Gençlerimiz sokaklarda işsiz geziyor, üniversiteliler de mezunları da geleceklerinden umutsuz. Emeklilerimiz umudunu bayram ikramiyesine maaş artışına bağlamış durumda, Ya evine yiyecek götüremeyen işsizlere ne demeli. Onların hali hepten perişan

Yoksulluk ülkemizin de insanlarımızın da kaderi olmaktan çıkarılmalı.

“Umut fakirin ekmeği, ye Mehmet ye” sözü ülkemizin maalesef yeniden gündemine girdi.

Koronavirüs salgını nedeniyle ülkemizde birçok küçük ve orta ölçekli işletmeler üretimlerine ara vermek zorunda kaldı. Hatta bazı küçük işyerleri de kapanmak zorunda kaldı. Tüm bunlar da işçilerin işsiz kalmasına, büyük bir bölümünün ücretsiz izne çıkmasına veya kısa süreli çalışmalarına yol açtı.

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını başta sabit ve dar gelirli kesimleri olmak üzere tüm toplumu olumsuz etkiledi. Ülkemizde özellikle işsizlik ve düşük gelir önemli bir sorun. Düşük ücretlerle çalışanlar elde ettikleri gelirin yetersiz olması yüzünden her geçen gün ağırlaşan geçim şartları ile karşı karşıya. Ücretli çalışanlar bırakın birikim yapmayı karınlarını zor doyuruyor. Bu insanların çoğu geçimlerini borçlanarak sürdürmek zorunda kalıyor.

Bu dönemde iktidarın yoksullara verdiği desteğin yanında tüm engellemelere rağmen belediyelerin yaptıkları yardımlar büyük önem kazandı. Yapılan yardımlar yoksulların temel ihtiyaçlarının ancak bir bölümünü karşılayabildi. O insanların bir nebze de olsa nefes almalarına yardımcı oldu.

Yoksul kesim kazancının çok büyük bir bölümünü gıda harcamalarına ayırmak zorunda kalıyor.4 kişilik bir ailenin gıda harcamaları için yapması gereken miktarda asgari üzerinde yer alıyor.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Ar-Ge birimi KAMU-AR, 2020 Mayıs ayında dört kişilik bir ailenin açlık ve yoksulluk sınırının geldiği seviyeyi hesapladı.

Buna göre açlık sınırı, Mayıs’ta bir önceki aya göre 16 lira artarak 2 bin 987 lira olurken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 124 liralık artışla 7 bin 271 liraya çıktı. Ailelerin gıda ve gıda dışı ihtiyaçların insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi çekilmeden karşılanabilmesi için gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırı da dolayısıyla 140 liralık artışla 10 bin 118 liraya yükseldi.

Yine Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Haziran ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını 2 bin 432 lira 8 kuruş, yoksulluk sınırını ise 7 bin 918 lira 82 kuruş olarak hesapladı.

TÜİK’in en son açıkladığı Hane Halkı Tüketim Harcaması araştırmasına göre de 2018 yılında Türkiye’deki en yoksul yüzde 20’lik kesim harcamalarının yüzde 28,7’sini gıda için yaparken, en zengin yüzde 20’lik kesim ise gıdaya en yüzde 15,4 oranında pay ayırdı. Gıdanın harcamalar içerisindeki payı Türkiye genelinde ise yüzde 20,3 olarak ölçüldü. TÜİK ise tüketici fiyatları endeksini hesaplarken gıdanın harcamalar içerisindeki payını 2020 yılı için yüzde 22,77 olarak esas alıyor.  Gıda fiyatlarında yaşanan artışlar, dolayısıyla enflasyon, harcamalarının büyük bölümünü gıdaya ayırmak zorunda kalan yoksulları zenginlere göre çok daha fazla etkiliyor.

Açıklanan bu resmi verilerin dışında TUİK’in istatistiklerine girmeyen bir de madalyonun öbür yüzü var. Görüldüğü gibi gıda fiyatlarında yaşanan yükselişten en büyük zararı, gelirinin büyük bölümünü gıdaya ayırmak zorunda olan ve enflasyona karşı herhangi bir koruması bulunmayan ücretliler ve yoksullar görüyor. 

Umarım bu döngü böyle devam etmez tüm kesimler arasındaki eşitsizlikler bir an önce son bulur. 

Yoksulluk kader olmaktan çıkar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz