“TURİZMİN GELİŞMESİNDE SEYAHAT ACENTELERİ BİRİNCİL KALEMDİR”

0
112

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Orta Anadolu Bölge Temsil Kurulu Başkanı Engin Şahin, ülkemizde turizm faaliyetleri kuruluş olarak görevleri ve pandemi sürecinin turizm sektörüne etkileri ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Esma ALTIN/ANKARA

TÜRSAB Orta Anadolu Bölge Temsil Kurulu Başkanı Engin Şahin, kuruluş olarak görevleri, Türkiye’nin turizm potansiyeli ve pandemimin turizm sektörüne etkileri hakkında gazetemize açıklamalarda bulundu. Şahin: “Türk turizminin gelişiminde en kıymetli şey seyahat acenteleridir. Kısacası bu işin bel kemiğini oluşturuyoruz diyebiliriz. Oteller, uçaklar birer hizmet üretiyorlar. Ama bu hizmetin satılmasına aracılık yapan seyahat acenteleridir. Bundan dolayı seyahat acenteleri turizm hareketliliğinin özellikle yabancı turist hareketliliğinin birincil kalemidir.” dedi.

‘TURİZMİN İÇİN ÇOK ÖNEMLİ’

Seyahat acentelerinin önemine vurgu yapan Şahin sözlerine şöyle devam etti; “Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Orta Anadolu Bölge Temsil Kurulu Başkanı Engin Şahin. Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) 1618 sayılı kanun ile 1972 yılında kurulan bir birlik, meslek örgütüdür. Yarı kamu kuruluşu yapısındadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir kuruluştur ve tüm seyahat acenteleri kurulduklarında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvururlar. Daha sonra da TÜRSAB’a başvurup belge alma zorunluluğu vardır kanunen. Kısacası Türkiye’de gördüğünüz, bildiğiniz seyahat acentelerinin tamamı TÜRSAB’ın üyesi olmak zorundadır. Türkiye’de şu anda yaklaşık 13 bin küsürüncü acente açılıyor. Ankara’da da 870 küsürüncü acente açılıyor. Dolayısıyla seyahat acenteleri olarak ciddi bir grubuz. Türk turizminin gelişiminde en kıymetli şey seyahat acenteleridir. Kısacası bu işin bel kemiğini oluşturuyoruz diyebiliriz. Oteller, uçaklar birer hizmet üretiyorlar. Ama bu hizmetin satılmasına aracılık yapan seyahat acenteleridir. Bundan dolayı seyahat acenteleri turizm hareketliliğinin özellikle yabancı turist hareketliliğinin birincil kalemidir. Yani Türkiye’ye turist olarak gelen insanların yüzde 90’ı paket turlarla veya turlarla gelirler. Yüzde 10’u münferit olarak gelir. 2019 yılında yabancı turist anlamında rekor kırdık Türkiye olarak. 50 milyon turist ziyaret etti ülkemizi. Bunun 45 milyonunu acenteler getirdi. Olaya böyle bakmak lazım. Bu nedenle turizm sektörünün bel kemiğinde seyahat acenteleri vardır. Turizm sektöründeki en kalifiye elemanların olduğu, en emek yoğun çalışan aslında en fazla riski alan çünkü bir turist grubunu Türkiye’ye getirmek için öncesinde yaklaşık 6 aylık bir çalışmanız oluyor. Mayıs ayında Türkiye’ye gelecek bir yolcu için ekim, kasım ayında başlıyorsunuz çalışmalara. Bunun pazarlaması, reklamı, satışı oluyor ve ciddi risk alıyorsunuz, büyük cirolar ile çalışıyorsunuz. Ama kârlılığınız aslında düşük. Seyahat acentelerinin böyle bir sıkıntılı tarafı vardır. Aynı zamanda yurt içindeki tüm paket turlar, uçak bileti satışları, transfer, otel satışında seyahat acenteleri yetkilidir.”

TÜRSAB’ın görevleri ve hedefleri hakkında bilgi veren Şahin şunları kaydetti; “TÜRSAB genel merkezi İstanbul’da olan, 36 bölgede yapılanması olan bunlardan bir tanesi de Ankara. Ankara ; Kırıkkale ve Çankırı’yı da içeren bir bölgedir. Her yerdeki turizm yoğunluğuna göre, acente sayısına göre oluşuyor yapılanma. Ankara acente sayısı olarak ilk 3’te yer alan büyükçe bir Bölge Temsil Kurulu (BTK)’dur. TÜRSAB’ın hem Türk turizminin yol haritasını çizmek, bakanlık ile koordineli olarak çalışmak hem de seyahat acentelerinin menfaatlerini korumak, piyasada oluşacak sıkıntılar ile ilgili bakanlığı bilgilendirmek, mevcut turizm hareketliliği hakkında bakanlığa rapor sunmak gibi görevleri vardır. Yönetmeliklerini bakanlık ile birlikte oluşturur. Kanunu bakanlık tarafından hazırlanmıştır. Bu kanun 2007 yılında bir revizyon görmüştür. Bu aralarda tekrar bir revizyon görmesi gerekmektedir. Çünkü turizm sektörü pek çok alan gibi sanal ortama doğru kayıyor. Özellikle yeni nesil bir tur için firmanın internet sayfasını kullanıyor. Bundan dolayı bir kanun değişikliği de bekliyoruz.”

‘İLK TURİZM HAREKETLİLİĞİ 1980’LER’

Türkiye’deki turizm hareketliliğini değerlendiren Şahin, ilk olarak 1980’lerde başlayan turizm hareketliliği hakkında bilgi verdi. Şahin şu ifadeleri kullandı; “Türkiye’de ilk turizm hareketliliği 1980’lerin başında oluşmuştur. Öncesinde de bir turizm hareketliliği var ama sayılar çok az ve genelde yurtdışı turları, ülke içi turlar şeklinde çalışılıyor. Yurtdışından Türkiye’ye turist getirip bundan bir döviz elde etme fikri çok fazla yok. Ama 1980’lerde gelen yeni anlayış ile, liberal ekonomi ile deniyor ki biz de bu pastadan bir pay alalım. Bu noktada ilk olarak Akdeniz çanağı dediğimiz Antalya, Alanya sonra yukarı Ege’ye kadar çıkan o bandın tamamında otel yatırımları için devlet teşvik veriyor. Orada araziler tahsis ediyor. Düşük vergiler ile inşaatlara müsaade ediyor. Birtakım destekler veriyor; vergi desteği, SGK desteği gibi. İnsanlar orada yatırıma başlıyorlar ve 1980’lerde Türkiye’nin bugün gördüğümüz turizm hareketliliği başlıyor. Tabii 1970’lerde de çok ciddi yurtdışından gelen gruplar var. Ama bunlar genelde sırt çantalı dediğimiz çok fazla ekonomiye katkısı olmayan ama ülkeyi gezip gören turistler. İlk turizm hareketliliğimiz deniz, güneş, kum özelliği ile başlıyor. Daha sonrasında 1980’lerin sonunda buraya bir her şey dahil modeli ekleniyor. Her şey dahil modeli o gün için Türkiye’nin seçebileceği en doğru model. Sebebi ise şu; rakibi İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan. Bunlardan bir kısmı bu sisteme geçmişler ve ciddi anlamda turist alıyorlar. Bu mest turizm dediğimiz yani çok büyük rakamları yakalayacağınız, çok fazla insanı ağırlayabileceğiniz turizm bu şekilde gerçekleşiyor. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti devleti böyle bir inisiyatif kullanıyor mest turizmi desteklemek adına her şey dahil sisteme müsaade ediyor ve Türkiye ciddi insan rakamlarına ulaşıyor. Fakat bu sürdürülebilir değil, devamlı kullanılabilecek bir argüman değil.

Son 10 senedir yeni ürünler ve kaynaklar keşfedip daha fazla çeşitlilik elde edildiğini belirten Şahin, bu anlamda turizm hareketliliğinin de çeşitlendiğini dile getirdi. Şahin: “2000-2010 yıllarına geldiğimizde artık evet bir turist rakamı yakalamışız ama kişi başı gelirde istediğimiz rakama gelememişiz. Bunu fark ediyoruz. Son 5-6 senedir Türkiye’nin turizm anlamındaki vizyonu katma değeri daha yüksek ürünler ortaya koymak. Deniz, kum, güneşteki fiyat bellidir. Bir haftalık paket 500 ile 1000 Dolar arasında satılır. Ama daha yüksek gelir bandında örneğin; kongre turizmi, sağlık turizmi, kültür-tarih gezisi ki Anadolu için açık hava müzesi diyoruz, her şehrinde her köyünde tarih ve kültür barındıran bir ülkeyiz. Bunları öne çıkarıp bunu ürün olarak satmamız gerektiğini anlıyoruz son 10 senedir. Gastronomiyi, kültürümüzü, tarihimizi satmamız gerektiğini anlıyoruz. Bunların dışında doğamızı satmamız gerektiğini anlıyoruz. Sağlık turizminde çok ciddi bir noktaya doğru yürüyoruz. Türkiye sağlık turizmi anlamında fayda maliyet bakımından tüm rakiplerinden daha iyi durumda. Hem sağlık ekipmanları, sağlık çalışanları, hastaneler çok iyi durumda hem de bunun altyapısını yapacak seyahat acenteleri de çok iyi durumda. Bu noktada ciddi anlamda her yıl artan bir pazar payımız var. Burada iki tür sağlık turizmi var; bir tanesi medikal sağlık turizmi dediğimiz hastalıklar ile ilgili olan, diğeri de kozmetik dediğimiz saç ekme, diş ile ilgili işlemler, estetik operasyonlar. Bununla ilgili Avrupa’dan da müşteri alabiliyoruz ama genelde sayı olarak baktığımızda ağırlıklı olarak Orta Doğu’dan müşteri alıyoruz. Bunun yurtdışında pazarlanması ile ilgili Sağlık Bakanlığı’nın çıkardığı yeni bir yönetmelik var. O kapsamda seyahat acenteleri sağlık turizmi yapma belgesi alıyorlar. Bu belge sayesinde de sağlık turizmi yapabiliyorlar ki şu anda Türkiye’de bunu yeterince yapabilecek kapasitede acente bu belgeyi aldı. Hastanelerimiz zaten altyapı olarak çok iyi durumdalar. JCI denen uluslararası bir hastane kalite sistemine sahip pek çok hastanemiz. Dolayısıyla sağlık turizmi de bizim için kıymetli. Gastronomi, Anadolu kültürü olarak bir harman olma sebebi ile her zevke uygun bir alan ve çok ekonomik fiyatlarla. Şu andaki hedefimiz son 10 yılda öngörülen hedef; daha fazla gelir kazanabileceğimiz turistik gezi elde etmek. Burada bin bin 500 bandından kişi başı turist gelirinizi artırabilirseniz dünya liginde oynayabilirsiniz. Biz şu anda 650 Dolar civarında seyrediyoruz. İşin ilginç yanı 1980’lerde bu durum 900 ile bin dolarlardan bu tarafa doğru geliyor. Tabi diğer ülkeler ile rekabet oluyor. Bizim otellerimiz dünyanın hiçbir yerinde yok. Bu kalitede bu hizmeti, bu fiyatı veren bir otel hiçbir yerde yok. Bu noktada rakipsiziz. Ama Türkiye’nin de başka handikapları var turizm anlamında. Bölgedeki jeopolitik durum sebebi ile oluşabilecek riskler turistlere çok ciddi anlamda yansıyor. Örneğin; Irak’ta bir savaş olduğu zaman Türkiye’de de turizm duruyor. Yine aynı şekilde Suriye’de bir savaş olduğu zaman Türkiye’de de turizm duruyor. Bir şehrimizde bir bomba patladığı zaman da etkiliyor. Bir sezonu kaybediyorsunuz böyle bir durum var. Pandemi yaşıyoruz. Şu 2 senede turizm çok büyük yara aldı.” dedi.

‘TURİZMİN CARİ AÇIĞI KAPATMADA  ETKİSİ BÜYÜK”

Turizmin ülkedeki cari açığı kapatmada büyük etkisi olduğunu ifade eden Şahin şunları aktardı; “Turizmin şöyle bir artısı var; cari açık veren bir ülkeyiz. Satın aldığımızdan daha azını satıyoruz. Bu noktada turizmin bu cari açığı kapatma oranı yüzde 30’larda. O yüzden Türkiye ekonomisi için eskiden bacasız fabrika denirdi turizme, bu bacasız fabrikanın dumanını tüttürmemiz gerekiyor. Devletimiz de inisiyatif alarak bu şekilde devam ediyor zaten. Ama 2 senedir pandemiden dolayı yaşadığımız durum biraz farklı. Tüm dünyada turizm hareketliliği durdu. Sadece turistik değil, iş amaçlı seyahatler de durdu ve ulaşım olmadığı noktada konaklama yerleri de kapandıktan sonra turizm tamamen durmuş noktada.”

Pandeminin turizm sektörü üzerinde her açıdan etkisi olduğunu dile getiren Şahin şunları kaydetti; “Seyahat acenteleri bu süreçte hiçbir ticari hareketlilik yapamadı. Hepimiz önceki birikimlerimizi yiyoruz. Bir süre boyunca devletin kısa çalışma ödeneği ile yaptı destek bizler için çok faydalı oldu. Ama bu ay sonunda biteceği söyleniyor. Bu bizde ciddi bir istihdam kaybına sebep olacaktır. Bu süreçte pek çok meslektaşımız farklı mesleklere doğru yöneldiler. Çalışanlarımızın bir kısmı işe gelmedikleri için kendilerine alternatif gelir kaynakları elde etmeye çalıştılar. Eğer işten çıkartırsak da 1980’den bu yana 42 yıldır biriktirdiğimiz kaliteli insan gücünü kaybedeceğiz. Bu nedenle turizm sektöründe en büyük tehlike şu anda bu. Bu arada devletin desteği ile birkaç kredi çıktı. Uzun vadeye yayılmış ilk 6 veya 12 ay ödemesiz krediler çıktı. Ama onların da ödemeleri gelmeye başladı ve hala işler açılmadı. Kısacası gemiyi ayakta tutuyoruz ama deliklerimiz var. Ne kadar tutabiliriz bilmiyoruz. Acenteler olarak devletten talebimiz bu kısa çalışma ödeneğinin en azından 6 ay daha uzatılmasıdır. İş gücü kaybını önlemek için önemli. Gelen kredi ödemelerimizin ötelenmesi, SGK ve vergi anlamında ötemeler talep ediyoruz ki bu birkaç ayı daha geçirebilelim. Turizm, 2014-2015 yıllarında turist rakamları anlamında rekorlar kırdı. O dönem için 35 milyon lira geldi. 2015 yılında Rusya ile yaşadığımız uçak krizinden sonra 14 milyona düştük. Bunun tekrar toparlanması 5 sene sürdü. Yani bir senede kötü olursunuz 5 senede bir önceki senenin rakamına gelebilirsiniz. Turizm bu şekilde çok hassastır. Geri dönüşü yavaş olur. Bu nedenle turizm sektörü olarak bu sene seyahatler başlasa bile ancak bir sene sonra kasamıza para girmeye başlayacak. Önce kendi düzenimizi ayakta tutacağız, sonra eskiden harcadıklarımızı kapatmaya çalışacağız. Kısacası turizm hızlı biter, yavaş toparlanır. Dünyada Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) dediğimiz uluslararası tüm hava yollarının üye olduğu bir kuruluş var. Onların öngörüsüne göre 2023 yılında nacak2019’daki uçuş sayısına erişebileceğimiz noktasında. Bir senede kaybediyorsunuz ve 4 senede toparlıyorsunuz. Tüm turizmde de konaklama ve ulaşım en büyük kalemler. Hepsi birbirine paralel gidecek. Dolayısıyla bu toparlanma zaman alacak.”

TARİH VE KÜLTÜR VURGUSU YAPTI

Ülkemizin farklı medeniyetlere ev sahipliği yapması nedeni ile çok büyük bir kaynak olduğuna vurgu yapan Şahin şunları dile getirdi; “Deniz, güneş ve kum sarmalından geçtikten sonra tarih ve kültür ilk adım. Anadolu coğrafyası doğu ve batının ortasında köprü olması, 2 bin yıldır farklı medeniyetlere yuva olması sebebi ile çok ciddi karma kültüre sahip. Bu da bir değer. Kültürel varlıklarımız camilerimiz, kiliselerimiz, çeşmelerimiz, köprülerimiz, çarşılarımız bunlardaki Selçuklu, Anadolu, Osmanlı gibi her tarihi ve kültürü görebiliyoruz. Her şeyde bu medeniyetler ile ilgili bir şey var. Bunlar turizm açısından birer ürün olabilecek değerlerdir. Kültür anlamında da yine pek çok medeniyetin bir arada yaşadığı bir ülkedeyiz. Bir zamanlar Selçuklu, sonrasında Osmanlı, ondan öncesinde çok farklı medeniyetler Hititler, Urartular, Asurlular, vs. gibi hepsinin yaşadığı bir memleketteyiz. Dünyada örneği olmayan bir kültür harmanından geliyoruz. Bunun da bir kıymeti var. Müzelerimizle, rehberlerimizle, tarihi turistik ören yerlerimizle çok ciddi bir ürün depomuz var. Bu ürün deposunu gün ışığına çıkarıp insanlara sunmamız gerekiyor. Bu biraz daha meşakkatli bir durum. Çünkü daha küçük gruplarla daha küçük sayıda insanlarla daha fazla emek vererek yapmamız gereken bir şey. Örneğin; Amerika’dan gelen turistler inanç turizmi olarak Türkiye’deki kiliseleri gezerlerdi. Türkiye’deki kiliseler, ilk Hristiyanların çıkıp geçtikleri rota tüm Anadolu. Bugün Kapadokya, yeraltı şehri dediğimiz yer bir zamanlar o dönemdeki Hristiyanların Romalılardan saklanmak için yaptıkları şehirler. İstanbul Bizans şehri. Bu coğrafyanın bir ucundan bir ucuna kadar farklı kültürleri, farklı inançları, farklı tarihi var. Bizim de görevimiz bunları ürüne dönüştürmek.”

Konum olarak ülkemizde yer alan Göbeklitepe ören yerinin hem tarih hem kültür turizmi açısından önemine dikkat çeken Şahin şunları söyledi; “Bugün Göbeklitepe 12 bin yıllık bir tarih olarak karşımıza çıktıysa çok büyük bir ürün olma ihtimali var Türkiye için. Bunun değerini bilmemiz lazım ki etrafında da yeni yerleşimler keşfediliyor. Göbelitepe’nin şu anda dünyada rakibi yok. Anadolu’da bunun gibi başka yerleşkeler de var. Yavaş yavaş keşfediliyor. Yine Karadeniz apayrı bir ürün. Orada da Hristiyan tarihi var, inanılmaz bir doğa var. Anadolu başka bir kültür, Akdeniz başka bir değer, Doğu Anadolu zaten kendine has çok başka bir değer. Bugün Nemrut’a çıktığınızda o gördüğünüz manzara inanılmaz bir güzellik. Yine Kapadokya’da bugün sabah erken saatlerde balon ile yaptığınız gezi dünyanın hiçbir yerinde örneği yok. İşte bunların hepsi bizim için birer ürün. Türkiye’ye gelen Uzak Doğu turistlerinin yüzde 90’ı Kapadokya’ya geliyor. Orada peri bacaları ve balonların oluşturduğu görsel şölen bizim bir ürünümüz oldu. 30 sene önce kimse bunu beklemiyordu. Ama bir konu ile ilgili çalışırsanız onun reklamını iyi yapıp ürüne dönüştürürseniz çok iyi işler yaparsınız. Örneğin; bugün Antalya’da kişi başı 50 Euro’ya otel satılırken Kapadokya’da 100 Euro’ya satılıyor.”

Turizmde de yeni modellerin ortaya çıktığını ve insanların deneyime önem verdiklerini belirten Şahin şunları ifade etti;  “Bir başka durum daha var. İnsanlar yavaş yavaş hem pandemiden hem de sanal dünyaya doğru evirilen yeni dünyada yeni bir yola çıkıyor. İnsanlar artık çok büyük gruplar halinde seyahat etmiyorlar ve kişiye özel turlar istiyorlar. Yeni trend bu şekilde oluyor. Biz de hem seyahat acenteleri hem de turizm paydaşları olarak bu taraf doğru evirilmeliyiz. Yeni dünyada yeni farklı ürünler ortaya çıkacak. Karadeniz’de insanlar evlerini kiralamaya başladılar gelen turistler için. Böyle bir turizm ürünü yoktu mesela. Kırsal turizm gelişiyor. Bu İtalya2da var. Daha çok üzüm bağlarında yapılıyor. Türkiye’de de yavaş yavaş böyle bir kültür oluşuyor. Günübirlik turlarda oralardaki çiftliklere gidip bahçelerden sebze meyve toplama gibi aktiviteler yapılıyor. Dediğim gibi daha küçük gruplarla, daha kısa süreli ama bir sene içinde daha fazla tatil yapma talebi olacak insanların. Yeni trendde deneyimlemek çok önemli hale geldi. İnsanlar bir şeyi deneyimlemek istiyorlar. Örneğin; bir lezzeti, bir manzarayı deneyimlemek istiyorlar. Bunlar artık ürün olmaya başladı. Deneyim satılmaya başlandı.”

YERLİ TURİZMİ DEĞERLENDİRDİ

Türkiye’deki vatandaşların burada yer alan turistik zenginliklere bakış açısını değerlendiren Şahin şunları anlattı; “Vatandaşlar olarak turizmi ve turistliği yeni öğreniyoruz. Bundan 20 sene önce Türkiye’de turizm çok fazla yoktu ya da 30 sene önce yabancı turistler için tesisler açtığımızda bizim vatandaşlarımız gitmezdi. Ufak tefek küçük pansiyon, oteller şeklinde olurdu ya da akraba ziyaretleri olurdu. Bizdeki turistik hareket oydu. İstanbul’a giderdiniz, bir akrabanızda kalıp 3 gün gezerdiniz mesela. Ama şimdi planlı programlı turizm hareketliliği bizler için de cazip oluyor. Çünkü fiyat avantajı var ve daha fazla keyif alıyorsunuz. Bu sebepten dolayı iç turizm her sene yaklaşık yüzde 10-15 civarında artış gösteriyor. Yine de toplam turizm hareketliliğinin yüzde 15’ine ancak yaklaşabiliyor. Dış ülkelerde bu yüzde daha fazla, insanlar kendi ülkelerini dış ülkelerden daha çok geziyor. Biz henüz kendi ülkemizi o kadar gezmiyoruz. Ama Türkiye’de de bu kültür yavaş yavaş oturmaya başladı.”

Ankara’nın turizm potansiyeli ile ilgili açıklama yapan Şahin şunlardan bahsetti; “ Ankara maalesef turizmin sadece hafta sonu günübirlik turlar olarak yaşıyor. Şehir dışından Ankara’ya gelen turlar çok az. Ağırlıklı olarak 2-3 saat çapında Beypazarı, Kızılcahamam, Eskişehir, belki Konya, Kastamonu’ya yaklaşan yerler, kışın  Ankara’nın etrafında birkaç kayak merkezi buralara günübirlik turlar oluyor. Ciddi bir turizm hareketliliği yok. Yurtdışı turlar da genelde operatörlerin merkezi İstanbul’da olması sebebi ile ve ağırlıklı yolcular oradan olduğu için İstanbul kalkışlı oluyor. Ankara’da yine birkaç tane acente var ama ağırlık İstanbul’da. Dolayısıyla Ankara’nın turizm hareketliliği çok fazla değil. Büyükşehir belediyesi ile şöyle bir düşüncemiz var; Ankara’ya farklı şehirlerden seyahat acenteleri getireceğiz, 2 gün burada gezdireceğiz, böylece onlar şehirlerine döndükleri zaman Ankara’ya paket turu yapma kapasitesine sahip olacaklar. Buradaki rehberler, oteller, restoranlar, İl Kültür Turizm Müdürlüğü ile tanıştıracağız. Böylece Ankara’ya bir turizm hareketliliği sağlamaya çalışacağız. TÜRSAB olarak zaten tüm Türkiye’ye bunu yapıyoruz. Pandemiden önce Ankara’dan her iki ayda bir bir şehre gezimiz vardı. Ankara’dan acenteleri götürüp oradaki yerel hizmet verenler ile tanıştırdık, oradaki kültürel ve tarihi dokuyu turistik değerleri gezdirdik ve Ankara’dan oralara paket turlar yapılmaya başlandı. Şimdi Ankara’ya bunun tam tersini yapmayı planlıyoruz. Yani başka şehirlerden Ankara’ya acente getireceğiz ki TÜRSAB bunu tüm Türkiye’nin içinde yapıyor. Örneğin; Ege’deki acenteleri doğuya getiriyor, Karadeniz’dekileri Akdeniz’e getiriyor gibi. Bu tür hareketler ile turizm acentelerini hareketlendirip onların da görgülerini artırıyor. Böylece daha yeni ürünler sunabiliyoruz. Ankara biraz zayıf. Ankara’nın şöyle bir durumu var; insanlar buraya ya bürokratik işleri için ya akraba ziyaretine ya da sağlık ile ilgili geliyorlar. Ama kimse Anıtkabir’i, Meclisi, Ankara Kalesi’ni, Anadolu Medeniyetler Müzesi’ni, özel olarak Satranç Müzemizi, İş Bankası’nın Ekonomi Müzesi’ni, Rahmi Koç Müzesi’ni gezmek için gelmiyor. Biz bunları henüz şehir dışından gelecek turistler anlamında değerlendiremedik. Büyükşehir belediyesi ile yapacağımız proje bu anlamda bir başlangıç olacak. Hedefimiz insanları Ankara’ya getirmek, burada turizm hareketliliği sağlamak. Çünkü turizmin şehre hiç görülmeyen bir katkısı vardır. İnsanlar gelip bir gece konaklar ama bunun dışında restoranda yemek yer, hediyelik eşya alır. Dolayısıyla bunu da bir ürün olarak satacağız.”

“TURİZM İLE HERKES KAZANIYOR”

Turizmin sadece turizm yapılan bölgelere değil pek çok sektöre katkısı olduğunu vurgulayan Şahin şunlara dikkat çekti; Antalya’da tatile bir turist geldiği zaman Kars’ta kaşar yapan çiftçi de kazanıyor. Çünkü o turistin önüne Kars’tan gelen kaşarı koyuyor ya da Diyarbakır’dan gelen karpuzu koyuyor. Bu nedenle bir turistin bıraktığı para aslında tüm ülkeye yarıyor. Taşımacısı da, konaklamacısı da, yeme-içmecisi de, hediyelikçisi de herkes bu işten para kazanıyor. Yaklaşık 70 tane sektör turizm ile ilgili bir yerden dokunup gelir elde ediyor. Bir de cari açığımızı kapan bir sektör turizm. O yüzden bizim bu alanı boşlamamız lazım. Çok erken başladığı için Antalya ve çevresinde çok ciddi bir turizm kültürü var. İstanbul’da zaten turizm kültürü var. İnsanlara İngilizce soru sorduğunuz zaman çok rahat cevap verebiliyorlar. Karadeniz’de de yavaş yavaş başlıyor turizm kültürü. Ama onlarınki biraz daha Ortadoğu pazarına yönelik. Doğu ve Güneydoğu’da şu anda örneğin; Göbeklitepe’yi ziyaret çok fazla. 2 sene önce ilk Göbeklitepe yılı ilan edildiğinde sezonun başında tüm sezon tüm oteller doluydu. Bunun bir şehre olan katkısı çok büyük.”

Kadınların şehir turizmine katkısından söz eden Şahin şunlara değindi; “Şehirde turizm hareketliliği içine kadınları katarsanız bu işte başarılı oluyorsunuz. Bugün Ankara yakınında çok küçük bir ilçe olan Beypazarı 30 sene önce hiçbir turizm hareketliliği yokken son 15 senede ciddi anlamda Ankara’ya gelen herkesin veya Ankara’da yaşayanların günübirlik turlar olsa da gidip görmek istediği bir yer haline geldi. Gastronomisi, hediyelik eşyası, kadınlar pazarı var. Peki bu nasıl oldu. O dönemin Beypazarı Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın kendi anlatımı ile söylüyorum; ‘Bizim böyle bir hareketlilik yapacağımıza kimse inanmadı, bize güldüler. Size Pazar kuracağız, ürün satıp para kazanacaksınız, restoranlar, kafeler açacaksınız dedik ve kimse inanmadı. Ama şöyle bir şey yaptık; kadınlara siz yapacaksınız dedik. Bir kooperatif kurduk ve fiyatları sabitledik. Buna ilk başta karşı çıkanlar oldu. Ama kadını işin için soktuğumuz ve fiyat politikasını sabitleyebildiğimiz için insanlar oradan para kazanmaya başlayınca mutlu olup bu işe gönül verdiler. Turiste güler yüz gösterdiler.’ diyor. Dolayısıyla kadınların işin içinde olması turizmin daha hızlı olarak kabullenmesini sağlıyor ve doğru yere getiriyor. Bu çok önemli bir şey. Gittiğimiz pek çok şehirde de bunu söylüyoruz.”

PANDEMİ VE DÖVİZ KURLARININ ETKİSİNE DEĞİNDİ

Turizm sektörünün pandemi sürecini nasıl yaşadığına dair bilgi veren Şahin şunları anlattı; “Pandeminin başında bir kapanma olmuştu, sonrasında bir normalleşme gibi bir şey yaşadık. O noktada ciddi anlamda yurt dışından talep geldi. Özellikle Rusya’dan, Ukrayna’dan çok talep geldi.  Zaten ana pazarımız da Rusya, Ukrayna, İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda bandında. Ciddi bir hareketlilik oldu. Ama çok uzun süremedi. Çünkü Ekim- Kasım gibi tekrar kısıtlamalar başladı. Burada yine birinci durum ulaşım. Hava yolları uçuşlarını koymadığı zaman kimse gelmeyecek. Ulaşım da uluslararası regülasyonlara bağlı. Her ülke kendi giriş çıkışlarını istediği zaman açıp istediği zaman kapatabiliyor. Ama bunun yansıması bize oluyor. Geçen yıl kısa bir normalleşme sürecinde 15 milyona yakın turisti yakaladık. Bu sene desene başında öngörülen mayıs ayı itibariyle tekrar uçuşların başlayacağı, rezervasyonların alınacağı şeklindeydi. Bu noktada 25-30 milyon arasında bir turist beklentimiz oldu. Ama bugün geldiğimiz noktada mart ayında yeniden yükselen pandeminin seyrini görüyoruz gibi. Kendi adıma mayıs ayında çok fazla bu hareketliliğin başlayacağını zannetmiyorum. Bu durum haziran, temmuza kadar ötelenecek gibi duruyor. Ülke olarak turizm sektöründe turizm çalışanlarını aşılamaya başlıyoruz. Güvenli turizm sertifikası diye bir şey çıkarttık. Otellerin çalışma şekillerini değiştirdik. Hem ortak kullanılan mekanlarda hem de odalarda bu kurallar uymak gerekiyor. Bakanlığın bu çalışmasını da yerinde buluyorum. Başka ülkelerden bununla ilgili bize gelip bilgi alanlar var. Sektör çalışanlarının aşılanması devam ederse, uçuşlar açılırsa hazirandan sonra bir patlama olacaktır. İç pazarda yine bayram tatilleri her zamanki gibi hareketli olacak. Bu sene kiralık evler, kiralık villalar şeklinde konaklama istekleri görüyoruz. Ama yabancı turistler için uçuş çok önemli oradan çıkacak sonucu bekliyoruz. Ülkelerin pandemideki gidişatları önemli. Eğer bunlar gerçekleşirse tüm dünyada bir turizm hareketliliği patlaması olacaktır. Çünkü insanlar bir buçuk senedir evlerindeler. Alışıldık bir şey değil.”

Döviz kurlarındaki hareketlenmelerin hem iyi hem de kötü anlamda turizme etkisi olduğunu belirten şahin şunları söyledi; “Dövizdeki artış başta bize anlamlı ya da faydalı görünse de arka tarafında aslında zararlı. Evet turistlere ürünlerimizi, hizmetlerimiz dolar, Euro olarak satıyoruz. Bu anlamda güzel. Döviz kuru artınca biz de para kazanıyoruz gibi gözüküyor. Fakat bunun arka tarafında bizim Türkiye’de turizm amaçlı yaptığımız yatırımın tamamı kredilendiriliyor ve bu krediye alan insanlar da sonuçta döviz bazlı kredi alıyorlar geliri döviz üzerinden olduğu için. O da yükseldiği için bir de hele ki iş olmazsa çok büyük sıkıntı yaşanıyor. Bu nedenle dövizin artışı turist geldiği zaman iyi ama turist sayısı azaldığı zaman ödemeler döviz bazında olduğu için turizm sektörünü çok olumsuz etkiliyor.”

Son olarak devlet desteklerinin devamının gelmesinin turizm sektörü açısından büyük önem arz ettiğini dile getiren Şahin; “Seyahat acenteleri olarak bizim ekonomik olarak sıkıntımız var. Bu 13 ayın sonrasında hala karanlık bir tünelin içinde gidiyoruz, ışığı göremedik ve devletten desteklerinin devamını istiyoruz. Kısa çalışma ödeneğinin sektörel bazda da olsa devam ettirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yönde destek istiyoruz. Vergilerle ilgili öteleme istiyoruz, ödemesi gelmiş başlamış kredilerimizin ötelenmesini istiyoruz. Çünkü henüz beklediğimiz gibi bir ticaret başlamadı. Geçen sene pandeminin başında bunlar 6 ay, 1 sene ötelendiğinde sene sonuna doğru pandemi bitecek, 2021 sezonunda işler iyi olacak, nisanda turları yapmaya başlayacağız diye ümitliydik. Fakat düşündüğümüz gibi gitmiyor. Ülkenin de ekonomisinin sınırlarını biliyoruz. Bu nedenle çok büyük şeyler istemiyoruz. Kısa çalışma ödeneği zaten mevcut fonlardan sağlanabiliyor. Vergi ve kredi ödemelerimizin iptalini değil ama ötelenmesini istiyoruz. Talebimiz bu yönde.” ifadelerini kullandı.