Covıd 19 virüsü nedeniyle toplumun evde kalması yönünde yetkili, yetkisiz herkesin ortak bir kanattı oluştu, EVDE KAL. Evde kalma söz konusu olunca halkın evde kaldığı süre içerisinde ihtiyaçlarının karşılanması tartışması ortaya çıktı.

Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu, virüs salgının gidişatı üzerinden çeşitli kararlar aldığını ve bu kararları Cumhurbaşkanlığına bildirdiğini bakanın açıklamalarından anlıyoruz. Ancak halk bu kararların sadece hastaneler ve sağlık kurum ve çalışanları üzerinden mi alındığı veya bütün halkı kapsayacak bir şekilde sokağı da etkileyecek mi bunu tam olarak bilemiyoruz.


İçişleri Bakanının basına verdiği beyanatlardan anlıyoruz ki bilim kurulu bazı kararlarıyla sokağı da etkileyecek sıkı önlemler alınmasını istediği, satır aralarından ortaya çıkıyor ve İçişleri Bakanı da sürekli, gerekirse daha sıkı önlemlerin alınacağını söylüyor.
Bu tartışmalar hükümette sürerken, bilim insanları bu virüsün yaygınlaşmasını durdurmanın yolunu sıkı önlemler alarak, birkaç hafta karantina uygulanmasının şart olduğunu söylemektedirler.


Karantina uygulaması ortaya çıkınca, tabi ki bunun ekonomik ve sosyal boyutları da olacaktır. Hükümet bu uygulamaya hiçbir şekilde yanaşmamaktadır. Cumhurbaşkanı bu durumu bir konuşmasında ekonomin çarklarının dönmesi gerektiğini söyleyerek, virüsün gidişatını ekonomik olarak ele aldığını da söylemiş oldu.
Alınan tedbirler nedeniyle, çok sayıda işyeri kapandı küçük esnaf ve bunların yanında çalışan işçiler işsiz kaldı. İşsizlik büyük bir sorun iken, birde gündelik çalışan ve yaklaşık 1, 8 milyon esnafta bu zorluğun içerisine girmiş oldu.


Muhalefet artık evde kal aşamasından evde tut aşamasına geçilmesi gerekti ve karantina uygulanması gerektiğini açıkladı. Böyle olunca bu kadar insanın günlük yaşamını sürdüreceği ve çalışmadığı zamanlarda kazanamadığı gelirlerinden bir harcama imkânı da olmayacaktır. Bu ihtiyaçları Anayasamıza göre sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti ‘ni idare eden hükümet karşılayacaktır. Hükümetin açıklamış olduğu ekonomik istikrar kalkanı paketi ise halkın gerek duyduğu ihtiyaçlarını karşılayamaması eleştiri konusu yapıldı.
Son yerel seçimlerde büyük şehirleri kazanan CHP belediyeleri, işsiz kalan ve günlük geçimini sürdüremeyen insanlar için bir yardım kampanyası başlattılar. Ayni ve nakdi yardımları bu ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak üzere çağrılarda bulundular. İçişleri Bakanlığı bir genelgeyle bağış toplamayı yasakladı.
Birkaç gün sonra Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan halka seslenerek gönüllü karantina uygulamasını ve bir yardım kampanyası açtıklarını ve halktan bu kampanyaya katkı vermeleri çağrısında bulundu. Bu konuşma olduktan ve halktan yardım beklentisi açıklandıktan sonra, ülkede bir kaynak sorunu tartışmaya başlandı.
Tam da bu kaynak sorunu tartışılırken CHP Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, Türkiye’nin kayıp paraları adlı bir rapor çalışmasını yayınlayarak ülkenin kaynaklarının nasıl ve nerelere müsrifçe kullanıldığını açıkladı.
Raporda, bütün dünyada ve ülkemizde özelleştirme politikalarının yaygın olarak ne zaman başladığını, kamu kaynaklarının, nasıl tasfiye edildiğini ve özel sektöre nasıl peşkeş çekildiğini açıklayan bir araştırma sonucunu gündeme getirdi.
Raporda, Cumhuriyet yaptı, AKP sattı başlığı altında “Özelleştirme, 80’li yıllarda başlamış olmasına rağmen Türkiye’de en çok AKP döneminde tartışılır olmuştur. AKP’li yıllarda artışa geçen özelleştirme, ilk özelleştirmenin yapıldığı 1985 yılından AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılına kadar geçen süredeki özelleştirmenin (1985-2002) neredeyse 9 katıdır. 1985’ten AKP’nin iktidara geldiği döneme kadar 8,2 milyar dolarlık özelleştirme yapılmıştır. Toplam 70,3 milyar dolarlık özelleştirmenin ise 62,1 milyar doları AKP döneminde gerçekleşmiştir. Cumhuriyet tarihi boyunca elde edilen özelleştirme gelirlerinin yüzde 90’ı AKP döneminde elde edilmiş, bu gelire rağmen 170 milyar doları aşan bütçe açığı verilmiştir” tespitiyle yaşanılan süreci detaylı bir şekilde anlatmıştır.
Sadece bunlarla sınırlı değil rapordaki veriler. Kamu dışındaki Vakıf ve derneklere yapılan bağışlar nereye yitiği belli olamayan paraların hatırlatılmasını da yapmaktadır. İşsizlik fonunun ve diğer adlarda alınan “deprem vergisi” gibi vergilerin amaçları için kullanılmadığını rakamlarla açıklamaktadır.
Fox TV de İsmail Küçükkaya’ya konuşan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise, 79 yıllık Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ile 18 yıllık AKP hükümetinin harcamalarını karşılaştırarak, AKP hükümetinin 79 yıllık hükümetlerden 3,4 kat daha fazla harcama ve borçlanma yaptığını belirtmiştir. Bir fedakârlık yapılması gerektiğini ve” Fedakârlık elbette yapılacak ama sorun şu, fedakârlığı kim yapacak? Fedakârlığı yapacak olan devletten milyon dolarlar ile ihale alanlar yapacak. İsrafın önlenmesi lazım, Kanal İstanbul hayalinden vazgeçmek gerek” diyerek kaynak sorununun olmadığını söylemektedir.


Ankara Milletvekili Tekin BİNGÖL, raporunun sonuç kısmında “Özelleştirmeler ile 372 milyar, Vakıflar ile 2 milyar, İşsizlik fonu ile 48 milyar 719 milyon Deprem vergileri ile 72 milyar 82 milyon lira para toplanmış/elde edilmiş ve bu para adeta yok olmuştur. Sadece tespit edilebilen bu 495 milyar lira para zengin ve fakir arasındaki uçurumda kaybolmuş ve Türkiye’de iktidar eliyle kaybedilen halkın parası halka geri dönmelidir” açıklamasıyla mali kaynağın toplumun hangi kesimlerden geri alınması gerektiğinin adresini göstermektedir.
Kaynak sorunu halkın yaratığı bütün değerlerin müsriflikten kaçınarak halkın güvenliği, mutluluğu ve refahı için kullanılması, ülkeyi idare edenlerin sorumluluğundadır. Halkın önüne sandık konulduğunda bütün bu yaşanılanların, iyi ya da kötü muhasebesini ortaya koyacaktır elbette.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz