Türkiye’nin düzeni

0
14

Malum bir süredir bir çok kişi alarmı pazar sabah 7:30’a kuruyor, kalkıp Sedat Peker’i seyrediyor. Peker “prime time” kavramını bile yerle yeksan etti, milleti sabah sabah ekran karşısında asker ediyor. Aslında bu bile başlı başına nedeni anlaşılması gereken bir fenomen haline geldi. Kesinlikle normal bir şey değil, bu güne kadar dünyada pazar sabahı sabahın körüne randevu verip de milyonları ekran başına toplayabilen başka bir konuşmacı çıkmış mıdır? Ben bilmiyorum doğrusu.

Olayın kendi tuhaflığı, siyasi ve sosyal etkileri bir yana, son videoda bana asıl ilginç gelen deşifre ettiği Türkiye’nin ekonomik düzeni; “ahbap çavuş kapitalizmi” oldu. Bu düzenin içinden gelen, paydaşı olan biri olarak Peker mafyatik örgütlenmeleri de bu düzenin doğurduğunu ve bu düzen değişmeden de bu tip örgütlenmelerin ortadan kalkmayacağını söyledi.

- Reklam -

Peker Türkiye’nin ekonomik düzenini belirleyen ihale ve imar rantında dönen dolapları, bir kasa bir masa müteahhitlere fahiş fiyatlara verilen işlerin nasıl taşeronlara ve onlarında alt taşeronlarına devredildiğini. Bir liralık işin devlete nasıl üç beş liraya mal olduğunu, bu israf yüzünden bütçesi delinen, parasız kalan devletin nasıl emekli maaşlarına, asgari ücrete bütçe ayıramadığını tüm samimiyeti ile anlattı. Belediyelerin dernekler aracılığı ile nasıl soyulduğunu, buralarda rüşvet çarkının nasıl döndüğünü, kimlerin bu çarktan nemalandığını da açık açık söyledi.

Sadece bu kadarla da kalmadı kamu bankalarından kimlere, ne koşullar ile ve hangi amaca yönelik olarak krediler dağıtıldığını, bu kredilerin geri ödenmediğini de tane tane anlattı. Milletin üç kuruş borcu için tarlası tabanı, traktörü hayvanı icra ile kaldırılıp götürülür, haraç mezat satılırken bunlara neden dokunulmadığını da sorguladı.

Devlet ve belediyeler eli ile yaratılan kent rantı üzerinden servet transferlerini, kimlerin nasıl buradan voliyi vurduğunu da kendi üslubu ile açıkladı…

Peki, biz bunları bu güne kadar hiç duymamış mıydık, bilmiyor muyduk?

Özellikle muhalefetteki siyasetçiler ve muhalif konumdaki yazar çizer takımı bu ahbap çavuş kapitalizmini, yağma talan düzenini, burada etkili olan mafyatik oluşumları yıllardır yazıp çiziyordu. İşin açığını söylemek gerekirse AKP’yi iktidara getiren süreçte geçmişte yaşanan ve ifşa olan benzer olaylara karşı toplumun duyduğu tepkiydi. Toplumun önemli bir kısmı; “bunlar müslüman, alnı secdeye değen adamlar, biraz beceriksiz, biraz bilgisiz olsalar da hiç değilse Allah’tan korkar bu tip olaylara bulaşmazlar” düşüncesi ile AKP’ye oy vermiş ve bunları iktidara taşımıştı.

Sonuçta gelinen nokta; “gelen gideni aratır” noktası oldu. Bu iktidarın tercihleri ve uyguladığı politikalar sonucunda gerçekleşen rant ve servet transferi eşi benzeri görülmedik bir seviyede oldu. Yep yeni bir zenginler sınıfı oluşurken, kamu alımlarının maliyeti çok yükselmiş ve kalitesi fevkalade düşmüş bulunmaktadır.

Bundan önceki zamanlarda bir bakanın kendi şirketinden kendi bakanlığına fahiş fiyata malzeme sattığı ortaya çıksa o bakanı yüce divana gitmekten, yargılanmaktan kimse kurtaramaz ve hatta kurtarmaya bile çalışmazdı. Oysa bu gün ne böyle bir girişim var ve nede bu medyanın bir kesiminde yazılıp çiziliyor.

Ülkede iktidarın en tepesindeki zat bile son dönemin en büyük projesi olan kanal İstanbul fikrini bir “rant projesi” olarak tanıtmaktan çekinmiyorsa daha ne söylenebilir bilmiyorum.

Daha da kötüsü kamu hem parayı israf ediyor ve hem de kendi parasını değil borç aldığı parayı israf ediyor; saçma sapan lüzumsuz işlere, israf seviyesinde lükse ve fahiş fiyata alımlara harcıyor.

Sonuç olarak Peker şurada haklı; bu rantiye düzeni, ahbap çavuş kapitalizmi ve yandaş müteahhitlik sistemi ortadan kaldırılmadan, kamu alımları ve harcamalarında adil, verimli ve şeffaf bir sistem kurulmadan bu ülkenin refaha kavuşması, insanlarının zenginleşmesi, bütçenin iki yakasının bir araya gelmesi ve devletin borçtan kurtulması mümkün değildir.

Burada muhaliflerin yıllardır söylediği bu gerçekler duyulmazken Peker söyleyince niye duyuldu sorusuna yanıt aramak gerekmektedir. İçeriden bilen, sistemin içini görmüş biri samimiyetle bu gördüklerini dile getirdi diye mi bu kadar ilgi gördü, yoksa anlatım biçimi ve üslubu yahut da muktedir olarak bilinen kişilere karşı direnişi mi milyonları böyle ekran başına topluyor bunu siyasi iletişimcilerin ciddiyetle araştırması gerekmektedir.

- Reklam -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz