Türkülerin dili/ Yüreğimde türküler var!

0
60

“Türküz türküler yoldaşımız/Hesaba  gelmez yaşımız

Nerde olsa savaşımız/Türküz, türkü çığırırız”…(Âşık Veysel )

Kulakta ve yürekte  haz  uyandıran, halk ezgisiyle bestelenmiş, hece  ölçüsü ile  yazılmış, uyaklı koşuklar olarak tanımlanan TÜRKÜLER, doğa ve insanı  anlatan, ulusal kültürün temelini  oluşturan  halk kültürünün  bayrağıdır. Türkülerimiz , ulusumuzun  buluşma, kaynaşma ve övünç kaynağıdır.

Türkülerimizde, deyimler,terimler, tamlamalar, benzetmeler ve  imgeler en yüksek noktalara çıkmakta  sözlü ve yazılı edebiyatımızı renklendirmektedir. Anonim olan türkülerimiz ve söz yazarı belli olan türkülerimiz toplumsal dayanışmanın ve yaşamın ortak ezgileri olmaktadır. Bu nedenle türkülerimiz, halkın  ortak felsefesi, dili,sesi ve nefesidir.  Halkımızın tüm ortak  değerlerini ve yaşam öykülerini  türkülerde bulabilmekteyiz.

“Kaşın çeğmelenmiş kirpik üstüne/Havada buludun ağdığı gibi / Çiğ düşmüş de gül sineler ıslanmış/  Yağmurun güllere yağdığı gibi…”

Tüküler, yaşam felsefesinin  gök kuşağına bürünmüş renkli, ahenkli yüreğidir.

Anadolu gerçeğini,  bütün  yönleriyle derinliği  ve genişliği  ile birlkikte   türkülerde buluruz:

“Aman ormancı canım ormancı /Köyümüze getirdin yoktan bir acı…”

“Sabah yıldızı gibi içime doğdun efem /Bir yaz güneşi gibi bağrımı yaktın efem…”

“Efeler de geliyor dört atlı / Cepkenleri kanatlı …”

“Bir yanımı sardı müfreze kolu /Bir yanımı sardı Varilcioğlu/ Beşyüz atlı ile kestiler yolu/ Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz…”

“Gafil gezme şaşkın,bir gün ölürsün, söyleyen dillerin söylemez olur/Bülbül gibi dilin olsa ne fayda…”

“Tepe bağa vardım buldum izini/ Bğazıma durdu çavuş üzümü / İste teğmeninden versin  izini/Bir daha göreyim  kara yüzünü…”

“Benim yarim  yaylalarda oturur/Ak ellerin soğuk suya batırır..”

“Sarı saçlarını  deli gönlümü / Bağlamışlar çözülmüyor   Mihriban/Ayrılıktan zor belleme ölümü/ Görmeyince sezilmiyor  Mihriban/  Yar deyince kalem elden düşüyor/ Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor/ Lambada titreyen alev üşüyor/ Aşk kağıda yazılmıyor  Mihriban…”

Aşk ve hasret dolu  titreyen /üşüyen  yüreğin , lambada  titreyen / üşüyen aleve benzetilmesinde  doruklara  tırmanan duyguların,  dizelerde  yüceleşen  bir  söz sanatı /benzetme ile anlatılması  tüm yüreklerde  silinmez izler bırakmakta…

“Gam kasavet boydan aşıyor/Gel de bu dünyayı gör deli gönül/Daha senden gayri dostum yoktur/ Nedir bu telaşın vay deli gönül ! ..”

“Şu geniş dünyaya sığmayan gönül/ Şimdi bir odaya kapandı kaldı/ Bir soluk bir dakka duramaz iken/ Oturduğu yerden  kakamaz oldu/ Hani gençlikteki çağlayan gönül/Gâhi gülüp gâhi ağlayan gönül !…”  

“Pilav pişirdim yavan, üstüne kestim soğan…”

“Mendilimde gül oya/Gülmedim doya doya…”

“Çal ,Allah aşkına Emmoğlu, durma çal/Dağların , çadırların , atların, gümüş saplı

kamçıların/Bir bağ fişeğin aşkına çal !”

Ünlü  şair B.R.  Eyüboğlu   “Türküler Dolusu” şiiirinde şöyle demekte :

” Şairim/Zifiri karanlıkta gelse şirirn hası/ Ayak sesinden tanırım/Ne zaman bir köy türküsü duysam/ Şairliğimden utanırım./Şairim/Şiirin gerçeğini köy türkülerinde bulmuşum/ Türkülerle yunmuş, yıkanmış dilim/Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.”

şiirin hasını  yazan şairler, ” ana sütü gibi temiz, sahici ve insancasına  köy türküleri ” karşısında  yüreklerini  halkın yüreği ile birleştirerek  saygı ile  eğilmekteler :

“Ah ! bu türküler köy türküleri, dağ dağ , yayla yayla türküler  tüter köyümüz,köylümüz, memleketimiz. Altlarında imza yok ama  içlerinde yürek var.”

Telgrafın tellerini, Bitlis’in beş minaresini, Yozagat’ın çamlığını, Sürmeli gelinleri ve  Karacaoğlan’ ın uğru nakışlı Elif’ini, Ondörtlüleri,Tokat yollarını, Ordunun derelerini, Trabzon’u, Kars’ı, Edirne’yi, Mersin’i, Muğla’yi, Diyarbakır’ı ,Urfa’yı, Hatay’ı, Erkiletin bağlarını, iğdenin dalını ,söğüdün yaprağını, Kızılırmağı, turnaları, kışlaları, hapishaneyi ve önündeki incir ağacını, Vardar Ovası’nı, dağların yüceliğini,  kır atı, ağ gelini, gelin ve kaynanayı ,,Aynalı beşikleri,  İpek ve kıral yollarını ,Çanakkale’nin aynalı çarşısını, mektebin bacalarını, Emir dağının karını,Güllerin üşüdüğünü, damdaki kilimi, değirmenin taşını, Sarıkamış dağlarının karlı başını ve burada şehit yatanların  ağıtlarını ve  daha nicelerini  hep  türkülerde buluruz.

“Arılıkta arısı var /Sol böğründe yarası var /Aslan gardaşı vurmuşlar/ İki tane yavrusu var…”

Türküler zamana ve makâna dair tarihe kayıt düşerler. Kaderde ve kıvaçta bizlere eşlik ederler.Her yürekte  bambaaşka duygu ve  öz vardır. Yüreklerin sesi türkülerde yankılanır.        8 yaşında Mustafa can ‘ın  , ” YÜREĞİMDE TÜRKÜLER VAR !”  dediği gibi;  her yürek bir türkü, her türkü bir yürektir. Türkülerin öyküsü yüreklerin, gerçeklerin ve  yaşamın  sesidir.

“Çarşıdan aldırdım yeşil aynayı/ Boşa çiğnemişim yalan dünyayı/  ne İstanbul goydum ne de Konya’yı /Kendime münasıp yar bulamadım…”

Tarihi  geçmişe dayanan  sözlü ve yazılı halk  kültürümüzün temel taşları olan  türkülerimizin  dili, uzun havalar , kırık havalar ve bozlaklarla  geleneklerimiz  içerisinde  halkımızın dupduru ve dipdiri özü ve sözüyle yoğrulmuştur.

“Eledim eledim höllük eledim /Aynalı beşikte bebek beledim.”

” Dersini almış da ediyor ezber/ Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler /Bu dert beni iflah etmez deleyler/ Benim dert çeekmeye dermanım mı var ?…”

                “Yozgat yolu kar mola/Minaresi dar  mola/Hapislere af gelmiş/Acep aslı var mola…”

Bazı türkülerde köy ve insan  yaşamından  tablolar aktarılır  ve     insanların  düygularını, sevgilerini ,seviçlerini ve acılarını   şiirlere / türkülere/ ezgilere aktardıklarını  görürüz :

“Çal Emmoğlu, Çal

Kime kaldı ki  bu yalan dünya /Türkülerde kaldı, tellerde kaldı,

Ne güzeller  geçti bunca zaman  içinde /Hepsinin  güzelliği

Akıllarda kaldı, dillerde kaldı. “

“Çal emmoğlu , çal/Yüce dağ başında yayılan atlar/ Yar mendil işlemiş ikiye katlar/ Mezarım üstünde beş karış otlar/ Bitmeyince  gönül yârdan ayrılmaz/ Çaaaaaal ! ..Emmoğlu çal!…”

“Geçtim dünya üzerinden / Ömür bir nefes derinden / Bak feleğin çemberinden / Yolun sonu görünüyor!…”

“Kara tren gecikir belki hiç gelmez /Dağlarda salınır  da  derdimi bilmez…”

” Kara kaşlar yay oldu/ Yar gideli ay oldu / Günümü saya saya/ Cahil ömrüm zayoldu…”

İnsan için yolun  sonu gelse de türküler için  son yok sonsuzluk vardır.

Türküler , turnaların kanatlarında , dağların yücesinde, al yanaklarda, ahu gözlerde, mezar başında, Saman yolu, kral yolu ve ipek yolu gibi tarihi yollarda insanı ve  yaşamı   harmanlayarak, ezgilerle   dünü bugüne, bugünü yarına  taşır  ve tarihe not düşerek , gönül telinden  sazın teline  akarak ezgilerle  hayatı  sonsuzlaştırır.

“Türkü Türkü Türkiye”  de , yaşamınızdan kesitler  bulur ve mırıldanarak türkülere  katılısınız.  İnsanların yüreklerinde ve dillerinde  hepimizin ortak sesi ve öyküsü türküler  vardır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz