Umut etmek, insana ne kadarda tanıdık geliyor. Bir şeyin olmasını istemek, onu beklemek, umut etmek. Bu günü yaşarken çaresiz olsa da geleceğin iyi olacağını tahmin etmek, onu istemek, olmasını beklemek. Ne kadar güzel bir duygu, karanlık bir durumdan aydınlık bir duruma çıkmayı istemek.

Kardeşlerim İyileşeceksiniz demek. Duygular gelir ve geçerler. İnsan sadece duygularla yaşamaz.
Ne bir karanlık içerisinde sürekli kalacağını düşünür, ne de sürekli bir aydınlık içerisinde kalacağını.
Hayat bazen sorunlarla dolu bir yaşamı insanın önüne kor, bazende bu sorunların sayısı azalır kendini hafif rahatlamış hisseder, aydınlanır.

Bu duygular insanlar için böyledir. Ya kurumlar…
Hiçbir kitap, hiçbir uygulama kurumların duygularının olduğunu yazmaz. Adı üzerinde kurum. Belirli kurallarla oluşmuş, belirli bir işi yapmak üzere bir araya gelinmiş, kurallarla bir birine bağlanmış organizasyonlar.

Kurumlar belirli amaçlar için bir arayı gelmiş insan topluluklarını, bir birine bağlar ve bağa Anayasa denir. Güven ve öngörülebilirlik için ortaya koydukları kurumu oluşturan belge, yani bu artık anayasadır.

Her şey ona göre yapılır, ona göre bir yönetim oluştururlar. Ona göre oluşturulan, yönetimlere yetkiler verirler. Yönetenlerden beklentiler oluşur. Toplumun, iyi zamanlarını ve kötü zamanlarını en az riskle yönetmelerini bekleyerek, geleceğe toplumu taşımalarını isterler.

Kurumlar, üyelerinin güçlerini birleştirirler, mali ve idari işlemler yaparlar. Maliyet oluşturacak bütün işlerin en az maliyetle, en fazla verimlilik oluşturması yönünde uygulamalar yaparlar. Müsriflikten kaçınırlar.
Devletler de böyledir. İdari sınırlar içerisinde yaşayan insanların bir arada yaşamasını sağlayacak kuralların olduğu bir Anayasaları vardır. Bu anayasaya uygun olarak hükümetler seçerler, yasalar yaparlar ve insanların refah ve mutluluğunu sağlamak üzere idari işlemler uygularlar.

Her yıl meclisten halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere bütçeler yapar ve bunun için halktan vergiler toplarlar. Bu bütçelerde kimden ne kadar vergi alacaklarını ve bu vergileri nerelere harcayacaklarını gösterirler.
Bu bütçeler halkın adına denetlenir. Bizim ülkemizde bu kurum Sayıştay’dır. Her yıl bu denetim kurumu, ülkeyi idare edenlerin, bu kaynakları kanuna göre harcayıp harcamadığını kontrol eder ve TBMM ne sunar. Çünkü Sayıştay halkın temsilcisi, TBMM adına yani halk adına denetim yapar.

Hükümetler ise halkın Anayasaya göre verdiği yetki çerçevesinde ülkeyi yönetirler.
Halkın karşılaşacağı olağan ve/veya olağan üstü olaylar karşısında önlemler alır. Halkın en az zararla sorunların üstesinden gelmesi için yetkilerini kullanarak, doğru bilgi, doğru harcama, doğru idare etme yoluyla, bütün birleşmiş büyük gücünü kullanarak çare olurlar.

Son zamanda bütün ülkelerin başına bela olan, Corona 19 virüsü nedeniyle, değişik ülkelerde hükümetler kendi halkları için kararlar aldılar. Bazı ülke hükümetleri kendi sistemini döndürme çabasına girerek, iktidar olma riskini en aza indirerek, yönetme çabası içerisine girip bu riski küçümsedi. Daha sonra büyük ekonomik ve sosyal riskler almak zorunda kaldılar.

Bizim ülkemizde de basın yayın organlarına konuşan bilim adamları, Corona 19 riskini ciddiye alıp karantina uygulamak gerekir derken, bizim hükmet halkın kendi karantinasını yapmasını istemektedir. Halkın kendi olağan üstü yönetimini yapması gerektiğini, evde kal diyerek halkın sokaktan çekilmesini, bir taraftan da ekonominin çarkının dönmesini istemektedir. Hem evde kalmak, hem çalışmak nasıl olacağı bilinmemekle birlikte, bu çeşitli çevrelerde önemli bir matematik sorusu haline geldi.

Muhalefet partileri, artık sürecin hükümetin istediği gibi bir yandan sistemi döndürerek bir yandan da riskleri en aza indirerek yürütülemeyeceğini söylemektedirler. Muhalefete göre hükümetin ortaya koyduğu çözümlerin ve riski düşürme anlayışının, bir araya gelmesi artık neredeyse mümkün olmayan bir çizgide ilerlemeye devam ediyor olması. Bilim Kurulu üyelerinin basına yansıyan açıklamalarında halkın ne yapması gerektiğini anlatıyor ama hükümetin ve kendilerinin ne yaptığının ise bir türlü anlatmıyor olması halkı düşündürüyor. Anayasamızda yazan sosyal hukuk devleti anlayışı sorgulanır hale gelmektedir.

Hükümetin açıkladığı önlemlerin yeterli etkiyi göstermeyeceği, işsiz kalmış insanların geçimlerini neyle sağlayacakları yeterli bir açıklığa kavuşmamıştır. Muhalefet tarafından, hükümetin açıklamış olduğu ekonomik tedbirleri tatmin edici bulmamıştır. Corona virüsünün etkilerinin ve yaygınlığının azaltılmasını sağlayacak önlemlerin, yeterince alınmadığını düşünmektedir.
Bütün bu olanlara rağmen, yine de bizim umuttan başka bir çaremiz şimdilik gözükmüyor. Yine büyük usta Nazım Hikmetin dediği gibi;
Biz İnsanız çok şükür,
Çok şükür biliriz,
İlacımıza umudu katmasını,
Yaşamak gerek diyerek,

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz