TÜRKER: RUHUM AÇ KALDI

0
170
- Reklam -

Pandeminin insanlar üzerinde oluşturduğu olumsuz havanın sanata da etkisi olduğunu belirten tiyatrocu ve müzisyen Tuğçe Türker, bu konu hakkında gazetemize konuştu.

Esma ALTIN/ANKARA

Ankara’da başlayan sanat serüvenini, İstanbul’da konservatuarı kazanmasıyla devam eden süreci anlatan Türker, pandeminin kendisi ve sanata olan etkisi hakkında gazetemize konuştu. Türker: “Pandemi, hayatını sanat aracılığı ile devam ettiren biri için elbette kötü etkiledi. Sadece maddiyat değil, sanatın aktif olarak içinde yer alan biri olarak ruhum da aç kaldı.” dedi.

- Reklam -

‘HER BİREY SANATIN İÇİNDEDİR’

Ankara’da başlayan sanat serüveninin İstanbul’da devam ettiğini belirten Türker şunları aktardı; “1996 yılında Ankara’da dünyaya geldim ve hayatımın ilk 20 yılını Ankara da geçirdim bu yüzden Ankara benim için çok özel bir şehir. 4 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. İstanbul maceram ise konservatuvarı kazanmam ile başladı. 2020 yılında konservatuvar tiyatro bölümünden mezun oldum. Aynı zaman da müzikle ilgileniyor ve öğretmenlik yapıyorum.”

Sanata ne zaman başladığı konusunda kesin bir ifade kullanamayacağını  dile getiren Türker sözlerine şöyle devam etti; “Sanata tam olarak şu zaman başladım diyemem. Çünkü bana göre sanatın bir başlangıcı yoktur. Her birey doğduğu andan itibaren zaten sanatın içindedir. Çocukken hepimiz farklı rollere bürünüp doktor, öğretmen, anne, baba olmuşuzdur ya da şarkı söylemiş, dans etmiş ya da resim yapmışızdır. Aslında bir nevi çocukken sanata başlamışızdır o yüzden sanata; yürümeye ve konuşmaya başladığım ilk an başladım desem sanırım yalan söylemiş olmam. O andan bu zamana kadar nasıl sanattan kopmadım derseniz; hayatın önüme çıkardığı başka seçenekleri tercih etmedim diyebilirim. 3 yaşında annem oyuncak bebekleri önüme koyduğunda onları reddedip anneme ‘sen benim çocuğum ol ben de senin annen olayım bunu oynayalım’’ demişim ya da geceleri ailemi uyandırıp şarkı söyleyip onlardan beni puanlamalarını istemişim. Bunların hepsi video altında bu arada 3,4 ve 5 yaşlarımı içeren yaklaşık 3 saatlik bir oyunculuk ve şarkıcılık özgeçmişim bulunuyor. Sonrasında yıllar geçtikçe insanlardan tarafından daha çok görülmek ve duyulmak istedim ve 7 yaşındayken belediyenin çocuk tiyatrosuna oradan da gençlik tiyatrosuna başladım. Orada uzun bir süre eğitim aldıktan sonra Belediye tiyatrosuna dahil oldum ve birbirinden güzel bir çok tiyatro oyununda yer aldım. Aynı zamanda müzik yolculuğum da devam ediyordu. TRT Sanat Müziği korusunda şan eğitimlerime devam ediyor hatta ufak ufak sahneler alıyor para bile kazanıyordum. Her şey çok çok güzeldi, kusursuzdu. Harika bir çocukluk ve gençlik yıllarım oldu.”

‘İKİ FARKLI ŞEHİR İKİ FARKLI MÜCADELE’

Ankara ve İstanbul arasındaki farklara değinen Türker şu ifadeleri kullandı; “İki farklı şehir iki farklı mücadeleyi doğuruyor. Ankara da biraz daha rahatsın çünkü sayıca daha az olduğun için rekabet daha az oluyor. Eğer daha çok görülmek ya da dinlenmek istersen zaten bir süre sonra İstanbul’a gelmek durumunda kalıyorsun. Çünkü İstanbul sanatın merkezi. Hayallerine ulaşman hem bir o kadar kolay, hem de çok zor. İmkan çok ama rekabet fazla. Sürekli kendini geliştirmek ve değişen sanat anlayışlarına ayak uydurmak zorundasın. Örneğin ben İstanbul’a gelmemiş olsaydım gerek oyunculuk gerek müzik anlamında büyük ihtimal şuan ki durumumda olamazdım. Ya da belki süre olarak 2 katı zaman geçmesi gerekirdi. Çünkü Ankara da her şey benim için fazlasıyla yeterliydi. Çalışmıyor ve gerekli mücadeleyi göstermiyordum. Tek yoğun çabam İstanbul’da bir okul kazanmak için oldu.  İmkan, çevre, doğru yönlendiriliş ve iyi gözlem insanın hayatını değiştirebilir. Eğer bunlar doğru kullanılırsa da başarı kaçınılmaz olur. İstanbul da ise başarının sonu ve sınırı yoktur. ‘En’ler çok fazladır ve sürekli değişir.”

Konservatuarı kazanıp İstanbul’a gittikten sonra hayatında yeni bir dönem başladığını ifade eden Türker şunları aktardı; “İstanbul’a gelmemle beraber hayatım için yeni bir dönem başladı. İlk zamanlar çok zor ve yıpratıcı bir süreçten geçtim. Hayatımda İstanbul’a gezmek için bile gitmemiştim. Kimseyi tanımıyordum, İstanbul’da arkadaşımın arkadaşı bile yoktu. Ailemi, arkadaşlarımı ve oradaki imkanlarımı çok özlüyordum. İlk yıl yurtta kaldım zaten. Hafta içi yurtta hafta sonu da Ankara’da oluyordum. 2 hafta Ankara’ya gidemezsem çok mutsuz oluyordum. Beni orada tutan okul haricinde kimse yoktu. O dönemler keşke gelmeseydim buraya dediğim çok an oldu. İstanbul’a gelmeden önce hayat toz pembeydi. İstanbul’a gelmek beni kısa bir sürede büyüttü ve koruma kalkanı yaratmamı sağladı. Üstelik bu kadar kötü etkilenmemin büyük bir kısmı da okulumda yaşadıklarımdı. Okul için İstanbul’a geldim ama psikolojimi olumsuz yönde etkileyen de okul yaşantım oldu. 4 yıl boyunca ciddi bir adaptasyon sorunu yaşadım. Daha önce de bir üniversite geçmişim oldu. Hacettepe Üniversitesinde öğrenciydim. 2.yılımda bölümümü bırakıp geldim İstanbul’a. O yüzden adaptasyon sağlayamamam üniversite yaşantısından değildi. Sanırım şehirdendi ya da insanlardandı.  Ama artık bir önemi yok. Çünkü hayalini kurduğum mesleğime sahip oldum ve çok huzurluyum.  Vize yok, final yok hayat 1 yıldır harika gidiyor benim için. Bir de şu pandemi olmasa.”

‘RUHUM AÇ KALDI”

Pandemi sürecinde konserlerin iptal edilmesi, mekanların kapatılması ve tiyatrolara ara verilmesi gibi kısıtlamaların kendisi üzerindeki etkilerinden bahseden Türker; “Hayatını sanat aracılığı ile devam ettiren biri için elbette kötü etkiledi. Sadece maddiyat değil, sanatın aktif olarak içinde yer alan biri olarak ruhum da aç kaldı. Pandemi öncesinde konservatuvar son sınıftaydım. Bir yandan okulun mezuniyet oyununa hazırlanıyor, diğer yandan da başta İstanbul olmak üzere çeşitli illerde sahnelerim ve konserlerim oluyordu. Bunların birden kesilmesi ve eve kapanmak kabus gibiydi.” ifadelerini kullandı. 

Pandeminin sanatçılar üzerindeki maddiyatın yanında psikolojik olarak da sıkıntılı süreçlere girmelerine neden olduğuna dikkat çeken Türker şunları belirtti; “Sadece pandemi değil, geçmişten günümüze ortaya çıkan her felaket önce sanatı ve sanatçıyı etkiledi. Sanırım ülkemizde sanatın garanti bir meslek olarak görülmemesinin sebebi de bu. Ben bunu bilerek yola çıktım ama yine de durum çok üzücü. Geçimini sadece sanat aracılığı ile sağlayan bir çok insanın şuan maddi açıdan ve psikolojik açıdan çok kötü durumlarda olduğunu biliyorum.  Nasıl Evden dışarı çıkamıyor sevdiklerine sarılamıyorsun. Kısacası ruhun boş tam bir depresyon sebebi. Umarım bir an önce hastalık son bulur ya da bir mucize gerçekleşir ve  bu boşluk bir an önce dolmaya başlar.”

‘HAYATIMIN BİR PARÇASI’

Müzik ve tiyatroyu hayatının bir parçası olarak nitelendiren Türker şunları dile getirdi; “Kendimi bildim bileli müzik ve tiyatro benimleydi o yüzden hayatımın bir parçası ve aynı zamanda işim. İkisi benim için doğru orantılı aslında. İşim olduğu için hayatımın bir parçası ya da hayatımın bir parçası olduğu için işim. Tabi bazı istisnai durumlarda işini yapamayacak durumlara gelebilirsin. Mesela pandemi bunlardan biri. Şu an sahnelerde değilim.  Alternatif olarak özel bir okulda branş öğretmenliği yapıyorum.” Aynı zamanda kendine ait şarkılar da yazmaya çalıştığını ifade eden Türker; “Sözü müziği bana ait olan birçok şarkım var ve yazmaya da devam ediyorum. Hatta konserlerimde kendime ait şarkıları da seslendiriyorum. Umarım bir gün şarkılarımı daha çok insan duyar. Duyulmak ve görülmek harika bir his.” ifadelerini kullandı. 

Hem oyuncu hem müzisyen olarak örnek aldığı sanatçılardan da bahseden Türker şunları kaydetti; “Örnek alıp, hayran olduğum bir çok sanatçı var. Bunlar ise ruhuma dokunmuş kişiler. Bir şarkı dinlediğimde vokalden etkilenir ona hayran olurum, başka bir şarkıda enstrümaniste, aranjöre, söz yazarına, besteciye ya da bir tiyatro oyununda oyuncuya, yönetmene, senariste, makyöze, ışıkçıya. Kısacası ben gördüğümde ya da dinlediğimde ruhuma dokunan her şeye, herkese hayranlık duyuyorum. Hayran olduğum sayısızca başarılı isim var. Sanat yolculuğum da o başarılı isimler gibi nasıl başarılı olurum, sorusuyla ilerliyor.  En sık hayranlık duyduğum sanatçılara örnek vermem gerekirse müzikte Sezen Aksu, oyunculukta ise Şener Şen gelir. Her gün mutlaka Sezen Aksu şarkısı dinlerim ve yazmış olduğu her bir sözde hayranlığım katlanarak artar. Şener Şen ise çok başka bir boyutta benim için. Karakterden karaktere giren, tipolojik olarak sürekli değişime uğrayan ve inandırıcılığını bir an olsun kaybetmeyen olağanüstü bir oyuncu. Bu aralar İkinci Bahar dizisini izliyorum. Şener Şen ve Türkan Şoray’ın başrollerini paylaştığı dizi. Hatta bir bölümde Sezen Aksu da diziye konuk oluyor. Ne kadar sıcak, ne kadar samimi ve doğalmış her şey. Oyunculuklar çok iyi, senaryo çok iyi, her şey ama her şey çok iyi. Sanırım ben İkinci Bahar dizisine de hayranım.”

‘SAĞLIKLI ÜRETİM OLMUYOR’

Pandemi döneminde sosyal medya üzerinden yayınlar yaptığına değinen Türker; “Çok sık olmasa da sanat anlamında sosyal medya üzerinden bir şeyler yapmaya gayret ediyorum ama keyif aldığım pek söylenemez. Faaliyetlerim genelde gelecek için bol bol düşünmek ve bireysel olarak çalışmak oluyor.” dedi.Pandeminin etkisiyle psikolojik anlamda insanların kötü ruh hallerine girmesinin sanat üretimini de etkilediğine vurgu yapan Türker sözlerine şöyle devam etti; “Sadece müziğimize değil bütün sanat dallarına yansıdı. Sağlıklı bir psikoloji olmadan sağlıklı üretimler ne yazık ki ortaya koyamıyorsun. O yüzden üretim oldukça yavaşladı. Ortaya çıkan ürünler de çoğunlukla fazla depresif olmaya başladı. Mutluluk şarkıları söyleyemez olduk artık. Sonu belli olmayan bir süreç yaşıyoruz umarım bir an önce son bulur bu zorlu süreç. Eskisi gibi hayaller kurar, üretir ve bağıra bağıra mutluluk şarkıları söyleriz hep beraber.”

- Reklam -