Özellikle yandaş basın, Tayyip Erdoğan için BAŞKAN sıfatını kullanmaya devam ediyor. Ben şahsen CUMHURBAŞKANI sıfatının daha uygun olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de, yaklaşık 3.5 milyon başkan varmış. Oda başkanları, ticaret, sanayii, futbol kulüpleri başkanları, dernek, vakıf, il ve ilçe başkanları saymakla bitmez. Siyasilerin hepsi birbirlerine başkan diyerek hitap ettiğini zaten biliyoruz.

Başkan dolu, nereye gitsen başkana çarpıyorsun.

Ama Türkiye’de sadece bir tane CUMHURBAŞKANI vardır. Yani Cumhur’un başı.

Cumhurbaşkanı, kelimesi daha güçlü toparlayıcı ve birleştirici olarak kulağa hoş geliyor.

Zaten yeni anayasamıza göre sistemin adı ‘’ Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi ‘’

Peki, bu ‘’Başkan ‘’ nerden çıktı?

Amerika’ya özenti gibi geliyor bana.

Evet ABD başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Ama Yasama, Yürütme ve Yargı erklerinin birbirinden bağımsız olduğu bir anayasa var orda.

İnşallah bizim anayasamızda da erklerin bağımsızlığı olacaktır.

TBMM’ye bağlı olan, müzeler bile Cumhurbaşkanlığına bağlandı.

Cumhurbaşkanına acıyın artık, yıkmayın bütün yükleri bir kişinin üzerine. Dış, politika, ekonomi, ordu, varlık fonu, Parti işleri, güvenli bölge, doğu Akdeniz, PKK, PYD, Trump, Putin, FETÖ, ha birde müzeler ve diğerlerini saymak mümkün değil.

Seçimlerin tümünde, sahalarda yine yorulan Cumhurbaşkanı.

Kaşıkçı cinayeti ile ilgili bile Cumhurbaşkanına açıklama yaptırdınız.

Yapmayın artık günah, bir kişinin üzerine bu kadar yüklenmeyin.

Suriye ile ilgili görüşmeler devam ediyor. Ve sonuçta bir karar verilecek.

Kim karar verecek? Cumhurbaşkanı…

Günahı da sevabı da yine bir kişi üzerinde kalacak. Gelecek nesiler ve hatta bu nesil bile sorgulayabilir, hatta suçlayabilir. Cumhurbaşkanın verdiği karar herkesin geleceğini müspet veya menfi etkileyecek.

Ben Cumhurbaşkanın yerinde olsam, bu kadar önemli kararı ve mesuliyeti tek başıma üstüme almam.

Parlamentoda kapalı oturumlar yapar ve tüm siyasi partileri, verilecek olan kararın içine dahil eder, onları da, başarı veya başarısızlığa ortak ederim.

Akıl akıldan üstündür. Hiç kimse her şeyin en iyisini bilmez, bilemez. Ortak akıl mutlaka en doğru sonuca ulaşır.

İslamiyet’te, istişare sünnettir derler. Şimdi çok istişare etme zamanıdır.

Bu arada, siyasetçilerin önemli bir kısmı hala parlamenter sistemin daha doğru olduğunu ve geri eski parlamenter sisteme geri dönelim diyor.

Geçmişteki parlamenter sistem hiç demokratik değildi. Yasama, direk olarak yürütmeye bağlıydı. Yürütme, hükümet çoğunluğu ile meclise hakim değil miydi? Nerde erklerin bağımsızlığı?

Başkanlık modelinin bizdeki uygulaması ile hiç demokratik olmadığını zaten biliyoruz. Ve süratle tam demokrasinin işleyeceği bir değişime ihtiyacı var. Anayasada özellikle yargı ve yasama ele alınmalıdır.

Bu yeni sistemde ne oldu?

Cumhurbaşkanı seçilme çıtası % 50+1 oldu. Yani eski sistemde tüm yetkileri elinde tutan Başbakan, % 35 oy aldığı takdirde bile ülkeyi yönetebiliyordu. Veya koalisyon ile aynı hedefe varabiliyordu.

Şimdi, % 51’i yakalamanın yolu ne? İttifaklar.

İttifaklar kötü mü? Hayır.  İttifaklar sayesinde, toplumun tüm kesimleri hatta birbirine düşman gibi bakan vatandaşları birleştirebiliyor. Son belediye seçimlerine bakın.

Millet ittifakında, CHP, İYİ parti ve dışardan destekleyen HDP. Bunların bir araya gelmesi mümkün mü eski sistemde? Asla.

AK Parti Kürt seçmenden oy almak için HDP seçmenine bile ulaşmaya çalışmadı mı? Çalıştı ama birazda eline yüzüne bulaştırdı.

Bundan sonra hayatın gerçeği, ittifaklar ve toplumun birleşmesi yolunda partilerin göstereceği çabalardır.

Eski parlamenter sistem olsaydı, ittifaklar olmasaydı, AK parti Ankara’yı, İstanbul’u belki kaybettikleri illerin çoğunu alırdı. Buna emin olun.

Sayın Erdoğan İstanbul belediye başkanı olduğu 1994 seçiminde ne oy aldı?  Sadece % 27

İttifaklar o zaman olsaydı asla seçilemezdi.

Genel seçimlerde uygulanan, ittifak yasası baraj sorununu ortadan kaldırdı, kötü mü?

Ve bence, ittifak yasası belediye seçimleri içinde uygulanması gerekir. Herkes, kimin kimle bir arada olduğunu açıkça bilmeli. Spekülasyon yapılmasına gerek yok.

Demokrasilerde çoğunluğun istediği yönetimler olmalı ve % 50+1’in üstü çoğunluktur.             

Bu % 50+1’i elde etmenin tek yolu toplumun her kesimine hitap edebilmekten geçer. Kitle partisi olanlar yani her kesim ile barışık olan partiler kalıcı olacaktır.

Bir ideoloji veya mezhep veya ırk temsil etmeye çalışan partilerin yok olması veya marjinal seviyelerde kalması toplumun genel huzur ve kalkınması için gerekli ve hayırlıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz