Türk Tarih Kurumu,Türkiye Cumhuriyeti’nin gözde kurumlarından birisi olarak yeni bir başkan yönetiminde yeni bir devreye başlıyor. Bu yeni devrenin bir önceki devreden çok da farklı olacağını düşünmüyorum. Düşünmüyorum çünkü devlet mekanizmasının ağır, hantal işleyen yapısı burası için de söz konusu. Ayrıca Türk Tarih Kurumu (TTK) 1980 sonrası yapılan teşkilatlanma içerisinde bir üst kurumun çatısı altında bulunuyor. Yüksek Kurum ile tam uyumlu çalışıldığında bile aradaki bürokrasi sebebiyle ister istemez karar alma ve uygulamada bir gecikme kaçınılmaz gibi.


Buna rağmen Türk Tarih Kurumu bugünkü noktadan daha ileriye götürülemez mi? Elbette götürülebilir. Bunun için de mevcut durumun iyi bir tahlilini yapmak ve ona göre yapılacakları belirlemek gerekir.


Son yıllarda TTK, 70 yıllık tarihinde görülmedik oranda Türkiye genelinde yapılan kongre ve sempozyumlara destek sağlamıştır. Bu destek parasal imkânları kıt olan üniversitelerimizi belediyelerin kapısına koşmaktan büyük ölçüde kurtarmıştır. Böylece bazı belediyelerin kongre ve sempozyumların akademik işleyişine müdahaleleri önlenmiş ve kongrelerin akademik çıtasının daha fazla düşmesinin önüne geçilmiştir. Kongre kitapçıklarının basımı işi de bunun içerisindedir. Benim düşünceme göre TTK bu desteğini birazcık azaltsa bile muhakkak sürdürmelidir.


TTK’nın kitap yayın listesine baktığımızda oldukça ümit verici yayınlar görebilmekteyiz. Burada bir örnek vermek, isimlerini sayamayacağımız eserler açısından haksızlık olacaktır. Kurum’un dikkat çeken bu yayınları yanında, yayın ilkeleri gereği basmak zorunda olduğu geniş okuyucu kitlesinin ilgisini çekmeyen bilimsel yayınları da bulunmaktadır. Bu türden ihtisas kitaplarının özel yayınevleri tarafından basılması mümkün değildir. Bu iş, devletin bir kültür hizmeti olarak kabul edilmektedir.


Bugün ünlü hocaların kitaplarını genellikle özel yayınevlerinde bastırdıklarını görüyoruz. Aslında TTK’nın yurt içinde ve yurt dışındaki dağıtım ağı özel yayınevlerinden hiç de aşağı değil. Ancak TTK’ya teslim edilen bir kitabın, ön kabul alması, hakem sürecinden geçmesi ve basılarak vitrindeki yerini alması için geçen süre -ne yapılırsa yapılsın- 6 aydan önce mümkün değil tamamlanamaz. 1,5 yıl, 2 yıl bekleyen kitapların olduğunu duyuyoruz. Halbuki bir özel yayınevi isterse o kitabı 1 hafta, bilemediniz 15 gün içerisinde vitrinine koyabilmekte. Yazar da emeğinin karşılığını o oranda erken alabilmekte. Özel yayınevlerinin ödedikleri telif ücretinin çoğu zaman TTK’nın verdiği teliften daha yüksek olduğunu da hesaba katmak zorundayız. Doktorasını yeni bitirmiş bir akademisyen için “saygın bir yayınevi” kavramı ayrı bir anlam taşısa bile, “Prof” ünvanına sahip bir hoca için özel bir önemi olmayabiliyor.


Üniversite dergilerinde inceleme yapan hakemlere bir ücret ödenmesi için yapılan girişimler “bütçe” engeline takılmıştı. Ancak TTK için çok şükür ki bir “bütçe” sıkıntısı yok. TTK, hakemlere belirli bir inceleme ücreti ödemekte. Tıpkı telif ücreti ödediği gibi.
Yıllar önce yapılmış olan bir ödeme mevzuatı çerçevesinde. Kitaplar “telif” veya “tercüme” oluşuna göre belirli katsayılarla çarpılıyor. Karakter-sayfa hesaplamaları yapılıyor ve buna göre yazara veya hakeme belirli bir ücret ödeniyor. Ancak yıllar önce yapılmış olan bu yönetmelik muhakkak yeniden ele alınmalı ve günümüz şartlarına uygun hale getirilmelidir.

Kitapların yayını için eskiden bir hakem incelemesi yeterli görülüyordu. Şimdi YÖK kuralları doğrultusunda makalelerde olduğu gibi kitaplarda da en az 2 hakem oluru aranılıyor. Ancak hakemler için belirlenen “telif ücretinin 1/10’u kadar” ölçüsü 1/20 olduğunda çoğu zaman harcanan emek yanında neredeyse “hiç” mesabesinde kalıyor. Bir hoca bir kitabı layıkıyla incelemek ve rapor vermek için 1 ayını harcadığında eline geçen 300- 400 TL gerçekten bu emeğin karşılığı değil. Bu durum uzun vadede “kısır döngü” mantığının işlemesine sebep olmakta ve eserlerin yayın kalitesi düşmekte. Bazı makalelerde tahakkuk ettirilen 8-10 lira inceleme ücreti için üstüne üstlük bir de “ıslak imza” istenilmesi de ayrı bir çelişki. Burada detaya girmeyeceğim. Ama bunun TTK ile ilgili olmadığını Yüksek Kurum tarafından hazırlanan yönetmeliğin değiştirilmesi gerektiğini biliyorum. Ümit ediyorum ki bu eleştirime hiçbir yetkili “yönetmeliğimiz bu şekilde” diye cevap vermeyecektir.


Yurt içinde ve yurt dışında TTK tarafından düzenlenecek etkinliklerin çok önceden planlanması ve duyurularının ona göre yapılması beklenilen bilimselliğin artmasına yardımcı olacaktır. Daha dar alanlarda daha derinlemesine sempozyumlar düzenlenmesi yerinde olacaktır.
Türk Tarih Kurumu yayınlarında uygulanacak yazım kurallarının tesbiti için daha önce KENT Otel’de yapılmış olan çalıştayın kararları yayınlanmadığı için Naima Tarihi, Cevdet Tarihi gibi kaynak kitapların yayınlanmasında bazı zorluklar yaşanmaktadır. Gerekirse bu konuda ikinci bir çalıştay yapılarak bu konuda belirleyici kurallar oluşturulması yazarlara ve hakemlere büyük kolaylık sağlayacaktır.
Yüksek Lisans ve Doktora öğrencilerine verilen burslar gerekirse sayı olarak da, miktar olarak da artırılmalı araştırma yapan arkadaşlarımızın daha rahat bir ortamda çalışabilmelerinin önü açılmalıdır.


Son olarak da Gazi Atatürk’ün kurduğu ve üzerine titrediği böylesine saygın bir kurumun Başkan’ından uzmanlarına ve idari personeline kadar bütün çalışanları bir Merkez Bankası personeli kadar saygın bir ücret almalıdır. Daha önce Sayın Metin Hülagu zamanında yaşandığını gördüğümüz “ek gösterge” meselesinin günümüzde çözüme kavuşturulması da bu düzenleme ile mümkün olacaktır.


TTK’nın yayın kalitesinin ve saygınlığının Cumhuriyetimize ve Büyük Atatürk’e yakışır çizgide sürdürüleceği umuduyla.

2 YORUMLAR

  1. Öncelikle yeni başkanımız Ahmet Yaramış hocamızı kutlar görevinde muvaffakiyetler dilerim. Bir tarih bölümü yüksek lisans öğrencisi olarak kurumdan beklentim(beklentimiz) öğrencilere verilen maddi ve manevi desteklerin arttırılması ve genç tarihçilere kendilerini gösterebilecekleri zeminin hazırlanmasıdır. İnşallah yeni başkan döneminde sizin ve bizim beklentilerimiz karşılanır hocam.

  2. Son olarak da Gazi Atatürk’ün kurduğu ve üzerine titrediği böylesine saygın bir kurumun Başkan’ından uzmanlarına ve idari personeline kadar bütün çalışanları bir Merkez Bankası personeli kadar saygın bir ücret almalıdır. Daha önce Sayın Metin Hülagu zamanında yaşandığını gördüğümüz “ek gösterge” meselesinin günümüzde çözüme kavuşturulması da bu düzenleme ile mümkün olacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz