Unutmayın, Ankara O’nun eseriydi!

75

Ben 1942 yılında, her tarafı “buram buram Atatürk kokan” Ankara’da, Numune Hastanesi’nde geldim dünyaya…

Burnumun Atatürk kokusuyla dolması, daha konuşmaya başlamadan önce olmuştu… Evin her yerinde fotoğrafları, sehpaların üstünde onun resimleriyle dolu dergiler vardı…

Okul başlamadan önce sokağa çıkıp oynamaya başlamıştım… Çünkü sokaklar çok güvenliydi… Hatta istersem yürüyüp, bizden biraz uzakta oturan anneannemin evine bile gidebiliyordum…

Sonra okul zamanı gelmişti… İsmet Paşa İlkokulu’na başladım… Sadece ilk gün annem götürdü beni okula…

…Ve o ilk gün, burnuma gelen Atatürk kokusu daha da arttı…

Üçüncü sınıfa başladığımda okulum değişti… O zamanlar Bakanlıklar semtinde, Olgunlar Sokağın Atatürk Bulvarı’na birleştiği köşede, şimdiki TOBB binasının olduğu yerdeki Ayşe Abla İlkokuluna gidiyordum artık…

O zamanlar troleybüsler vardı Bakanlıklar son duraktı… Her gün evden çıkıp Ulus Meydanı’na yürüyor ve troleybüse biniyordum… Ne giderken ne gelirken, hiçbir zaman “güvende olmadığım” hissine kapılmadım… Aksine herkes gerektiğinde yardımcı oluyordu…

Bana büyükmüş gibi görünüyordu ama aslında küçük bir kentti Ankara… Bir ucunda dar ve çıkılan bir yolla ulaşılan Çankaya, diğer ucunda Dışkapı vardı… Ama Dikmen’e giden yol çok önemliydi herkes için…

Çünkü Ankara halkı Atatürk’ü ilk kez orada görmüştü…

Her yıl 27 Aralık’ta o ilk buluşma noktasında yapılan bir törenle başlayan ve caddeler boyu süren Atatürk Koşusu ile biten kutlamalar yapılıyordu…

Ortaokul’dayken, bir izci olarak Atatürk’ün naşının Anıtkabir’e nakline katılmamı hiç zaman unutmadım… Çünkü bundan hemen önce, annemin bana armağan ettiği Nutuk’u büyülenmiş gibi üst üste iki kez okumuştum… Böylece Atatürk benim için sadece burnuma dolan bir koku olmaktan çıkmıştı… Artık O’nun ne yapmak istediğini anlamaya başlamıştım…

…Ve başarıyla gerçekleştirdiği devrimlerin rahatsız ettiği çevrelerin hedefi haline geldiğini de görebiliyordum artık…

Atatürk Lisesi’ni bitirdiğimde kararımı vermiştim… O yıllarda birbiriyle bir soğuk savaşa girmiş komünizme, ne kapitalizme, ne yeni yeni filizlenmeye başlayan liberalizme gerek vardı… Çünkü Atatürk ilkeleri, bu çeşitli izm’lerin “bir toplumu mutlu edecek görüşlerini kapsıyordu zaten…

Ama özellikle 70’li yıllarda sıkıntılar yaşadım bu yüzden… Çünkü bütün solcular beni faşist, bütün sağcılar komünist ve bütün dinciler de gavur olarak görüyordu…

En kızdığım da Atatürkçüleri bir kelime oyunu yaparak “Ataist” ilan edenlerdi…

Ama ben hiç değişmedim… Burnum hala Atatürk kokusuyla dolu…

Küçücük bir Anadolu kasabasından şiir gibi bir başkent yaratan Atatürk’ün Ankara’ya ilk gelişinin yıldönümü, Ankaralılara kutlu olsun…

Her ne kadar o “şiir gibi başkent” günümüzde sömürgenler tarafından mahvedilmiş olsa da, Atatürk ilkelerine dönmenin getireceğini kurtuluşu da unutmayalım…!