. Ama hepsinden öte özünde bir derde merhem olmak. Kavlince, kararınca. Haksızlık karşısında ünlem ünlem bağırmak mesela, acıyı parantez içine alıp, aşka üç nokta koymak. El olmak, dil olmak, kalem olmak ve yazmak, yazmak; yarası sende saklı karakterlerine cümle cümle vefa borcunu öderken tarihe küçücük bir nokta koymak.”

“Kapısız Kilitler” adıyla yayımladığı öykü kitabı hakkında bilgi veren Ünver şunları söyledi; “Kapısız Kilitler Bilgi Yayınevi etiketiyle çıktı. On beş öyküden oluşuyor. Öykülerimi yazarken hiç sonuç odaklı düşünmedim. Bunun kalemimi daha özgür kıldığını düşünüyorum. Yayınevine sunduğum dosya kısa sürede kabul edilip basıldı ve hiç beklemediğim kadar basında ilgi gördü. Bu konuda kendimi şanslı hissediyorum. Başta yayınevi, editörüm Biray Üstüner ve Kapısız Kilitler hakkında kalem oynatan herkese teşekkür ediyorum. Kendi kitabımı kendim anlatamam ama arka kapak yazısında değerli yazarımız Leyla Serpil şöyle diyor; ‘Elinizdeki kitap Mediha Ünver’in ilk kitabı. Oysa içindekiler usta bir kalemden dökülen, etkili bir anlatı diline sahip, derinlikli ve en ince ayrıntılarına kadar kurgulanmış, içinden geçtikleri atmosferi çok iyi yansıtan öyküler. Mediha’nın metaforlarla bezeli, duygu yoğun, şiirsel dili okuru içine alıp peşi sıra sürüklüyor. Öyküden öyküye geçmeden bir süre soluklanıp ağzımızdaki acımsı ya da şekerli tadın hafiflemesini bekliyoruz ister istemez.’”

Yeni bir kitap çalışmasının da yayınevi aşamasında olduğunu aktaran Ünver; “Fonda Anadolu’nun olduğu kırık bir aşk hikayesini anlatan ‘Gülbahar’ adlı roman dosyam yayınevi aşamasında. Şimdilerde üçüncü kitap için öyküler yazıyorum.” dedi.

‘EDEBİYATTA ASLOLAN TEMANIN NE OLDUĞUNDAN ÇOK NASIL ANLATILDIĞIDIR’

Edebiyatın insanın duygu ve düşünceleri, kısacası varoluşunu dile getirebildiği bir araç olarak nitelendirmenin yanlış olmadığına dikkat çeken Ünver, şunları belirtti; “Yazmak insanın duygu ve düşüncelerini dışavurum yöntemlerinden biridir. Eli kalem tutan herkes yazabilir. Bu elbette her metnin edebi özellikler taşıdığı anlamına gelmez. Edebi metin çağının dil, kültür, sanat anlayışını yansıtmakla beraber bilgi vermek, öğretmek ya da gerçeğe yaslanmak gibi bir zorunluluğu yoktur. Estetik bir yapı içerisinde okurda heyecan ve hayranlık uyandıracak duygu ve düşünceye seslenir. Bugüne dek anlatılmayan hiçbir konunun kalmadığını düşünürsek edebiyatta aslolan temanın ne olduğundan çok nasıl anlatıldığıdır. Ana malzemesi dildir ve eser edebi gücünü bundan alır.”

Öykülerini kaleme alırken nasıl bir amaç içerisinde olduğunu dile getiren Ünver; “Öykülerimi yazarken gönüllü bir teslimiyet içerisine girerim. Kendimi bıraktığım karakterlerime can vermek için ben yalnızca bir aracımdır. Onların eli, kolu, ruhu. En çok da dili. Ne demişler dert söyletir, aşk ağlatır. Daha çok feryadı olan karakterler çağırır beni. Pusulamın ibresi onlardan yanadır. Onları anlatırım topluma. Bilmedikleri, şahit olmadıkları bir konu değildir belki ama biraz da olsa üzerinde yeniden düşünmeye, küçükte olsa soru işaretinden bir iz bırakmaya çalışırım.” diye konuştu.

‘SANATÇILARIN İŞİ HER ZAMANKİNDEN ZOR’

Sanatın, edebiyatın toplumumuz tarafından değeri ve önemini değerlendiren Ünver şunları kaydetti; “ ‘Ah, kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya’ Gülten Akın’ın dediği gibi her şeyin ışık hızıyla tüketildiği dijital çağda kimselerin vakti yok. Bilgiye ulaşmak günümüzde parmak ucu mesafesinde ama her kolay elde edilen şey gibi değeri yok hükmünde. Etkisiz, pasif.  Düşünceden çok duyguya seslenmek, beyin yerine yüreklere temas etmek en iyisi. Bunun için de sihirli dokunuşlara sahip olan sanat ve edebiyat biçilmiş kaftan doğrusu. Her türlü algımızın yalama olduğu günümüzde sanatçıların işi her zamankinden zor olsa da; yılmadan, yorulmadan.”

Son olarak genç kuşağa hem okumak hem de yazmak konusunda tavsiyelerde bulunan Ünver; “Ben, teknik bir alanda eğitim görmüş, altı yıl öncesine kadar iyi sayılabilecek bir okur olmanın dışında edebiyatla ilgisi olmayan biriydim. Öykü yazmaya dair hiçbir bilgim yoktu. Gençlere yazmak konusunda cesur davranmalarını öneriyorum. Kimseyle yarışmadan, sonuç odaklı düşünmeden.” şeklinde konuştu.

- Reklam -