“TÜM TÜRKİYE’Yİ ETKİLEYEN BİR KURAKLIK MEVCUT”

0
39
- Reklam -

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)’ne bağlı Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, yaz dönemine giriş aylarında özellikle yağışların az olması ve kuraklığın tarım alanlarına etkisi ile çiftçilerin bu anlamda yaşayacağı sıkıntılar ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Esma ALTIN/ANKARA

ZMO Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, meteorolojik kuraklık nedeni ile tarım alanlarında meydana gelen ve ileride oluşabilecek hasarlar ile çiftçilerin bu anlamda nasıl etkileneceği hakkında bilgi vererek gerekli desteklerin ve planlamaların yapılmasını vurguladı. Suiçmez: “Ülkemizde geçen yıldan başlayan bir kurak döneme girdik. Belli on yıllık aralıklar ile kurak dönemler oluyor. Bu sefer neredeyse tüm Türkiye’yi etkileyen bir kuraklık mevcut. Biz geçen yılın sonlarında buna dikkat çekmiştik. Meteorolojik kuraklık var demiştik. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yağış-sıcaklık analizleri haritalarında bu belliydi. Özellikle kuru tarım yapılan arpa, buğday, hububat yani mercimek, nohut gibi ürünlerde gerekli yağışlar olmaz ise tarımsal kuraklığa dönecek.” dedi.

- Reklam -

TARIMSAL KURAKLIĞA DİKKAT ÇEKTİ

Yağışların ülke genelinde az olmasının tarım alanlarına olumsuz etkilerini sıralayan ve gerekli önlemler alınmaz ise tarımsal kuraklığa doğru bir evrilme olacağından bahseden Suiçmez, sözlerine şöyle devam etti; “Ülkemizde geçen yıldan başlayan bir kurak döneme girdik. Belli on yıllık aralıklar ile kurak dönemler oluyor. Bu sefer neredeyse tüm Türkiye’yi etkileyen bir kuraklık mevcut. Biz geçen yılın sonlarında buna dikkat çekmiştik. Meteorolojik kuraklık var demiştik. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yağış-sıcaklık analizleri haritalarında bu belliydi. Özellikle kuru tarım yapılan arpa, buğday, hububat yani mercimek, nohut gibi ürünlerde gerekli yağışlar olmaz ise tarımsal kuraklığa dönecek. O dönemlerde beklentiler yüzde 10-20’lerde kayıplar şeklindeydi. Sonbahar yağışları yeterli olmadı. Daha sonra Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) aylık fenolojik değerlendirme raporları yayınlıyor. Orada hububat bakliyatta yağış, ekiliş ve gelişim analizi yapıyor. Ocak ayındaki raporlarında Nisan, Mayıs aylarındaki normalleşmelere dikkat çekerek iyi bir sezon yaşanacağını öngörmüşlerdi. Ama Nisan ayındaki raporunda TMO’da buğday, arpa üretiminin geçen yıla göre düşük olacağı, eğer Mayıs ayında gerekli yağışlar olmayacak ise güneydoğuda çok ciddi hasarlar olacağı, İç Anadolu’da ciddi hasarlar olacağını söylemekte. Nitekim Nisan ayı yağışlarında hem normali hem de geçen yıla göre düşük olduğunu hem meteoroloji hem de TMO söyledi. Mayıs ayı yağışları da maalesef yeteri kadar olmadı. Bu durumda önümüzde hububatta, bakliyatta bizleri nasıl bir süreç bekliyor. Bunu değerlendirmek lazım. Türkiye Ziraat Odaları Birliği hububatta yüzde 10 kayıp şeklinde bir öngörüde bulundu. O da 18 buçuk milyon ton gibi bir üretim olacak. TMO daha iyi niyetli bir tahminde bulundu ve yüzde 5 düzeylerine dikkat çekti. Ama son yağışlarla bu kaybı revize edeceklerini bekliyoruz.”

Tarım alanlarında yaşanan ciddi ürün kayıplarına dikkat çeken Suiçmez, şunları kaydetti; “Ülkemizde buğday, arpa, mercimek, nohut yüzde 70 kuru, kıraç alanlarda yetişiyor, yüzde 30 civarında da sulu tarım yapılan yerlerde yetişiyor. Sahadaki gözlemlere baktığımızda; Şanlıurfa’da buğdayda yüzde 70, arpada yüzde 85, mercimekte yüzde 90 ürün kaybı var. Diyarbakır’da yüzde 60’ların üstü, Batman’da yüzde 70’ler. İç Anadolu Konya’da yüzde 30’ların üstü, Çorum’da yüzde 60’lar, Kırıkkale’de arpada yüzde 80’ler civarında kayıplar mevcut. Yüzde 50 ile yüzde 80-90 arasında rekolte kaybı var. Kuru tarım arazilerindeki bu azalış mutlaka bizim üretim miktarımızı da azaltacak, dolayısıyla arz açığımız artacak. Bunu karşılamanın yolu da daha fazla ithalat olacak. İthalat olayında da dünyada yükselen fiyatlar, döviz maliyetimiz, daha fazla yurtdışından ürün almamız sonucunu ortaya çıkaracak. Gerek Çin’in stoklama aşaması, iç tüketimini karşılama çabası gerek Rusya, Ukrayna ki biz en fazla onlardan buğday alıyoruz ve dünyada üçüncü sıradayız buğday dış alımında, onların gümrük vergilerinin konulması, koruma önlemleri, teknik yasaklar koyması da istediğimiz kadar buğdayı alamayacağımız durumunu ortaya çıkarıyor. Türkiye genelinde yüzde 15-20 oranında rekolte kaybı bekliyoruz.”

‘HİDROLOJİK KURAKLIK DA GÜNDEMDE’

Hem meteorolojik hem de tarımsal kuraklıkların beraberinde su seviyesinin azalarak hidrolojilk kuraklığı da beraberinde getireceğini belirten Suiçmez, şunları dile getirdi; “Meteorolojik kuraklık, tarımsal kuraklık, kıraç alanlardaki azalmanın dışında ülkemizdeki bu yağış azlığı beraberinde hidrolojik kuraklığı da gündeme getiriyor. O da barajlardaki, göletlerdeki yeterli su seviyesinin olmaması, nehirlerin ya da yeraltı sularının yeterli olmaması anlamına geliyor. Öncelikli olarak içme suyu gündeme geleceği zaman barajlardaki su oranlarının tarım arazilerine verilmesinde kısıtlamalar yaşanacak. Ülkemizde sulu tarım yapılan alanların 8 buçuk milyon hektar olduğu söyleniyor. Bunu henüz sulayamadık, 6 buçuk milyon hektarlardayız. Ülkemizdeki su miktarının yüzde 77’si tarımda kullanılıyor. Biz 2021 yılı başında dedik ki; ülkemizde hazırlanmış tarımsal kuraklıkla mücadele eylem planı var. Bu kağıt üstünde kalmasın. Şimdiden çiftçiler uyarılsın, projeksiyonlar yapılsın, ne kadar su verilecek, ne kadar su kısıtlamasına gidilecek çiftçi de önünü görüp ona göre ürün desenini belirlesin, o ürünleri eksin. Çiftçilerimiz sulu tarıma yönelik ekimlerini yaptı. Örneğin; geçen hafta sonu Çorum’daydık. Soğan ve şeker pancarı ekmiş çiftçi. Ama Devlet Su İşleri (DSİ) Sulama Birliği orada su kısıtlaması uygulayıp bunlara su verilemeyeceğini söyledi. Yine bizim Aydın-Denizli’de pamuk ekimi yapıldı. Su kısıtlaması olunca yeterli su verilemeyecek. Dolayısıyla orada da sıkıntılar olacak. Kuru tarım alanı dışında meteorolojik kuraklık ile sulu tarım yapılan yerlerde de çok ciddi bir rekolte düşüşü, buna bağlı olarak da gıda arzının azalışı, ona bağlı olarak da ithalatın artışı gündemde.”

Sulu tarım alanlarındaki ciddi düşüşlerin gıda enflasyonuna büyük oranda etki ettiğini ve dışa bağımlılığı artırdığını ifade eden Suiçmez, şunları aktardı; “Azalan ürün, yurtdışından gelecek yüksek fiyat sadece gıda enflasyonu olarak yansımayacak. Ekmek fiyatının ciddi artışları da gündemde. Aynı zamanda saman, dolayısıyla yem, dolayısıyla hayvancılığı da olumsuz etkileyecek. Ot, et, süt boyutunda sütteki ya da etteki yurtdışına bağlı yem fiyatlarına bir de içeride yeterli samanın olmaması da eklenince yem maliyetlerini buna bağlı olarak da hayvansal ürünlerin de fiyatlarının artmasını gündeme getirecek. Bu aşamada hep şunu söyledik; pandemiye özel tüm dünyada tarıma yönelik ek ekonomik paketler açıklandı. Pandemi sürecinde tüm Türkiye’de tarımsal üretim seferberliği ilan edilsin, dedik. Destekler zaten yetersiz ve geç ödeniyor. En azından pandemi sürecinde destekler arttırılsın. Tarım kanunundaki 21’inci maddesindeki düzeye çıkarılsın, gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inin üstüne çıksın ve o yıl içinde ödensin. Bu yapılmadı. 2020 yılında 2019 yılı destekleri, rutin destekleri ödendi ve bunu da pandemi önlemi gibi sundular. Ülke düzeyinde bir üretim seferberliği olmadı. Parça parça çözümlere gidildi. Ek hazine arazileri tarıma açıldı. Ayrıca 7 üründe 21 ilde yüzde 75 tohum hibesi yapıldı. Bunları parçaca çözümler olarak gündeme getirmiştik ama ekilmedik bir toprak kalmasın, her yer ekilsin denildi. Orada da iki türlü sorun yaşadık. Her yer ekildi, özellikle bunlar hububat, bakliyat ekimleriydi. Ama biz buğdayda bir önceki yılda yüzde 100 kendimize yetebiliyorken kendimize yeterlilik oranlarımız düştü. Yüzde 94,8’e düştü. Bu nedenle bitkisel üretimi arttırdık söylemi dışında, hangi üründe arttırdık, bu çiftçiye gelir olarak yansıdı mı, tüketiciye düşük fiyat olarak yansıdı mı bunu sorgulamamız lazım. Evet patatesi, soğanı geçen yıl fazla ektik ama tarlada kaldı. Önceki yıllarda yüksek fiyat nedeniyle depo baskınları varken geçen yıl patates, soğan dağıtmak durumunda kaldık. Yeni mahsul patates, soğan yine tarlada şu anda. Onun da nedeni ülke düzeyinde bizim desteklerle yönlendirilen tarımsal üretim planlamasının olmayışı. Olmadığı süreçte de bazı ürünlerde arz fazlamız olacak, arz fazlamız olan ürünlerde de yapmamız gereken dış Pazar payımızı arttırıp onları yurtdışına pazarlamak. Gerek limonda gerek patateste gerekse soğanda içte tüketim fiyatları artmasın kaygısı ile kendi kendimize ihracat yasağı koyduk. O da oradaki pazar paylarımızın kaybına neden oldu. Arz açığı olan ürünlerimizde ayçiçeği ve fiyatları önemli. 2018- 2019 döneminde yüzde 66 kendimize yeterli iken geçen yıl bu yüzde 60’a indi. Mutlak suretle tarımsal üretim planlaması yapmamız, aynı zamanda da dünya çiftçileri ile rekabet edebilmemiz için üretim maliyetlerini düşürmemiz gerekiyor.”

DESTEKLERİN YETERLİLİK SEVİYELERİNİ DEĞERLENDİRDİ

Hem pandemi hem de kuraklık gibi etkilerin tüm dünyada gıda fiyatlarını yükselttiğine değinen Suiçmez, desteklere dikkat çekti ve şunlara vurgu yaptı; “Dünyada gıda fiyatları yükseliyor. Aynı zamanda korumacı politikalar var ve gelişmiş ülkeler de dahil çiftçilerine ek somut ekonomik destekler veriyor. Biz ise desteklerimiz ciddi oranlarda arttırmadık. Bir önceki yıl 22 milyar TL olan desteğe Meclisteki eklemeler ile 24 milyar TL’ye çıkarttık. Onlar da sonra ödenecek. Destekler bize göre yetersiz ve zamanında ödenmiyor. Bu durumda çiftçinin üretmesi için girdi gerekiyor. Mazotta, tohumda, yemde, gübrede yurtdışına bağlıyız. Dövizde yüksek artışlar oldu. Onlar girdi fiyatlarına aynen yansıdı. Ama dövizlerdeki düşüşlerde herhangi bir indirim olmadı. O fiyatlar aynen hep yüksek düzeylerde kaldı. Yetersiz, zamanında gelir elde edemeyen, girdi maliyetleri yüksek olan çiftçi ki ülkemizde zaten aile işletmeciliği ve küçük çiftçilik yaygın, mecburen üretimde bulunmak için öz sermayesi yetersiz olduğu için tarımsal kredi kullanmak zorunda kalıyor. Orada da Tarım Kredi Kooperatifi, Ziraat Bankası kamu öncelikli olmak üzere çiftçilerine uzun süre herhangi bir düzenleme yapılmadı. Şekilsel bir düzenleme geçen Torba Yasa ile sabit, tarım krediyi kapsıyor. O da çiftçinin üretime devam edebilmesi için çiftçiyi rahatlatan bir düzenleme değil.”

Ürünü pazarlama konusunda yaşanan sıkıntıların zincir marketleri gündeme getirdiğini dile getiren Suiçmez; “Bir yandan da ülkemizde pandemiye, kuraklığa özel önlemler olmadığı aşamada pazarlama konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Gıda tedarik zincirinde çiftçilerin demokratik kooperatifler üstünden ürününü işleyip pazara getirememesi zincir marketlerin hakimiyetini gündeme getirdi. Zincir marketler de kendi aralarında belirledikleri fiyat ile ülkemizde tekelci bir yapı kurdu. Pandemi yasakları sürecinde yaş meyve ve sebzelerin hasadı gündemeydi. Semt pazarlarını kapattık. Orada da çiftçinin elinde bol miktarda ürün tarlada kaldı. Oysa ne ekerseniz ekin, alacağız denilmişti. Maalesef o konuda verilen sözler tutulmuyor.” dedi.

AÇIKLANAN ÜRÜN FİYATLARINA DEĞİNDİ

Hububat ürünlerinin açıklanan fiyatlarını değerlendiren Suiçmez, fiyatların düşük olduğunu ve çiftçinin elinden ürününün ucuza çıkacağını iddia etti. Ton başına hangi fiyatların olması gerektiğini belirten Suiçmez, sözlerine şöyle devam etti; “En temel ürünlerden biri olan buğday, arpa, mercimek, nohut fiyatları açıklandı. Ekmeklik buğday bin 650’den 2 bin 250 liraya çıktı ton başına. Makarnalık buğday bin 800’den 2 bin 450, arpa bin 275’ten bin 750 liraya çıktı. Bu aşamada TMO bu rakamları açıklarken şunu söyledi; biz dünya fiyatını dikkate alıyoruz, maliyetleri dikkate alıyoruz, piyasa koşullarını dikkate alıyoruz, kuraklığı dikkate alıyoruz, tüketiciyi dikkate alıyoruz. Biz de diyoruz ki; bu açıklanan fiyatlar, şu anki dünya borsa fiyatlarının çok altında ki zaman içinde o fiyatlar daha da yükselecek. Bundan dolayı açıklanan bu rakamlarla çiftçinin elinden ürün ucuza çıkacak ama yurtdışı ihalelerinde çok daha yüksek fiyata, çok uluslu şirketlere, yabancı ülkelerin çiftçilerini desteklemeye maalesef devam edilecek. Maliyetleri dikkate aldık, dediler. Şimdi maliyete de baktığımız zaman ülkemizde TÜİK verilerine göre; tarımsal girdi fiyat endeksi Şubat ayında yüzde 19,6. TÜİK’e göre de en yüksek artışlardan biri gübre yüzde 36. Et ve Süt Kurumunun verilerine baktığımızda da, burada da yüzde 50-55 seviyelerinde dap ve üre fiyatları. Tarım Bakanlığının sayfasındaki girdi fiyatlarına baktığımızda ise; gübreler çeşidine göre yüzde 46 ile yüzde 68 arasında, yem yüzde 54 oranında artmış. Dolayısıyla gerçek piyasada ise bu rakamlar çok daha yüksek. Girdi maliyetlerinin en az yüzde 50 arttığı bir ortamda makarnalık buğdaya ve arpaya verilen yüzde 36’lık alım fiyatı farkı enflasyonun üstünde olsa bile girdi maliyetlerinin çok altında. Dünya fiyatlarının da altında.”

Tarımın bir yatırım malı olarak görülüp stoklama sistemine gidilmesini ile ilgili görüşlerini aktaran Suiçmez, şunları söyledi; “Bir de şöyle bir durum var; ZMO maliyet analizlerini şubelerimizde yapıyor. Örneğin; ekmeklik buğday 2 bin 250 TL ton iken bizim Adana şubemiz bunu 2 bin 570 lira olarak, Şanlıurfa şubemiz 2 bin 730 TL ton olarak açıkladı. Arpa fiyatı bin 750 olarak açıklandı. Şanlıurfa’ya göre arpanın maliyeti bin 900 TL. Dolayısıyla maliyetin altında bir rakam açıklandı. Bu arada borsada ilk hasatlardan sonra fiyatlar oluştu. Şu anda iç piyasada da rakamlar bu açıklanan maliyet ve açıklanan alım fiyatlarının üzerinde. Bu durumda TMO yeteri kadar buğday, arpa alabilecek mi, stoklarını oluşturup yarın öbür gün duruma göre müdahale edebilecek mi? Çünkü çiftçi elindeki ürünü vermek zorunda. Masraflarını en azından karşılayıp bir an önce paraya ulaşma durumunda. Bu aşamada da hasatta düşük fiyat verip hasat sonrası bunu depolayıp piyasaya sunan aracılık sistemi, stokçuluk sistemi ülkemizde var. Tarım aynı zamanda şu anda bir yatırım malı olarak görünmektedir. Bu stokçuluğu, bu fahiş fiyatları önlemesi gereken kurum TOM’dur. Bu nedenle TMO’yu gerek girdi maliyetlerini gerek iç piyasadaki borsa fiyatlarını gerek dünyadaki fiyatları göz önüne alarak daha gerçekçi bir fiyat açıklaması gerekirdi. Bizim ülke ortalamasında beklentimiz de ekmeklik buğdayda en az 2 bin 600 TL ton, makarnalık buğdayda 3 bin TL ton idi.”

‘ÇOK NET EKONOMİK DESTEKLER AÇIKLANMALI’

Pandeminin bir süre daha devam edeceği öngörüsünde olan Suiçmez, bu nedenle çiftçilere yönelik somut destek paketlerinin oluşturulması gerektiğini savundu ve şunları ifade etti; “Pandemi bir süre daha böyle devam edecek. Ülkemizde üretime yönelik çok net, somut, ek ekonomik destekleri paketi açıklanmalıdır. Destekler arttırılmalı ve zamanında ödenmelidir. Tarımsal kredi borçları yapılandırılmalı, anapara sabit tutulup alındığı yıla göre 5 yılda ödenmeli, faizler silinmeli. Mazotta en son ÖTV artışı da çiftçiye olumsuz yansıyacak. Mazot, gübre, tohum, yem, ilaç gibi dışarıya bağımlı dövize bağımlı girdilerde KDV, ÖTV oranları pandemi ve kuraklığa özel olarak geçici bir süre olsa da indirilmeli. Üretim planlamasını çiftçinin kâr güdüsüne ya da zincir marketlerin kâr amacına göre belirlemeyip, Türkiye’nin ciddi bir kıtlık ve olmamasını umduğumuz açlık sorununu yaşamaması için temel ürünlerde desteklerle verilen tarımsal üretim planlamasının  mutlaka hayata geçirilmesi gerekiyor. Kuraklık boyutunda hidrolojik kuraklıkta olacak, öyle gözüküyor. Sulu tarım yatırımlarının hızlandırılması, sulamada basınçlı sistemlere geçilmesi, tasarruflu su kullanımın yapılması, araştırma-geliştirme çalışmaları ile kuraklığa dayanıklı türlerin ekilmesi, bunların hepsinin de ortalama bir destek fiyatı ile değil, özel sorunlara yönelik özel önlemler paketi çerçevesinde çiftçinin üretimden kopmayacağı ortamı yaratacağı şekilde verilmesi gerekmekte. O konuda Tarım Bakanlığı çeşitli illerde kuraklık hasarlarını tespit etmeye çalışıyor. Bu bize göre çok geç kalınmış bir faaliyettir. O aşamada tarım sigortaları da çok önemli. Ülkemizde Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS)’ne kayıtlı olanlar ancak Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM)’na başvurabiliyorlar. Kuraklık kapsamı içine alınsa da sıkıntılar var. Oysa bu kuraklık, en son yağışlar Marmara dışında tüm Türkiye’yi etkiledi. Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu’da kuru tarımda çok yüksek oranda hasar var.”

Kuraklık kaynaklı hasara uğrayan çiftçilere neye göre destek verileceği ve hasarlarının nasıl karşılanacağına yönelik çözüm modellerinin oluşturulması gerektiğini vurgulayan kamucu tarım politikalarına dikkat çekti. Suiçmez: “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, biz kuraklık zararına uğramış çiftçilerimizin borçlarını erteleyeceğiz gibi bir açıklama yaptı. Bu kuraklık zararlarını kim belirleyecek, TARSİM boyutunda olmayan ÇKS’nin dışında olan çok sayıda çiftçimiz var, bunların kuraklık sorunu ne olacak, nasıl karşılanacak? Bu nedenle güçlü bir TARSİM sistemi, çiftçilerin tümünü kapsayacak, kuraklığın tümünü kapsayacak şekilde bir sigorta havuzu, borcu erteleme değil, çiftçi zaten ürün ekememiş, onu satamamış, satamadığı ürün ile ertelenen borcu yine ödeyemeyecek, yine tarlasına, arsasına, traktörüne, hayvanına ipotek konulacak. Bundan dolayı böylesi önemli durumlarda en azında Avrupa Birliği (AB), en azında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi en liberal örnekleri örnek alıp korumacı önlemler ile çiftçimize doğrudan ödemeler yapılıp rahatlaması, önünü görmesi ve tarımsal üretime gelecek yıllarda da devam etmesinin yolunun açılması gerekir. Aksi halde az ürün demek, yurtdışından daha çok alım demek, daha yüksek fiyata alım demek. Bu hem ülke ekonomisi açısından bir kayıp demek hem de daha da yükselecek gıda enflasyonu demek. Gıda enflasyonunun düşmeyeceğini de Merkez Bankası resmi olarak açıkladı. 2021 yılı hem enflasyon rakamlarını hem de gıda enflasyonu rakamlarını yukarıya doğru revize etti ve 2021 yılında da gıda enflasyonunun tahmini yüzde 11’di, yüzde 13,5’e çekti. Gerçekte de bunun çok daha yüksek olacağını düşünüyoruz. Bundan dolayı tarımın serbest piyasa koşullarında belli şirketlerin, belli marketlerin kontrolüne bırakılmaması gerekir. Mutlaka kamunun korumacı bir şekilde alan müdahale etmesi, somut destekler alması, altyapı sorunlarını, sulama, arazi, toplaştırma sorunlarını hızla çözmesi gerekir. Bunun da bir bakış açısı değişikliği ile olması gerekir. Şu anda serbest piyasaya bağımlı neoliberal tarım politikaları uygulanıyor. Kamu destekleri yetersiz, dışa bağımlılık sürüyor. Bu nedenle tarımda mutlaka kamucu tarım politikalarına geçişimiz şarttır.” şeklinde konuştu. 

- Reklam -